Damak Yarıklı Hastalardaki Konuşma Bozuklukları ve Tedavileri
27-03-2010 / 27-03-2010
ÖZEL DOSYALAR
Mecburi Hizmet dosyası
Hükümet, mecburi hizmeti, devlet hizmeti adıyla yeniden uygulamaya hazırlanıyor... Mecburi hizmet ile ilgili hem Medimagazin'de hem de ulusal basında çıkan haberleri bulabileceğiniz bir dosya...
MediBilgi
Sağlık personeline yönelik başta mevzuat olmak üzere tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.
SORU-CEVAP
Mecburi hizmet, atama ve nakiller, eş durumu gibi konularda sizden gelen sorular ve cevapları
TUS Dosyası
1987 yılından bu yana yapılan Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) ile ilgili istatistikleri ve ropörtajları bu dosyada bulacaksınız.
Akademisyenlerimiz
Medimagazin - Akademisyenlerimiz bölümünde yer alan akademisyenlerimiz hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz
Derneklerimiz
Medimagazin - Derneklerimiz bölümünde yer alan dernekler hakkındaki bilgileri bu bölümde bulabilirsiniz.
Tabip Odalarımız
Medimagazin - Tabip Odalarımız bölümünde yer alan tabip odaları hakkında bilgi edinebilirsiniz
Türkiye'de Tıbbi Yayıncılık
Türkiye'deki tıbbi yayınlarla ilgili mevcut durumu ve çözüm önerilerini dergi editörlerine sorduk
Tıpta Uzmanlık Eğitimi Dosyası
Uzmanlık eğitimi veren üniversiteler ve SB eğitim hastaneleri arasındaki benzerlikler ve farklar neler?
Performans Dosyası
Sağlık Bakanlığı'nın başlattığı performansa göre döner sermaye uygulaması ile ilgili bugüne kadar Medimagazin ve diğer basın organlarında yayımlanan haberler bu dosyada
Tıp Eğitimi Dosyası
Tıp fakültelerinin altyapı ve eğitimle ilgili sorunlarıyla ilgili fakültele yöneticileriyle yapılan ropörtajları içeriyor.
Tıp Kongreleri
Türkiye'de düzenlenen tıp kongreleri hakkında sayısal verilerin yanısıra dernek başkanları ve turizm firmalarının görüşlerini yansıtan, kongrelerle bir çok bilgiyi bulabileceğiniz bir dosya...
HABER
09-10-2006
Akademisyen olmak için, insanlarla bilgi paylaşımını bilmek lazım
Akademisyenlerimiz köşesinin bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işık Bökesoy
Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1945’te Adana’da doğdum. Orta öğrenimimi Adana’da tamamladım. 1962’de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdim. O zaman, Fen Fakültesinde okuyorduk. 1968 yılında mezun oldum. Önce Nörolojide 1.5 yıl asistanlık yaptım. Sonra kızım doğdu. 2 yıl evde oturdum, bebek büyüttüm. Tekrar işe başladığımda, bu kez genetikten başladım. O gün bu gündür genetikte çalışıyorum.
Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Beni en fazla etkileyen insan, Kopenhag’da, Kennedy Üniversitesi hocası Prof. Nikkelsen vardır. O, benim dünyaya bakışımı değiştiren bir hanımdır. Bana okuduklarımı nasıl kullanacağımı öğretmiştir. Çünkü, bilgi sahibi olmak yetmiyor. O bilgiyi nasıl kullanacağınızı bilmek önemli.
Başınızdan geçen, mesleğinizle ilgili en ilginç anınız nedir?
Adım Işık olduğu için çoğu kez beni erkek zannederler. Telefondan beni ‘Işık Bey’i arıyorum’ diye ararlar. Hanımefendinin biri de aynı şekilde aradı ve ‘Lütfen Işık Bey’i verin’ dedi. Aradığı kişinin ben olduğumu söylememe rağmen kadın ısrarla Işık Bey’i istedi. ‘Ben, Işık Bey hakkında çok şey duydum, onunla konuşmam lazım, onunla görüşmem lazım’ diye ısrar etti. Benim de tepem attı. ‘İlla bey mi olması lazım sizin saygı duyduğunuz insanın? Neden beni kabul edemiyorsunuz?’ deyince kadın kapattı telefonu. Daha sonra kadın buraya geldi, ‘kimi arıyorsunuz’ deyince, ‘Işık Hanım’ı arıyorum’ cevabını verdi ve özür diledi.
Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlık ortamının hiç iyi olmadığını düşünüyorum. Hizmet veren bir sektör olarak baktığımda, hastalara acıyorum doğrusu. Hastaların muhatap oldukları olaylara da fevkalade üzülüyorum. Hekimlerimiz çok kaliteli olabilirler fakat sağlık hizmeti sunumunda hastalar cahil bir muameleyle karşı karşıya. Örneğin bize gelen hasta, çoğu kez niçin işlem yaptırdığını bilmez. Hastayı bize yollayan hekim, hastasına çok fazla bilgi vermez. Halbuki yapılması gereken; hastayı geldiği andan itibaren bütün yapısıyla ele almaktır. “Ben sadece işimi yaparım” anlayışını kabul etmiyorum. Bir diğer husus da, artık çok özelleşti konular. Artık herkes olayın bir tarafını tutuyor; olayın bütünü kaçırılıyor diye düşünüyorum. Dolayısıyla ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin içinde bir insan olarak, işlerin çok da sağlıklı yürümediğini üzüntüyle izlemekteyim.
Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Çocukluğumda okuduğum bir kitaptan çok etkilenmiştim, doktor olmaya karar verdiğimde ilkokuldaydım. Kitap, Afrika’da çalışan bir doktorun hayatını anlatıyordu. Onu okuduğum zaman ‘Ben doktor olmalıyım’ diye karar vermiştim. Hakikaten lisedeyken baktım, benim en başarılı olduğum alanlar fen, biyolojiydi. Mesleğimi seviyorum, çünkü insanları seviyorum. Mesleğimle ilgili çok şikayet ederim belki ama bir kere daha dünyaya gelsem gene doktor olurdum.
Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
İnsanları seviyorum dedim ama insanlarla uğraşmak kolay değil tabii. Beni en fazla üzen, bir takım imkansızlıkların yaşanmış olmasıdır. Laboratuvarda yapmak istediğiniz bir araştırma için alınacak üç kuruşluk bir malzeme sizi aylarca, yıllarca bekletebilir, malzemeyi hiçbir zaman alamayabilirsiniz ve dolayısıyla istediğiniz bir araştırma yapılamaz. Sonra bir bakarsınız, aynı konuda bilmem nerede, bilmem kim araştırma yapmış. Bu insana çok acı verir.
Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
‘Akademisyenlik eğitimle mi olmalı?’ diye bir soru sormak isterim. Yani ‘Ben öğrenimimi tamamlayayım, uzmanlık yapayım artık ben akademisyenim.’ Hayır; böyle değildir. Akademisyen olmak için insanlarla bilgi paylaşımını bilmek lazım. O bilgiyi, siz kendiniz üretmeseniz bile o bilginin nasıl kullanılacağını insanlara öğretecek onlarla paylaşacak bir yapınızın olması lazım. Akademisyen, yaşamına da dikkat etmeli. Şekil olarak da bir akademisyene uygun yaşamı olmalı. Dürüst ve namuslu olmalı. Ben akademisyenlere ‘Hoca’ denilmesinden yanayım. ‘Hoca’ denildiği zaman o insana güvenilmeli; o insan sözünün arkasında durabilmeli; o insan sosyal bir insan olmalı; ülkesindeki politik olaylarla da ilgilenmeli ve hatta bunu öğrencileriyle de paylaşabilmeli. Tabii öğrencileri varsa. Çünkü, yeni eğitim sistemlerinde artık hocalık da değişti. Siz sadece ‘bir şeyler anlatan’ kişi formuna girmek durumundasınız. Halbuki sizin davranışlarınız ve öğrenciyle kuracağınız iletişim, ciddi bir model olmanızı sağlayacaktır.
Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
TÜBİTAK’tan aldığım bursla Danimarka’ya gitmiştim, sözünü ettiğim Prof. Nikkelsen’in yanında çalışmıştım. Prof. Mohr ile de çalıştım. Onlardan çok şey öğrendim. Öğrendiklerimin başında, davranış modeli geliyor. Tutum diyoruz. Oların sergilemiş oldukları tutum bana bilimsel ve akademik anlamda çok şey kazandırdı. Bir keresinde de Japon Hükümetinin verdiği bursla Japonya’ya gittim. Zihinsel engelli çocukların eğitimiyle ilgili bir kurstu; 3.5 ay da orada kaldım. Dünyanın her yerinden gelmiş bilim adamlarıyla birlikte, zihinsel engelli çocukların eğitiminde başvurulması gereken yollar konusunda önemli tartışmalar yaparak, bir takım deneyimler kazandığımı zannediyorum.
Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Yurt dışının cazip tarafları tabii var. Çünkü olanaklar çok. Orada, yaptığınız işle ilgili tartışacağınız insanlar var. Türkiye’de bu çok sınırlı. İşi yapmanız zaten çok zor, yaptığınız zaman işi tartışacak, ciddi eleştirecek, yorum yapacağınız insan bulmanız fevkalade zor. Ama yurt dışında kalır mıydım? Hayır, kalmazdım.
Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Bir kısmı kitaplarda, bir kısmı dergilerde herhalde yüze yakın yayınım vardır. Daha çok yurt dışı olduğunu söyleyebilirim.
Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Çalıştığım kurum, benim doğup büyüdüğüm kurum. Ben bir Ankara Tıplıyım. Bu kurumun daha iyi olmasını isterim. Ama genelde, kurumlarda benim beklentilerimin altında kalan bir durum söz konusu. Bunun nedenlerini tartışmak zor.
YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
YÖK Başkanı olsaydım, herhalde akademik kurulların işleyişinin sağlanmasını isterdim. Çünkü benim gençliğimde Profesörler Kurulu vardı. Profesörler Kurulu olarak, akademik kurul halinde toplandığımızda ciddi tartışmalar olurdu ve herkes fikrini söylerdi. Akademik kurullar, üniversiteyle ilgili alınacak kararlarda merkezdi. Şimdi öyle bir şey yok. Eski Yunan medeniyetinde şehirlerin idaresi halkın katılımıyla gerçekleşirdi. Eskiden üniversiteler buna benziyordu. Yani akademisyenler bir araya gelerek karar alabiliyordu. Ama 80’lerden sonra kurulan sistem bunu değiştirdi. Şahsen ben üniversitelerin çok daha özerk olması gerektiğini ve üniversitede akademik kurulların işlerlik kazanması gerektiğini düşünmekteyim.
Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Buradan emekli oluyorum, üstelik daha 5 yılım olmasına rağmen. Bu, ne demek istediğimi anlatır sanırım. Bu ortamda çalışılmaz çünkü. Etik deontoloji vardı bizde, deontoloji ortadan kalktı. Çünkü menfaatler ön planda. Yönetimle aranız ne kadar iyiyse size o kadar çok destek veriliyor. Buradakilerin beni nasıl tanımlayacağını bilemiyorum. Ama benim için söylenecek en fazla şey; çabuk öfkelenirim çabuk da sakinleşirim, kin gütmem. Ama çabuk öfkelenmem bazılarını rahatsız edebilir.
Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Mesleğimde hedeflediğim noktaya geldiğimi sanıyorum; işimi çok seviyorum, emekli olacak olmam, elimi ayağımı bilimden çekeceğim anlamına gelmesin. Elimde bitirmem gereken yazılar var, onları bitirmeye çalışıyorum. Ayrıldıktan sonra da bilimsel arenada aktif olarak değil ama gözlemci olarak, tabi bu toplum hala bunları dinliyor halde olacaksa, yazmayı sürdüreceğim. Ben sadece akademik dergilerde değil, popüler bir takım dergilerde de yazılar yazarım.
Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Ben biraz fazla romantiğim. Dünyadan ve insanlardan güzel şeyler bekliyorum. Bunları görmeyince de kendime bazı şeyleri dert ediyorum. Bu da sağlığım üzerinde negatif etki yapıyor.
Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
Çocukluğumdan beri istediğim şeylerden bir tanesi; çocuk yetiştirmek, eğitmek, insanlara katkıda bulunmak. Kendi çocuklarıma belki koşturmaca içinde yapamamışımdır. Eğitimle ilgili bir kurumda çalışmak isterim.
Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
İnsanın ufak tefek ‘keşke’ leri hep olur. Hayatımda bir takım darbeler de yedim. Ama daha da iyisini yapamazdım gibi geliyor. Çocuklarıma daha çok zaman ayırmak isterdim diye düşünüyorum. Sonra da diyorum ki, acaba çocuklarıma daha fazla zaman ayırsam mı daha mutlu olurdum? Hayır, hiç öyle gelmiyor. Ben işimde mutluydum. Yine de ‘keşke’ demiyorum.
Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Hep kalbimdeler ama ne kadar vakit ayırdım, onlar mutlu olabildi mi bilemiyorum. Çocuklarım anne olunca, daha iyi anlıyorlar beni. Kızım, ‘anne sen eve gelirdin, sen mutfağa giderdin, bize yemek yapan, işlerimizi halleden bir insandın. Şimdi dönüp bakıyorum ve sen ne çok iş yaparmışsın anne, diyorum. Sen o sırada babam kadar çalışıyormuşsun, kariyer yapıyormuşsun. Ama ben senin her şeyinle çalışan tarafını görüyordum’ diyor. Onların, anne olduktan sonra en fazla hayret ettikleri şey bu oldu. Anne olunca bunu anladıklarını söylüyorlar.
Prof. Dr Sibel Çubukçu Fırat
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr Sibel Çubukçu Fırat
Kliniklerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği Şefi Doç. Dr. Yıldız Dallar