Önceki yazımda, beyin ölümü gerçekleşmiş bir kadın hamile ise, çocuğun kurtarılması için annenin vücut fonksiyonlarını sürdürmesini sağlama yükümlülüğünün bulunduğunu, babanın bu yöndeki tıbbi müdahaleyi ret şeklindeki iradesinin de hukuken geçerli olmadığını belirtmiştim.
Bu yazıda, konuyla ilgili diğer bazı tartışmalı hususlara işaret etmek istiyorum: Tartışmalı olan bir konu, beyin ölümü gerçekleşmiş annenin, ceninin kurtarılıp kurtarılmamasına ilişkin ölmeden önce açıkladığı veya muhtemel rızasının hekimi ne ölçüde bağladığıdır. Bazı yazarlar, bu rızanın hekimi bağladığını savunurken, bazı yazarlar bu rızanın önemi olmadığını, zira annenin doğmamış çocuğu üzerinde tasarruf yetkisinin bulunmadığını haklı olarak savunmaktadırlar. Her ne kadar anne hayatta olduğu müddetçe ceninin kurtarılmasına yönelik zorlayıcı tıbbi müdahalelere maruz tutulamaz ise de, bu yetkinin beyin ölümü gerçekleşmiş anneye de aktarılması kabul edilmemektedir. Ölmüş kimsenin, yaşamsal fonksiyonlarının devam ettirilmesindeki yararı ile hayattaki kimsenin zorla tıbbi müdahaleye tabi tutulmama yararı aynı ağırlıkta değildir.
Yukarıda ele alınan sorularla bağlantılı olarak tartışılması gereken bir konu da, beyin ölümü gerçekleşmiş hamile kadının bağlı bulunduğu aletlerin kapatılmasının, çocuğun ihmali davranışla düşürülmesi olarak kabul edilip edilemeyeceğidir. Kanımca, annenin hayatta olmaması çocuk düşürtme suçunun gerçekleşmesini engellemez. Elbette burada annenin doğal ölümünün gerçekleşmiş olması halini hariç tutmak gerektiğinde kuşku yoktur. Bu takdirde, anne karnındaki çocuk da hayatını kaybedeceğinden çocuk düşürme suçunun işlenmesi mümkün olmaz. Ancak annenin vücut fonksiyonlarının devam ettiği ve fakat sadece beyin ölümünün gerçekleştiği hallerde, annenin bağlı bulunduğu aletlerin kapatılmasının aslında yaşayabilecek olan çocuğun öldürülmesi anlamına geleceği açıktır. |