|
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülşen Yakupoğlu ve 4 arkadaşı, öğretim üyesi açığı yaşayan Harran Üniversitesi Tıp Fakültesinde bir hafta süreyle derslere girdi
Helin Aygün/Ankara
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, Avrupa ülkeleri üniversiteleri arasında öğrenci ve öğretim üyesi değişimine olanak sağlayan Erasmus programı benzeri bir uygulamaya imza attı. Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan 5 öğretim üyesi, eğitime destek vermek amacıyla Harran Üniversitesi Tıp Fakültesinde bir hafta süreyle ders verdi.
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülşen Yakupoğlu ve aynı anabilim dalında görev yapan Doç. Dr. İnci Süleymanlar, Prof. Dr. Burhan Savaş, Doç. Dr. Murat Tuncer ve Prof. Dr. Fevzi Ersoy, aynı zamanda Medimagazin gazetesi yazarı olan Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Aksoy’un çağrısı üzerine harekete geçti. Prof. Dr. Yakupoğlu ve arkadaşları, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında öğretim üyesi açığı yaşanması üzerine Şanlıurfa’ya giderek, 19-24 Kasım 2007 tarihleri arasında derslere girdi. Prof. Dr. Gülşen Yakupoğlu, Harran Üniversitesine önümüzdeki süreçte de destek vereceklerini belirterek, “Yani bir bakıma orası bizim kardeş anabilim dalımız oldu. Umarım diğer büyük üniversitelerdeki öğretim üyeleri de farklı şehirlerdeki tıp fakültelerinde kardeş anabilim ya da bilim dalları edinirler” dedi.
Prof. Dr. Gülşen Yakupoğlu, yaptıkları uygulama ile ilgili Medimagazin’in sorularını yanıtladı:
Harran Üniversitesi Tıp Fakültesine gitme kararını nasıl aldınız? Bu kararda neler etkili oldu?
Medimagazin gazetesini, içeriği, bizlere ulaştırılma şekli ve düzenli çıkan bir gazete olması nedeniyle çoğumuz severek okuyoruz. Toplumun sağlıkla uğraşan kesimine bilgi, haber, iletişim sağlayan sanırım tek gazete Medimagazin’dir. Bir gün arkadaşım Prof. Dr. Binnur Karayalçın bir yazıya dikkatimi çekti, birlikte okuduk ve çok etkilendik. Bu yazı Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı olan ve tüm yazılarını ilgiyle okuduğumuz Doç. Dr. Şahin Aksoy’un 29 Mayıs 2006 tarihli “Taşrada Öğretim Üyesi Olmak” başlıklı yazısıydı. Yazı şöyle başlıyor: “Ya bir yol açın, ya bir yol bulun ya da yoldan çekilin” Ted Turner.
Akdeniz Üniversitesine 27 yıl önce İç Hastalıkları Anabilim Dalını kurmak üzere çok genç bir öğretim üyesi olarak geldiğim, prefabrik, derme-çatma ve içinde hiç inşaat bitmeyen binalarda sorunlarla boğuşurken bir yandan da kendi alanım dışı dersleri anlatmaya çalışarak öğrenciye en iyisini verme çabaları içinde olduğum, yani bir “taşra öğretim üyesi” olduğum için Sayın Aksoy’un bu yazısını çok ama çok iyi anladım. Şunu hatırda tutmamız lazım ki Antalya da şimdiki Antalya değildi, tam bir taşra kentiydi ve Üniversitemizin kurulmasının şu andaki Antalya’ya katkısı da asla yadsınamaz bir gerçektir. Ayrıca o zamanki ilk öğrencilerimizden bir kısmı şimdi çok değerli öğretim üyeleri oldular ve önemli hizmetlerde bulunmaktadırlar. Akdeniz Üniversitesinin şimdi geldiği noktaya bakınca, emeklerimizin boşa çıkmamış olduğunu görüp mutlu oluyoruz.
Bu düşünceler içinde Harran Üniversitesi web sayfasını inceledim, İç Hastalıklarında öğretim üyesi açığı olması üzerine gerekli girişimlere başladım. Böylece Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında gastroenteroloji, nefroloji ve onkoloji derslerini anlatmaya karar verdik. Sayın Dr. Aksoy’un yazısında vurgulandığı gibi bir yol bulmuştum. Benimle birlikte İç Hastalıkları Anabilim Dalımızdan 8 öğretim üyemiz de gönüllü oldu, bunlardan 5’i ile programı uyguladık, Türkiye’de sanırım bir ilk oldu.
Bu ders programını uygulamada bizlere tüm elemanlarını seferber ederek, maddi ve manevi destekleri için Dr. Gökhan Pilli’nin şahsında Eczacıbaşı firmasına özel teşekkürlerimi bildirmek istiyorum. Böylece bu programı, zaten yeterince sıkıntıları olan oradaki öğretim üyelerimize ek bir sıkıntı getirmeden gerçekleştirmiş olduk. Ve buradan diğer ilaç firmaları ve değerli yöneticilerine seslenmek istiyorum, sadece kongre ya da gezi planları için değil aynı zamanda bu şekildeki eğitim programlarına da desteklerini esirgemesinler. Çünkü onlara, memleketimiz koşullarındaki hekimlerimizin her kademede çok gereksinmeleri var.
Orada nasıl bir tabloyla karşılaştınız? Harran'daki öğretim üyeleri ve öğrencilerin sizlere yaklaşımı nasıl oldu?
Harran Üniversitesinde tüm öğretim üyeleri bizi çok iyi karşıladılar, çok naziktiler, bizlere yardımcı olmaya çalıştılar. Ancak üniversitenin çok güzel bir kampüsü olmasına karşın hastane ve dershane koşulları çok yeterli değildi, hastanenin dahiliye bloğunda restorasyon çalışmaları olduğu için fazla yatan hasta yoktu. Bu nedenle öğrencilerle pratik yapma olanağı bulamadık. Ancak kuruluş halinde olan tüm üniversiteler için geçerli olan bu durum bizim derslerimizi etkilemedi. Öğrencilere gelince; hepsinin çok mükemmel, akılcı, ilgili, bizlerden maksimum bilgiyi almaya hazır olmaları bizi çok duygulandırdı. Bu programı gerçekleştirmek için Şanlıurfa’da 19-24 Kasım 2007 tarihleri arasında kaldık.
Ancak özellikle belirtmek istiyorum ki Harran üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın İ. Halil Mutlu, gerçekten Şanlıurfa’nın ve Üniversitenin şansıdır diye düşünüyorum. Yine henüz Rektörlüğe atanması 6 ay olmuş, iki dönem rektör yardımcılığı yapmış, kendi memleketinin bilgili, deneyimli, kültürlü ve çok iyi niyetli bu Rektörüne Şanlıurfa’nın sahip çıkması ve maddi manevi tüm desteğini vermesi gerektiğini düşünüyorum. Bir üniversite demek aynı zamanda en üst düzey teknoloji ile yöresine en kaliteli hizmeti götürmesi demek olduğu için ve tüm bunları her zaman devlet karşılayamadığı için Şanlıurfa halkından özveri göstermesi beklenir. Bu özveri, aynı zamanda Şanlıurfa gibi tarihsel, kültürel özellikleri barındıran bu şehrimizin kalkınması da anlamına gelecektir. Ve biliyorum ki Şanlıurfalı olup olanakları fazla olan çok sayıda sanatçı, iş adamları var. Umarım, duyarlarsa eğer, sesimize kulak verirler.
Harran'dan hangi duygularla ayrıldınız?
Bu duygularımı diğer öğretim üyesi arkadaşlarım gibi ben de anlatabilmekte güçlük çekiyorum. Gittiğimiz ilk gün akşamüstü kaldığımız otelde onları daha iyi tanımak, sosyal bir ortamda konuşabilmek için oradaki öğrencilerimiz ve asistanlar için bir çay düzenledik. Doç. Dr. Şahin Aksoy’un da bulunduğu bu toplantımıza Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zuhal Karahan Kara ile birlikte Rektör Prof. Dr. Sayın İ. Halil Mutlu da bizi kırmayıp geldiler. En az bir saat boyunca öğrencilerin, asistanların son derece akılcı, gayet terbiyeli ve cesur bir tavır içinde sordukları sorulara sabırla cevap verdiler. Sanırım böylece başka bir misyonu da yerine getirmiş olduk. Gözlerimizin önünde “bilgiye açız” diyen pırıl pırıl öğrencilerin yüzü ve hastane inşaatının getirdiği sıkıntılarla, daha ne yapmak lazım düşünceleri içinde ve aslında dünyadaki ilk üniversitenin kurulduğu şehir olan Şanlıurfa’dan ayrıldık.
Büyük üniversitelerdeki öğretim üyelerine böyle bir uygulamayı tavsiye eder misiniz? Bunu daha organize hale getirmek için YÖK'le irtibata geçilebilir mi?
Büyük kentlerdeki öğretim üyelerine elbette bu uygulamayı şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü verdiğimiz destek, öğrencilerin yüzlerindeki mutluluğun verdiği doyumun yanı sıra memleketimizi daha iyi tanıma, vizyonumuzu geliştirme olanağı da vermektedir. Ama bu görevler bence kesinlikle gönüllülük esasına göre yapılmalıdır. Zorunlu görevlendirmelerin uygun olduğunu düşünmüyorum. Ancak YÖK aracılık yaparak çeşitli üniversitelerdeki gereksinmeleri saptayıp gönüllü öğretim üyelerini belirleyebilir. Ve sanıyorum ki Türkiye’de birçok öğretim üyemiz bu şekildeki bir uygulamaya sıcak bakacaklardır.
Teşekkür ederiz.
|