Ana sayfa
  Künye
  Hakkımızda
  Türkiye Klinikleri
  İletişim
 

 

16-03-2010  


 MEDİANKET
Mesleki sorumluluk sigortası yaptırdınız mı?
Evet
Hayır, ama yaptıracağım
Yaptırmayı düşünmüyorum
Anket Sonuçları
 KÖŞE YAZILARI
Prof. Dr.  Şahin   AKSOY
14 Mart: Bayram Gelmiş Neyime?
Prof. Dr. Şahin AKSOY
Prof. Dr.  İsmail Hakkı   AYDIN
Prof. Dr. Bülent Tarcan’ın Anısına
Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN
Prof. Dr.  Yasemin   BALCI
Bir Rüya Gördüm, Hayırlısı…
Prof. Dr. Yasemin BALCI
Prof.Dr.  Nurettin   BAŞARAN
CVS mi, Amniyosentez mi?
Prof.Dr. Nurettin BAŞARAN
Prof. Dr.  Süleyman   BAYKAL
Tıp Fakültesi Hastanelerinden Ne Beklenmeli, Ne Beklenmemeli?
Prof. Dr. Süleyman BAYKAL
Prof.Dr.  Erbil   DURSUN
Otobüs Fiyatlarından SUT Ödemelerine ve Hekimlerin Mutsuzluğu Üzerine
Prof.Dr. Erbil DURSUN
Prof. Dr.  Hakan   ÖMEROĞLU
Tam Gün Yasası Kapsamında Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerine Döner Sermayeden Yapılacak Ödemeler Nasıl Yapılandırılmalıdır?
Prof. Dr. Hakan ÖMEROĞLU
Prof. Dr.  Tevfik   ÖZLÜ
SUT ve Yoğun Bakım
Prof. Dr. Tevfik ÖZLÜ
Prof. Dr.  Erol   ÖZMEN
Tam Gün Yasası ve Ek Ders Ödemeleri
Prof. Dr. Erol ÖZMEN
 Kullanıcı Girişi
Kullanıcı adı:
Şifre:
 ETKİNLİKLER
  • 1. Uludağ Kardiyoloji Günleri
  • 18-03-2010 / 21-03-2010
  • 1. Uludağ Kardiyoloji Günleri
  • 18-03-2010 / 21-03-2010
  • I. Aile Hekimliği Acil Tıp Ulusal Kongresi
  • 26-03-2010 / 28-03-2010
  • X. Medulla Spinalis Yaralanmaları Sempozyumu
  • 27-03-2010 / 27-03-2010
  • Damak Yarıklı Hastalardaki Konuşma Bozuklukları ve Tedavileri
  • 27-03-2010 / 27-03-2010
     ÖZEL DOSYALAR
    Mecburi Hizmet dosyası
    Hükümet, mecburi hizmeti, devlet hizmeti adıyla yeniden uygulamaya hazırlanıyor... Mecburi hizmet ile ilgili hem Medimagazin'de hem de ulusal basında çıkan haberleri bulabileceğiniz bir dosya...

    MediBilgi
    Sağlık personeline yönelik başta mevzuat olmak üzere tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

    SORU-CEVAP
    Mecburi hizmet, atama ve nakiller, eş durumu gibi konularda sizden gelen sorular ve cevapları

    Tam Gün Yasası 2009
    Tam Gün Yasası Taslağı, TBMM, Sağlık Bakanlığı

    TUS Dosyası
    1987 yılından bu yana yapılan Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) ile ilgili istatistikleri ve ropörtajları bu dosyada bulacaksınız.

    Akademisyenlerimiz
    Medimagazin - Akademisyenlerimiz bölümünde yer alan akademisyenlerimiz hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz

    Derneklerimiz
    Medimagazin - Derneklerimiz bölümünde yer alan dernekler hakkındaki bilgileri bu bölümde bulabilirsiniz.

    Tabip Odalarımız
    Medimagazin - Tabip Odalarımız bölümünde yer alan tabip odaları hakkında bilgi edinebilirsiniz

    Türkiye'de Tıbbi Yayıncılık
    Türkiye'deki tıbbi yayınlarla ilgili mevcut durumu ve çözüm önerilerini dergi editörlerine sorduk

    Tıpta Uzmanlık Eğitimi Dosyası
    Uzmanlık eğitimi veren üniversiteler ve SB eğitim hastaneleri arasındaki benzerlikler ve farklar neler?

    Performans Dosyası
    Sağlık Bakanlığı'nın başlattığı performansa göre döner sermaye uygulaması ile ilgili bugüne kadar Medimagazin ve diğer basın organlarında yayımlanan haberler bu dosyada

    Tıp Eğitimi Dosyası
    Tıp fakültelerinin altyapı ve eğitimle ilgili sorunlarıyla ilgili fakültele yöneticileriyle yapılan ropörtajları içeriyor.

    Tıp Kongreleri
    Türkiye'de düzenlenen tıp kongreleri hakkında sayısal verilerin yanısıra dernek başkanları ve turizm firmalarının görüşlerini yansıtan, kongrelerle bir çok bilgiyi bulabileceğiniz bir dosya...

     
     KÖŞE YAZISI
      Prof. Dr. Şahin AKSOY
    Şahin   AKSOY
      Ruha\'dan
      Harran Ünv. Tıp Fak. Deontoloji ve Tıp Tarihi A.D.Bşk. ve Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı
      .: Bütün Yazıları  |  e-posta gönder

    27-11-2006
    Sayı : 306


    20. Yüzyılın en büyük yanılgılarından biri: Beyin Ölümü

    Sıcak Ölüler

    Ölüm her aklına geldiğinde ah edip vah edip inleme, bu halinle Tanrıyı incitmiş olacaksın.
    Ecel kapını çaldığında evi telaşa verme,
    o geldiği zaman sen gitmiş olacaksın.
    (Anonim)

    Bu haftaki Medimagazin’de Sağlık Bakanlığı’nın, beyin ölümü raporu verilen hastaların yaşam destek ünitesinden çıkarılıp çıkarılmaması karanını aile onayına bırakan yasada değişiklik yapma hazırlığı ile ilgili bir haber var. Bu da yetmiyormuş gibi, hazırlanılan yeni yasa taslağında, beyin ölümü raporu 4 uzman yerine 2 uzman onayıyla verilecekmiş. Habere göre Organ Nakli Koordinatörleri Derneği kurucularından Dr. Engin Çelik, “Kanuna göre, beyin ölümü olunca yakınlarına önce organ bağışı yapıp yapmayacakları soruluyor. Aile ‘hayır’ dediğinde hekimler, ‘O zaman yaşam destek ünitesinden çıkaralım mı?’ diye sormak zorunda kalıyor. Böyle olduğunda aile, sağlık personelini kişi ölmeden organlarını almaya çalışmakla suçluyor” demiş.

    Haberi hazırlayan muhabir arkadaşımız beni arayarak konu hakkındaki görüşümü istedi, ben de; “Bunun yersiz ve yanlış bir çaba olacağını, aile onayını yasadan çıkarmanın organını bağışlamış kişilerin kurtarılması için hekimlerin yeterince çaba harcamadıklarına dair hasta yakınlarının şüphelerini kuvvetlendireceğini, bunun tıbba ve hekimlere olan güveni sarsacağını ve bu yasanın, zaten az olan organ bağışı sayısını azaltacağını” söyledim. Ancak konunun önemine ve beyin ölümü ile organ nakilleri konusundaki ciddi kafa karışıklığına binaen bu haftaki yazımı bu konuya ayırmak istedim. Yazının devamında her biri bilimsel dergilerden alınmış bazı bilgiler ile bazı kanaatlerimi dile getireceğim.

    * Beyin ölümü kavramı 1968 yılında başarılı kalp nakli ameliyatlarının yapılmasından sonra Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından ortaya atılmış ve bugün tıp çevreleri ve hükümetler tarafından hüsnükabul görmüş, 20. yüzyılın en büyük yanılgısından birisidir.

    * Beyin ölümü kavramının organ nakillerine ‘malzeme’ sağlama ile yoğun bakımdaki belli hastaları ‘sessiz gemi’ye vakitsizce bindirme dışında hiçbir pratik faydası bulunmamaktadır.

    * Beyin ölümü teşhisi koyulan hastalar organları alınana kadar ‘yaşam destek makinesi’nde tutulur, idrar takibi yapılır, enfeksiyon ihtimaline karşı antibiyotik verilir, hatta kalbi durursa kalp masajı yapılır.

    * Eğer anestezi yapılmazsa, beyin ölümü gerçekleşen hastalar organları alınırken neşter darbelerine tepki verir ve kan basıncı ile kalp atımı belirgin şekilde yükselir. İngiltere’de Norfolk ve Norwich Hastaneleri uzman anesteziyoloğu Dr. Phillip Keep 19 Ağustos 2000 tarihli Guardian gazetesine verdiği beyanatta “Beyin ölümü gerçekleşmiş kişinin organlarını alırken bıçağı vurduğunuzda nabız ve kan basıncı fırlar. Eğer hastaya anestezi vermezseniz hasta kımıldamaya başlar, kıvranır ve ameliyat etmek imkansız bir hal alır” demiştir.

    * Literatürde beyin ölümü teşhisi konulan hamile kadının aylarca bu durumda kaldığı ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirdiği ile beyin ölümü gerçekleşen bir çocuğun ‘yaşam destek makinesi’ne bağlı olarak ve gerekli beslenmesi yapılarak 14 yıla kadar hayatta kaldığı rapor edilmiştir.

    * Beyin ölümü teşhisinde hata yapmak mümkündür. Örneğin GuillianBarre sendromu, hipotermi ve bazı ilaçlar ve toksinler beyin ölümü belirtileri verebilmektedir.

    * Beyin ölümünün mutlak ölüm olduğunu savunan yazarlarının en temel savlarından birisi, beyinin bedendeki “en üst düzenleyici” olduğu, onun geri dönüşümsüz olarak hasarlanması ile yaşamın da sona ermiş olacağıdır. Oysa en az beyin kadar, kalp, karaciğer, böbrek ve diğer organlarda bedensel bütünlüğün ve hayatiyetin devamı için şarttır. Bunlardan her hangi birisinin “ölmesi” de diğer bütün organların iflası, dolayısı ile canlının hayatının sona ermesine yol açar.

    * Kaliforniya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Pediatrik Nöroloji profesörü Shewmon, beyin ölümü kriterleri savunucularının temel dayanaklarından birisi olan, beyinin “bedenimizi bir arada tutan ana unsur” olduğu iddiasının tamamen tartışmalı olduğu, çünkü beyin ölümünün bedenin “dağılmasına” neden olmayacağını, dolayısı ile, klinik beyin ölümü durumunun ölümün biricik belirteci olarak tanıda kullanılmaması gerektiğini söylemiştir. Bedenimizi ‘bir arada tutan’ unsur kalptir. Ancak kalp öldüğü zaman, veya bedeni terk ettiği zaman beden ‘dağılır’.

    * Yıllar geçtikçe organa ihtiyaç duyanların sayısı ile organını bağışlayanların sayısı arasındaki farkın daha da açılması, bütün çabalara rağmen ne dünyada ne de ülkemizde insanların beyin ölümünü gerçek ölüme denk görmediğini, bu yüzden de organını bağışlamadığını göstermektedir. Avrupa’da organ bağışlama oranı %15-20 iken, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, Türkiye’de %1’de kalmaktadır. Türkiye genelinde 2002 yılında 1073, 2003’de 984 kişi organ bağışlarken, Ankara’da 2002’de 77, 2003’de 43, 2004’de 9 kişi organını bağışlamıştır. Yine Sağlık Bakanlığı’nın internet sayfasında 2005 yılında yayınladığı verilere göre organ bağışlarının oranı ilden ile de farklılık göstermektedir. Organ bağışlarının %21.8’i İzmir, %13.4’ü İstanbul, %8.3’ü Aydın, %6.8’i Denizli’den yapılırken, Şanlıurfa’nın da içinde bulunduğu pek çok ilde son 2 yıl içinde hiç organ bağışı yapılmamıştır.

    * 29.05.1979 tarih ve 2238 sayılı “Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun”un 5. maddesi “On sekiz yaşını doldurmamış ve mümeyyiz olmayan kişilerden organ ve doku alınması yasaktır” der. Ancak ülkemizde on sekiz yaşın altındaki beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin organları, bu yasağa rağmen, hekimlerin teşviki ve anne-babalarının onayı ile alınır ve medya da bunu ‘çarşaf-çarşaf’ haber yapar.

    * Mevcut pek çok bilimsel veri ile beyin ölümünün mutlak ölüm olmadığı son derece açıktır. Aslında beyin ölümü sadece, böbrek yetmezliği veya karaciğerin iflası gibi bir prognoz göstergesidir.

    * Beyin ölümü tanısı konulan hastalardan alınan organlar, esasında halâ canlı olan, kalbi atan, yardımla bile olsa nefes alıp-veren, kan dolaşımı devam eden, insan sıcaklığını taşıyan, hatta belki de ağrı duyan insanlardan alınmaktadır.

    * Öyleyse, daha fazla organ kaynağı oluşturmak adına bu ‘varsayımsal’ ölüm tanımından vazgeçilmesidir. Eğer beyin ölümünün mutlak ölüm olduğu varsayımına devam edilecek ve bu hastalardan organ alınmaya devam edilecekse en azından organ bağışı yapan kişilere ve kamuoyuna, onlara organları alınırken anestezi (ve analjezi) verilmesi gerektiği, aksi takdirde irkilme ve kıvranmanın söz konusu olacağı, nabız ve tansiyonlarının yükseleceği söylenmelidir. Aksi takdirde, organlarını başkalarının yaşamını kurtarmak için verme fedâkarlığında bulunan bu insanların uygun şekilde bilgilendirildiğinden söz edilemez. Bu haksız bilgilendirmeme ve samimiyetsizlik devam ettiği sürece insanların gönül rahatlığı ile organlarını bağışlamalarını beklemek boşunadır. Sağlık Bakanlığı’nın hazırlık içinde olduğu yasa değişikliği de toplum nazarındaki şüpheleri artırmaktan başka bir şeye yaramayacaktır.

    Haftaya: Organ nakline karşı mıyım? Organ yetmezliklerinin tedavisinde ne öneriyorum? Kişilerin canlıyken veya öldükten sonra organlarını bağışlamasını teşvik için neler yapılmalı?
     
     GÜNCEL HABERLER
  • Bakanlık: Haberler yanlış, Yönetmelikle hapis cezası düzenlemesi zaten yapılamaz
  • Diş hekimiyle randevusuna gitmeyen hastaya 720 Euro ceza
  • TJOD Başkanı: Kafatasçı yaklaşımlardan uzaklaşmak lazım
  • Doktor MR pahalı diye hastayı hastaneye göndermedi
  • Başbakan Buket için Prof. Dr. Deda'yı görevlendirdi
  • Memorial-Türk Böbrek Vakfı işbirliği
  • Doktorların "aşırı doz" kaygısı
  • Rutin dışına çıktı, yılın doktoru oldu
  • “Kapalı kapılar ardında neler oluyor?”
  • Yönlendiren doktora 3 yıla kadar dava açılacak
  • YÖK BÖYLE BİR ŞEY: YÖK/ÜAK doçent olmayı imkansızlaştırdı!
  • Kardiyak aritmiye soğukla tedavi
  • Başhekim: Gazeteci beni tehdit etti
  • Aspirin efsanesi çöküyor mu?
  • 14 Mart Tıp Bayramı kaldırılsın mı?
  • Tıp Bayramı Nasıl Kutlanmalı?
  • Sağlık reformu üç yılda komaya soktu
  • Ordu Tıp’ın öğrencileri Gazi’de eğitim görecek
  • Halk hekimlere karşı kışkırtılıyor
  • Rektör Akınoğlu: Tam gün yasasıyla hizmet kalitemizde düşme olmadı
  • Müsteşar: Hastanenin kapatılması söz konusu değil
  • İlaçta 5 bin kişi işini kaybedecek, 1.3 milyar liralık ek işsiz olacak
  • “Tam Gün yeni bir sorumluluk yükledi”
  • Kaç tıp fakültesi var?
  • SUT’ta fazlalık bile var
  • Durmuş: TTB Başkanı el altından Tam Günü destekliyor
  • "Emekliliğe yansıyan hakkaniyetli gelir istiyoruz"
  • Durmuş'tan özel hastanelere tavsiye
  • Tıp bayramı 4 doktorla kutlandı!
  • Sağlık çalışanlarına ek ödeme müjdesi
  • Akdağ'dan hekimlere destek sözü:Gücüm olduğu sürece imkanlarınızı artıracağım
  • Hemşireler, doktorlardan daha çok kazanıyor
  • ‘Özerk hastane’ hızlandı, 10 bin yönetici tedirgin oldu
  • TUS Deneme Sınavı sonuçlandı, Birinci Ankara Tıp'tan
  • İşte Türkiye’nin doktor haritası



  •  RÖPORTAJ
    Prof. Dr Sibel Çubukçu Fırat
    Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr Sibel Çubukçu Fırat
     HAFTANIN KLİNİĞİ
    Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Hastalıkları Kliniği
    Kliniklerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği Şefi Doç. Dr. Yıldız Dallar

    Medimagazin ® sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları Ortadoğu Reklam Tanıtım ve Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.©
    Bu sitede yer alan haber, fotoğraf, yazı, ilan ve reklam içerikleri sağlık profesyonellerinin kullanımına yöneliktir. Sağlık çalışanlarının dışında site kullanımından doğabilecek her türlü sorumluluk kullanıcıya aittir.

    Powered By F1max Bilişim Hizmetleri