Ana sayfa
  Künye
  Hakkımızda
  Türkiye Klinikleri
  İletişim
 

 

21-11-2008  

 MEDİANKET
Sevk zinciri uzman hekimlerin özel sektör ve muayenehanelere geçişini artırır mı?
Evet
Hayır
Etkilemez
Anket Sonuçları
 KÖŞE YAZILARI
Prof. Dr.  Hikmet   AKGÜL
“Zencilerin” Demokrasisi
Prof. Dr. Hikmet AKGÜL
Doç. Dr.  Sadık   ARDIÇ
Uyku Tıbbı İçin İyi Başlangıçlar
Doç. Dr. Sadık ARDIÇ
Prof. Dr.  İsmail Hakkı   AYDIN
Bilim ve Azim
Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN
Prof.Dr.  Nurettin   BAŞARAN
Ulusal DNA Planı
Prof.Dr. Nurettin BAŞARAN
Prof. Dr.  Süleyman   BAYKAL
Tıp Eğitimini Olumsuz Etkileyecek Gelişmeler
Prof. Dr. Süleyman BAYKAL
Prof Dr.  Ayşegül   DEMİRHAN ERDEMİR
Hekim-Hasta İlişkilerinde Sadakat ve Dürüstlük-1
Prof Dr. Ayşegül DEMİRHAN ERDEMİR
Prof. Dr.  Tevfik   ÖZLÜ
SGK Tek Başına Karar Vermeli mi?
Prof. Dr. Tevfik ÖZLÜ
Prof. Dr.  Erol   ÖZMEN
Yöneticiniz Narsist Olursa
Prof. Dr. Erol ÖZMEN
Uz. Dr.  Ülkümen   RODOPLU
SUT ile Sağlıkta Yeni Bir Dönem Başladı
Uz. Dr. Ülkümen RODOPLU
Prof. Dr.  Mustafa   SARSILMAZ
Yeterlik Kurulları
Prof. Dr. Mustafa SARSILMAZ
Prof. Dr.  Mehmet   ZİLELİ
Televizyondaki Sağlık Programları Ne Kadar Sağlıklı?
Prof. Dr. Mehmet ZİLELİ
 ETKİNLİKLER
  • 5. ULUSAL DAHİLİ VE CERRAHİ BİLİMLER YOĞUN BAKIM KONGRESİ
  • 19-11-2008 / 23-11-2008
  • 16. Ulusal Allerji ve Klinik İmmunoloji Kongresi
  • 19-11-2008 / 23-11-2008
  • 9. ULUSAL KONSÜLTASYON LİYEZON PSİKİYATRİSİ VE PSİKOSOMATİK TIP KONGRE
  • 20-11-2008 / 23-11-2008
     ÜYE GİRİŞİ
      Kullanıcı Adı  
      Şifre  
        Beni Hatırla  
         
      Şifremi Unuttum  
      Üye Olmak İstiyorum  
     ÖZEL DOSYALAR
    Mecburi Hizmet dosyası
    Hükümet, mecburi hizmeti, devlet hizmeti adıyla yeniden uygulamaya hazırlanıyor... Mecburi hizmet ile ilgili hem Medimagazin'de hem de ulusal basında çıkan haberleri bulabileceğiniz bir dosya...

    MediBilgi
    Sağlık personeline yönelik başta mevzuat olmak üzere tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

    SORU-CEVAP
    Mecburi hizmet, atama ve nakiller, eş durumu gibi konularda sizden gelen sorular ve cevapları

    Tam gün yasası
    Tam gün uygulamasıyla ilgili tüm haberler

    TUS Dosyası
    1987 yılından bu yana yapılan Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) ile ilgili istatistikleri ve ropörtajları bu dosyada bulacaksınız.

    Akademisyenlerimiz
    Medimagazin - Akademisyenlerimiz bölümünde yer alan akademisyenlerimiz hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz

    Derneklerimiz
    Medimagazin - Derneklerimiz bölümünde yer alan dernekler hakkındaki bilgileri bu bölümde bulabilirsiniz.

    Tabip Odalarımız
    Medimagazin - Tabip Odalarımız bölümünde yer alan tabip odaları hakkında bilgi edinebilirsiniz

    Türkiye'de Tıbbi Yayıncılık
    Türkiye'deki tıbbi yayınlarla ilgili mevcut durumu ve çözüm önerilerini dergi editörlerine sorduk

    Tıpta Uzmanlık Eğitimi Dosyası
    Uzmanlık eğitimi veren üniversiteler ve SB eğitim hastaneleri arasındaki benzerlikler ve farklar neler?

    Performans Dosyası
    Sağlık Bakanlığı'nın başlattığı performansa göre döner sermaye uygulaması ile ilgili bugüne kadar Medimagazin ve diğer basın organlarında yayımlanan haberler bu dosyada

    Tıp Eğitimi Dosyası
    Tıp fakültelerinin altyapı ve eğitimle ilgili sorunlarıyla ilgili fakültele yöneticileriyle yapılan ropörtajları içeriyor.

    Tıp Kongreleri
    Türkiye'de düzenlenen tıp kongreleri hakkında sayısal verilerin yanısıra dernek başkanları ve turizm firmalarının görüşlerini yansıtan, kongrelerle bir çok bilgiyi bulabileceğiniz bir dosya...

     
    Nobel İlaç
     HABER
    08-10-2007
    Asistanlar içlerini döktü!

    Uzmanlık eğitimi alan asistan hekimler, eğitim faaliyetleri dışında kendilerine yaptırılan işlere isyan ediyor: “Ayak işleri, iş yükümüzün yüzde 70-80’ini kapsıyor. Hocaların, uzmanların eğitim açısından bize çok fazla katkısı yok. Ama ayak işi-kölelik yönünden etkileri oluyor.”

    Röp: Dr. İbrahim Ersoy / Helin Aygün

    Asistan hekimler, hastanelerde uzmanlık eğitimleriyle ilgisi olmayan işlerde çalıştırıldıkları gerekçesiyle, kendilerini “köle” gibi hissediyor. Hem Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde hem de üniversite hastanelerindeki asistanlar, iş yüklerinin yüzde 70-80’ini “ayak işleri”nin oluşturduğunu vurguluyorlar.
    Bakanlık hastanesindeki asistanlar, performansa dayalı döner sermaye uygulamasında klinik şefi, şef yardımcısı ve uzmanlara, performans payı konusunda da asistanlık yaptıklarını dile getiriyorlar. Kendi yaptıkları işi eğiticilerine performans olarak yazan asistanlar, mesleki geleceklerinin şefin iki dudağı arasında olmasına da isyan ediyorlar.
    Nöbet sürelerinin uzunluğu da asistanların hastaya bakış açılarını kökten değiştiriyor. Yoğun iş temposunun yarattığı fiziksel ve ruhsal yorgunluk, hastalara gösterilen hoşgörünün azalmasına yol açıyor. Üç yıl boyunca ayda 10 nöbet tutan bir asistan, 1 yılını hastanede geçirmiş oluyor. Asistanların zor şartlarda uzmanlık eğitimi gördükleri, bundan birkaç ay önce de gündeme gelmişti. Oğlu İzmir’de uzmanlık eğitimi alan bir anne, Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı'ya mektup göndererek, asistan doktorların 48 saat hiç uyumadan çalıştırıldığını, üstlerinin asistanlara kahvaltı hazırlattırıp masraflarını ödettirdiklerini ve küfür ettiğini öne sürmüştü. Ayrıca, yine İzmir’de göz hastalıkları, intaniye, nöroloji ile fiziksel tıp ve rehabilitasyon branşlarında uzmanlık eğitimi alan 18 asistan hekim, İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde acil serviste nöbet tutmaya isyan etmiş ve dava açmıştı.
    Çalışma koşulları ve eğiticilerin asistanlara yaklaşımı ile ilgili olarak hem Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde hem de üniversite hastanelerinde uzmanlık eğitimi alan dört asistan hekimle görüştük. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Asistan Temsilcisi Dr. Gültekin Gülbahar ile isimleri bizde saklı olan asistanlarla yaptığımız çarpıcı röportaj şöyle:

    İbrahim Ersoy: Genel olarak şöyle bir kanı vardır; “Hastanelerin yükünü asistanlar çeker”. İş yükü eğitim anlamında mı yoksa ayak işleri anlamında mı var?
    M.T.:
    Ayak işi anlamında. Ayak işleri, iş yükümüzün yüzde 70-80’ini kapsıyor. Eğitim hastanelerinde asistan, kendi gayretleriyle bir şeyler öğrenmeye çalışıyor. Hocaların, uzmanların eğitimi açısından bize çok fazla katkısı yok. Ama ayak işi-kölelik yönünden etkileri oluyor.

    İbrahim Ersoy: Ayak işlerinden neyi kastediyorsunuz? Hocalara kahvaltı götürmek var mı bunun içinde?
    M.T.:
    Bu devlet hastanelerinde yok, üniversite hastanelerinde var mı bilmiyorum. Ben burada 5-6 aylık asistanken, toplu halde kahvaltı edecektik. Direkt benim dağıtmamı söylediler. Bu bende hizmetçi gibi kullanıldığım hissi uyandırmıştı.

    Hocaların ve uzmanların hastaları oluyor. Onların işleri bize yük olarak geliyor. Gerektiği zaman sedyede hasta da taşıyoruz.

    İbrahim Ersoy: Gerektiği zaman yapılır ama bunlar rutin hale geliyor mu?
    M.T.:
    Çok rutin değil aslında. Özellikle ameliyathanelerde çalışırken, bunlar bizim yaptığımız işler.

    İbrahim Ersoy: Cerrahi asistanları dahiliye asistanlarına göre daha mı çok yıpranıyor?
    M.T.:
    Evet, hem nöbet hem çalışma anlamında cerrahi asistanları daha çok hırpalanıyor.

    İbrahim Ersoy: Cerrahi hocalarının veya klinik şeflerinin, dahiliye bölümlerindeki hocalara göre daha agresif olduğu söylenir. Buna katılıyor musunuz?
    M.T:
    Cerrahi hocaları daha agresifler. Dahiliyede belki biraz daha tolere edilebiliyor ama cerrahide yaptığınız bir hata daha ağır sonuçlar doğurur.

    “İNSAN GİBİ GÖRMÜYORLAR”

    İbrahim Ersoy: Genel olarak şeflerin sizlere bakışı nedir?
    M.T.:
    İnsan gibi görmüyorlar. Ben 4 yıllık asistanım ve hâlâ ayda 10 nöbet tutuyorum. Ne sosyal yaşam kaldı, ne kendimizle ilgilenebiliyoruz ne eğitim kaldı. Artık zorla nöbet tutuyoruz. Hastalara ilk seneki bakış açımla şimdiki bakış açım aynı değil. Stres ve yorgunluktan dolayı hastalara davranışlarımız değişti, toleransımız kalmadı. Daha önce hastalıklarıyla ilgili bir iki soru sordukları zaman gayet rahat anlatırken, şu an çok fazla tahammül edemiyorum.

    İbrahim Ersoy: Nöbetler konusunda asistanların genel olarak bir sıkıntıları var. Özellikle cerrahi branşlarda ve ilk yıl asistanlarında. Bu eğitime katkı sağlıyor mu yoksa eğitime engel mi teşkil ediyor?
    Gültekin Gülbahar:
    Fazla nöbet tutmanın, çok çalışmanın eğitimin bir gereği olduğunu eğiticiler sıklıkla dile getirmiştir. Ancak elbette ki ağır iş yükü, sık nöbet tutma eğitimin önünde bir engeldir. Çünkü mesaisini tamamlayıp, nöbet tuttuktan sonra, ertesi gün tekrar mesaisine devam eden bir asistan, eve gittiğinde sadece ve sadece dinlenmeyi düşünür. Ne mesleki gelişimine ne sosyal gelişimine katkı sağlayacak etkinlikleri düşünebilir. Eğer evliyse, çocuğu varsa onlarla da arayı açar. Asistanlar gerek eğitimleri gerek hastane içindeki uygulamalar açısından uzun mesailer harcıyor. Çalışma koşulları, bulundukları kurum, eğitim aldıkları branş ve çalıştıkları klinik açısından farklılıklar gösterse de genel olarak yıpratıcı bir çalışma temposundan bahsetmek mümkün. Hastanemizdeki asistanlar arasında bir anket yaptık. Asistanlar ayda ortalama 6 nöbet tutuyor. Bu, ilk yıl cerrahi asistanı için ayda 15’e kadar çıkabiliyor ve bu tempo 1-1,5 sene sürebiliyor. Nöbet sonrası izin kullanan asistanların oranı yüzde 10. Çalışma süresi ve nöbet sayısı belirlemede asistanın eğitim gereksinimleri değil, hastanenin ihtiyaçları ve klinik işlerin miktarı dikkate alınıyor. Nöbet ve mesai konusunda bir standart yok. Eğitim gereksinimleri söz konusu olsaydı, ikinci senesini dolduran bir asistanın ayda 6 nöbet tutmasının yeterli olduğunu söyleyebilirdim. Ancak arkadaşlarımız hâlâ 10 nöbet tutuyorsa, bu klinik işlerin yoğunluğundan ve asistan sayısının yetersizliğinden kaynaklanıyordur.

    Asistanlar 657 sayılı Yasa’ya tabii memurlardır. Asistanları da içine alan memurların çalışma süreleri, ek mesaileri, ücretleri Anayasa ve yasalarla güvence altına alınmıştır. Ancak asistanlar aynı zamanda öğrenci statüsünde olduğu için, Tababet Uzmanlığı Tüzüğü’ne de bağlıyız. Çalışma koşullarımızla ilgili tüzük ve yönetmeliklerin, yasalar ve Anayasa ile çelişki göstermemesi gerekir. Söz konusu asistan olunca, uygulamada bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Nedeni, asistanların aslında tamamlamak zorunda oldukları bir eğitim süreçleri olduğu, bunun sekteye uğramaması gerektiği kaygısıdır. İşin kötü tarafı, eğiticiler bunun bilincedir. Bu nedenle asistan hekim, gereğinden çok daha fazla nöbet tutuyor.

    HOCALAR BAHANEYE SIĞINIYOR

    İbrahim Ersoy: Asistanlar, asistanlığın 4-5 yıllık geçici bir süreç olduğunu düşünüyor, eğiticiler bunun bilincinde olarak bunu kullanıyorlar mı diyorsunuz?
    H.Y.:
    Ben öyle düşünüyorum.

    S.L.: Türkiye’deki uzmanlık eğitimi bunun üzerine kurulu. Hocalar, “Biz sizden daha ağır koşullarda çalıştık” gibi bir bahaneyle bunu meşrulaştırıyorlar. Biz 70’li yılların Türkiye’sinde yaşamıyoruz.

    İbrahim Ersoy: Ama bu süreç böyle gidiyor. Eminim ki şu an sizin hocalarınız da asistanken bu konulardan şikayetçiydiler. Sizler 10 yıl sonra, kendi asistanlarınıza böyle davranacak mısınız?
    S.L.:
    Ben tabii ki davranmayacağım. Bu, Türkiye’de standart eğitim programının olmamasıyla ilgilidir. Eğitim hukuku diye bir olgu yok. “Çömez ezilir, kıdemli ezer, hoca hepsini ezer” tarzında bir anlayış var. Üniversite hastanesi ile Sağlık Bakanlığı eğitim hastanesi arasında bu anlamda da çok fark var. Bu kurumların çalışma koşulları ve hoca-asistan, kıdemli-çömez ilişkileri farklı. Ben üniversite hastanesindeyim, bizde asistanlar arasında kıdemli-çömez ayrımı yok. Benim anabilim dalımın (dahiliye) bir kliniği yok, rotasyon yapıyoruz. Dolayısıyla bir kimliğimiz de yok. Her gittiğimiz yerde geçici olarak görülüyoruz. Oradaki hemşire bizden daha değerlidir çünkü biz geçiciyiz.

    İbrahim Ersoy: Başınıza, bir asistanın yapmaması gereken ama yaptırılan neler geldi?
    S.L.:
    Hoca, bir arkadaşını benim nezaretimde acile gönderip tetkiklerini yaptırmıştı.

    İbrahim Ersoy: Fazla performans puanı almak için hocalar size kendi kaşelerini kullandırıyor mu?
    H.Y.:
    Bazı kliniklerde şöyle bir uygulama var. Tüm performans bir havuzda toplanır. Şef, şef yardımcısı ve uzmanlar için katsayı belirlenir. Buna göre dağıtım yapılır. Bazı yerlerde bireysel performans da ön planda oluyor. Ama genellikle şef daha gelir getirici etkinliklere girer. Mesela anestezi kliniği şefi daha çok puan getirecek ürolojik girişimler içine girerken, diğer uzmanları diğer ameliyathanelere dağıtır. Asistan hekimin, performans konusunda da asiste ettiği bir gerçek. Tüm kliniklerde asistanlar, şef, şef yardımcısı ve uzmanlara performans konusunda asistanlık yaparlar. Çeşitli yöntemlerle asistanlar, kendi yaptıkları işin performansını bu eğiticilerine yazarlar. Çünkü asistana yazıldığında kliniğe bir getirisi yoktur, hastane ortalamasına gider.

    “KÖLELİK HİSSİ UYANDIRIYOR”

    İbrahim Ersoy: Mesleki hayatınız, şefin iki dudağı arasında. Mesleki anlamda her şeyin buna bağlı olması sizde nasıl bir duygu uyandırıyor?
    M.T.:
    Kölelik hissi uyandırıyor. O kadar emek veriyorsunuz, 6 sene tıp okuyup, 4-5 yıl da uzmanlık eğitiminden sonra, hoca “Yeterli değil, uzmanlığını uzatıyorum” diyebiliyor.

    İbrahim Ersoy: Asistanlık döneminin bu kadar yoğun olması, insana bir şeyler de katıyor mu? Yoksa fiziksel-psikolojik hastalıklara yol açıyor mu?
    M.T.:
    Asistanlığın 2-3 yılı ezilmekle geçiyor, buna bir şeyler öğrenmek için katlanıyorsunuz. Ama belli bir dönemden sonra fazla iş yükü hem fiziksel hem ruhen çöküş etkisi yapıyor. Aile hayatınızı da etkiliyor.

    H.Y.: Bir şeyler öğrenmenin karşılığı ezilmek midir? Biz klinik uygulamalara da katılarak hizmet üretiyoruz. Aldığımız ücretin karşılığını veriyoruz. Bunun yanında eğitim de görüyoruz. Zaten eğiticilerin varlık nedeni, bizim eğitim görmemiz. Bunun için maaş ve döner sermaye alıyorlar. Tüm bunların karşılığında asistan hekimlere yaptırmamaları gereken işleri yaptırmalarını ve ezmelerini doğru bulmuyorum.

    İbrahim Ersoy: Hocalar asistanlara bir şeyler öğrettiklerinde, “lütufta bulunur gibi” mi davranıyor?
    Gültekin Gülbahar:
    Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde teorik eğitim veriliyor denemez. Gelen hasta sayısı çok olduğu için, kendiniz de çaba içindeyseniz zaten bir şeyler öğreniyorsunuz. Hastanede yaptığımız anket sonucunda haftalık teorik eğitim süresi 3 saate çıktı. Bunun yeterli olduğunu düşünen asistan oranı yüzde 35. Yani, teorik açıdan kendini yetersiz hissedenlerin oranı yüzde 65.

    S.L.: İş yükünün fazla olması, daha iyi eğitim anlamına gelmiyor. Dünyada sağlık açısından orta seviyede olan ülkelerde bu kadar yoğunluk yok. Yoğunluğun iyi eğitim ve beceriyi getirdiğine inanmıyorum. Vaka olması, insanları bireysel olarak geliştirir. Ama Türkiye’de uzmanlık eğitimindeki keşmekeşte bunun yeri yok. Öncelikle eğitimin bir standardizasyonunun olması gerekir. Benim doğru dürüst hasta değerlendirebilmem için, günlük bakabileceğim hasta sayısının belli olması lazım. Haftalık bilimsel araştırma, makale tarama, eğiticinin haftalık ders verme saatinin ve hangi dersi vereceğinin belirlenmiş olması gerekir. Uzmanlık eğitimi kurultayında bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama orada bize verilen sadece görüntü, imaj.

    Hekimler insanla uğraştıkları için daha özenli davranmak zorunda. Bunun için çalışma ve dinlenme saatlerinin belirlenmesi gerekiyor.

    ROTASYON YAPMAYAN ASİSTANLAR VAR

    İbrahim Ersoy: Yoğun iş yükü, tıbbi hataları artırıyor mu?
    S.L.:
    Tıbbi hataları kesinlikle artırıyor. İşi özensiz yapıyorsun, bir şeyi atlıyorsun ama bunu göremiyorsun.

    Gültekin Gülbahar: Üretim süreçlerine yönelik öncelikler, hastanede asistan eğitimini olumsuz etkileyen bir faktör. Performansa dayalı döner sermaye uygulamasından sonra bu daha çarpıcı hale geldi. Eğitim ve araştırma hastanelerinde hasta başı eğitim ön planda ama teorik eğitim anlamında geride kalıyor. Bu öncelikler, asistanın eğitimini ciddi etkiler hale geldi. Rotasyonu bile yaptırılmayan asistanlar var. Yaptığımız ankete göre, asistanların yüzde 40’ı rotasyonlarını tam olarak yapıyor. Yüzde 25’i kısmen yapıyor, geri kalanı hiç yapmıyor. Çünkü eğitimin denetlenmesi zaten söz konusu değil. Bilimde hızlı bir gelişme var, buna karşıt olarak basit cerrahi işlemlerin bile yapılamadığı, ancak uzmanlık eğitiminin verildiği merkezler var. Yani eğitimde bir standart yok, bunun meydana getirilmesi bir çabayla mümkün olur. Böyle bir çabayı ben çok fazla görmüyorum.

    İbrahim Ersoy: Eğitimde standart olmamasının açığı hissediliyor mu?
    H.Y.:
    Elbette hissediliyor. Bir branş hastanesinde hemen hemen hiç travma hastası görülmezken, multidisipliner bir hastanede asistan çok sıklıkla travma hastası karşılar. Ama buna karşılık multidisipliner bir hastanede görülemeyecek bazı vakalar da branş hastanesinde çok sık takip edilir. Bu açıdan afiliyasyon çok önemli.

    İbrahim Ersoy: Asistanların eğitimini kim denetlemeli?
    Gültekin Gülbahar:
    Denetim bir kurul tarafından yapılmalı. Bu kurulda Sağlık Bakanlığı, YÖK, Türk Tabipleri Birliği, uzmanlık dernekleri ve eğitimin öznesi asistanların olması gerektiğini düşünüyorum. Pek çok hastanede kütüphane yok, elektronik ortamda bilgiye ulaşma sıkıntısı var. Bundan 1,5 ay kadar önce, asistan eğitimi ve sorunlarıyla ilgili Sağlık Eğitimi Genel Müdürü ile bir görüşmemiz oldu. Bu konuda adımlar atılacağını söyledi.

    İbrahim Ersoy: Asistanların zihninde bu sürecin gelip geçici olduğu gibi bir düşünce yok mu?
    S.L.:
    Herkes bir şeylerden yakınır ama bir şeyler üretelim, değiştirelim dediğinizde ortada kimse olmaz. Çünkü herkes burayı geçici bir süreç olarak algılıyor. Asistan örgütlenmeleri oturmadan ya da muhatap alınmadan bu sorunlar çözülmez. Uzmanlık derneklerinde mutlaka asistan temsilciliği olmalı. Tıpta uzmanlık eğitim kurultayındaki çalışma gruplarının birinden asistan hekimler çıkarıldı. Benim yer aldığım grup çok göstermelikti, söylediğim öneriyi kimse ciddiye almadı. Asistanların konuşmacı olarak katıldığı oturumlar vardı. Biz yaşadığımız sorunları, kıdemli-çömez mantığını anlattık. Bir kadın doğum hocası bize, “Siz burada ağlıyorsunuz. Biz öyle asistanlar görüyoruz ki, kesinlikle asistan olmayı hak etmiyorlar ama biz yine de onlara uzmanlık veriyoruz” dedi. Olay çok farklı bir yere çekildi. “Hocalar açısından ne düşünüyorsunuz?” dedim. Ünvanı aldıktan sonra eğitime hiçbir katkısı olmayan insanlar var, bunlar denetleniyor mu? O hocaların da ünvanları ellerinden alınacak mı? Bir denetleme kurulu bu açıdan çok önemli. Bazen biz hocaların arasında kalıyoruz. Bir hocanın yapılması istediği bir şeyi, diğer hoca istemeyebiliyor.

    İbrahim Ersoy: Nöbet süreleriniz ücretlendiriliyor mu?
    Gültekin Gülbahar:
    657 sayılı Yasa’ya göre, 80 saatlik ek mesailer ücretlendiriliyor, üstü de nöbet izni olarak kullandırılıyor. Ayda 15 nöbet tutan bir asistanın normal mesai süresi haftalık 45 saatten 180 saat, ek mesai süresi ise ortalama 260 saatten, ayda ortalama 440 saat eder. Bu süreye ulaşan hiçbir memur yoktur. 260 saat ek mesainin sadece 80 saati ücretlendirirseniz, kalan 180 saat için nöbet izni vermeniz gerekir. Yasa’ya göre, bunun her 8 saati için 1 gün izin verilmesi lazım. Bu, ayda 22 mesai günü yani 1 ay yapar. Gün aşırı nöbet tutan bir asistan hekime her 80 saat karşılığı ek mesai ücreti hem de 1 ay izin vermeniz gerekiyor.

    Söz konusu olan asistan olduğunda, yönetmelikler de asistana karşı. Yönetmelikler yasalarla çelişkiler gösterebiliyor. Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin ilgili maddesi bile 657 sayılı Yasa’yla çelişik ifadeler içeriyor. Yönetmeliğin 46. maddesinde, “Bir serviste ikiden fazla uzmanlık eğitim bulunduğu takdirde bunlar sırayla nöbet tutar” diyor. Bu durumda, uzmanlık eğitim gören asistan, 180 saatlik mesainin yanı sıra 180 saat de ek mesai yapacak. 80 saati ücretlendirilince 100 saat kalıyor. 8 saat için 1 gün izin verdiniz, bu durumda aynı anda 3 asistanın üçünü birden klinikte görmeniz mümkün değil. Bu maddeyi uygulamak için klinik şefine görev verilmiş. Nöbet izni olarak kullandırılsa da ücretlendirilse de bu denli ağır çalışma temposunun asistanlara dayatılmasını doğru bulmuyoruz.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 9 Eylül 2003’te aldığı bir kararda, “Her 8-10 saatlik çalışma periyodu arasında en az 11 saat dinlenme süresi olmalıdır” diyor. Bizim Avrupa ülkelerinden ne kadar uzakta olduğumuzu görüyoruz. S.L.: Bu tür sorunlarla uğraşmak için zaman ve efor gerekiyor. Çalışma koşulları organize olmamızı engelliyor.

    Gültekin Gülbahar: Görev-yetki-sorumluluklar açık olarak tarif edilmemiş. Tababet Uzmanlığı Tüzüğü’nde asistanın, uzman gözetiminde uygulama yapacağı açıkça belirtilmiş. Ancak alandaki uygulamalara baktığımızda, bunun mümkün olmadığını görüyoruz. Semt polikliniklerinde asistanlar tek başlarına görev yapıyor.

    Hastanede yaptığımız ankette, uzmanların nöbete aktif kalma oranı yüzde 22, icapçı kalma oranı yüzde 45. Geri kalanlar hiçbir şekilde nöbete kalmıyor ve sorumluluğu asistana yüklüyor. Herhangi bir komplikasyon durumunda asistan bununla başa çıkmak zorunda kalacak.

    “TAM GÜN, CERRAHİ BRANŞLAR İÇİN DAHA YARARLI OLACAK”

    İbrahim Ersoy: Öğretim üyelerinin tam gün çalışması hakkında ne düşünüyorsunuz?
    H.Y.:
    İlk etapta bunun asistan eğitimine olumlu etki yapacağı düşünülse de aslında benim ciddi soru işaretlerim var. Tam gün yasası için özlük haklarında yapılması gereken düzenlemeler ve ücret artışları genel bütçe üzerinden yapılırsa, yasa asistan eğitimine olumlu katkı sağlar. Ancak bu düzenlemeler döner sermaye üzerinden yapılırsa, hastanelerdeki üretim süreçlerine yönelik etkinlikler, asistan eğitiminin önüne geçecektir. Yasa yürürlüğe girerse nöbet ve hasta sayısı artacaktır. Dolayısıyla asistan üzerindeki iş yükü daha fazla artacağı için eğitimin sekteye uğrayacağını düşünüyorum.

    İbrahim Ersoy: Üniversite hastanelerinde durum daha farklı olur mu, eğitime katkısı olur mu?
    S.L.:
    Tam günü destekliyoruz ama özlük haklarının düzeltilmesi lazım. Üniversite eğitim veren insanların zaten üniversitede kalması gerekiyor. Üniversitelerdeki asistan hekimlerin çalışma koşulları hizmete değil, araştırmaya dönük olması lazım. Bu hocalar üniversiteye döndüklerinde tam gün özel odalarında özel hasta bakacaklardır. Eğitime yönelik ne gibi kaygıları var, bilemiyorum. Ama cerrahi bilimler açısından tam gün yasasının çıkması daha iyi olacaktır.
    İbrahim Ersoy: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
    S.L.:
    Tıpta uzmanlık eğitimi programının oluşturulması ve bir standardının olması gerekiyor. Bu standart programın bir kurul tarafından denetlenmesi lazım. Eğitilenler zaten sınavlar aracılığıyla belli bir denetimden geçiyor ama eğiticilerin de denetlenmesi şart.

    Ayrıca, üniversite hastanelerinde çalışan asistanların ücret koşullarının düzeltilmesi lazım.

    H.Y.: Aynı alanda birçok dernek olması, derneklerin gerçek amaçlarına yönelik, akla soru işaretleri getiriyor. Asistanlar kendi hocalarının yöneticilik yaptığı derneğin dışında başka bir derneğe bilimsel çalışma gönderemiyor. Aynı alanda çalışan dernekleri bir araya getirecek yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Bu derneklerin düzenlediği kongreler de asistanlar için başka bir sorun. Aynı ay içinde birkaç kongre olabiliyor. Katılım ücretleri astronomik olmaya başladı. Bunu karşılasanız bile otel ücretleri çok pahalı. Başka bir otel bulsanız, kongrenin düzenlendiği otel sizden günlük 50 avroya kadar ayak bastı parası istiyor. Dernekler gelirlerini etkilemesin diye buna ses çıkarmıyor. Oradaki bilimsel aktivitelere katılımı kolaylaştıracak birtakım önlemler alınması gerekir.

    Teşekkürler.
     
     GÜNCEL HABERLER
  • Türk Dişhekimleri Birliği görev dağılımı yaptı
  • Obama Sağlık Bakanını seçti
  • Ege Üniversitesi personeli ev sahibi olacak
  • Özel hastanelerin hasta sayısında azalma var
  • Türk Tıp tarihinde bir ilk daha
  • İl Sağlık Müdürlüğü'nden "hastanede tecavüz" iddialarına ilişkin açıklama
  • 'İnsanlık ölmedi' dedirten doktorun inanılmaz fedakarlığı
  • Sözleşmeli hekime askerlik iznini mahkeme verdi
  • “Klinik Nöroloji El Kitabı”nda bölüm ayrıldı
  • Ambulans, çarptığı kızı hastaneye getirdi
  • Transplantasyonda devrim
  • Yaralının ambulansa alınmadığı iddiası
  • Doktorlar yaşlı hastaları evinde tedavi edecek
  • Eczacıbaşı İlaç: Kârımız azalmadı
  • Anestezik farkındalık
  • TRT’de ilaç yolsuzluğu operasyonu: 20 gözaltı
  • Devlet Başkanı değil doktor olsaydı hâlâ nişanlıydık!
  • Doktor-hasta ilişkisinde yeni dönem
  • Kızdığı doktorun odasını ateşe verdi
  • Hekim açığına rotasyon çözümü
  • Akdağ Yargıtay’ın doktora verdiği cezayı yorumladı, özel hastanelere bir uyarı daha yaptı
  • Tıp öğrencilerinin gözü dışarda
  • Akdağ doktora saldırıyı kınadı
  • AYIN KONUSU: DİŞ HEKİMLERİ MUAYENEHANELERİNDEN HİZMET ALIMI


  •  RÖPORTAJ
    Dr. Ahmet Erdem
    Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Erdem
     HAFTANIN KLİNİĞİ
    Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi İnfertilite Kliniği
    Klinikleri tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi İnfertilite Klinik Şefi Doç. Dr. Berna Dilbaz

    Medimagazin ® sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları Ortadoğu Reklam Tanıtım ve Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.©
    Bu sitede yer alan haber, fotoğraf, yazı, ilan ve reklam içerikleri sağlık profesyonellerinin kullanımına yöneliktir. Sağlık çalışanlarının dışında site kullanımından doğabilecek her türlü sorumluluk kullanıcıya aittir.

    Powered By F1max Bilişim Hizmetleri