Ana sayfa
  Künye
  Hakkımızda
  Türkiye Klinikleri
  İletişim
 

 

15-03-2010  


 MEDİANKET
Mesleki sorumluluk sigortası yaptırdınız mı?
Evet
Hayır, ama yaptıracağım
Yaptırmayı düşünmüyorum
Anket Sonuçları
 KÖŞE YAZILARI
Prof. Dr.  Şahin   AKSOY
14 Mart: Bayram Gelmiş Neyime?
Prof. Dr. Şahin AKSOY
Prof. Dr.  İsmail Hakkı   AYDIN
Prof. Dr. Bülent Tarcan’ın Anısına
Prof. Dr. İsmail Hakkı AYDIN
Prof. Dr.  Yasemin   BALCI
Bir Rüya Gördüm, Hayırlısı…
Prof. Dr. Yasemin BALCI
Prof.Dr.  Nurettin   BAŞARAN
CVS mi, Amniyosentez mi?
Prof.Dr. Nurettin BAŞARAN
Prof. Dr.  Süleyman   BAYKAL
Tıp Fakültesi Hastanelerinden Ne Beklenmeli, Ne Beklenmemeli?
Prof. Dr. Süleyman BAYKAL
Prof.Dr.  Erbil   DURSUN
Otobüs Fiyatlarından SUT Ödemelerine ve Hekimlerin Mutsuzluğu Üzerine
Prof.Dr. Erbil DURSUN
Prof. Dr.  Hakan   ÖMEROĞLU
Tam Gün Yasası Kapsamında Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerine Döner Sermayeden Yapılacak Ödemeler Nasıl Yapılandırılmalıdır?
Prof. Dr. Hakan ÖMEROĞLU
Prof. Dr.  Tevfik   ÖZLÜ
SUT ve Yoğun Bakım
Prof. Dr. Tevfik ÖZLÜ
Prof. Dr.  Erol   ÖZMEN
Tam Gün Yasası ve Ek Ders Ödemeleri
Prof. Dr. Erol ÖZMEN
 Kullanıcı Girişi
Kullanıcı adı:
Şifre:
 ETKİNLİKLER
  • 1. Uludağ Kardiyoloji Günleri
  • 18-03-2010 / 21-03-2010
  • 1. Uludağ Kardiyoloji Günleri
  • 18-03-2010 / 21-03-2010
  • I. Aile Hekimliği Acil Tıp Ulusal Kongresi
  • 26-03-2010 / 28-03-2010
  • X. Medulla Spinalis Yaralanmaları Sempozyumu
  • 27-03-2010 / 27-03-2010
  • Damak Yarıklı Hastalardaki Konuşma Bozuklukları ve Tedavileri
  • 27-03-2010 / 27-03-2010
     Kullanıcı Girişi
    Kullanıcı adı:
    Şifre:
     ÖZEL DOSYALAR
    Mecburi Hizmet dosyası
    Hükümet, mecburi hizmeti, devlet hizmeti adıyla yeniden uygulamaya hazırlanıyor... Mecburi hizmet ile ilgili hem Medimagazin'de hem de ulusal basında çıkan haberleri bulabileceğiniz bir dosya...

    MediBilgi
    Sağlık personeline yönelik başta mevzuat olmak üzere tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

    SORU-CEVAP
    Mecburi hizmet, atama ve nakiller, eş durumu gibi konularda sizden gelen sorular ve cevapları

    Tam Gün Yasası 2009
    Tam Gün Yasası Taslağı, TBMM, Sağlık Bakanlığı

    TUS Dosyası
    1987 yılından bu yana yapılan Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) ile ilgili istatistikleri ve ropörtajları bu dosyada bulacaksınız.

    Akademisyenlerimiz
    Medimagazin - Akademisyenlerimiz bölümünde yer alan akademisyenlerimiz hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz

    Derneklerimiz
    Medimagazin - Derneklerimiz bölümünde yer alan dernekler hakkındaki bilgileri bu bölümde bulabilirsiniz.

    Tabip Odalarımız
    Medimagazin - Tabip Odalarımız bölümünde yer alan tabip odaları hakkında bilgi edinebilirsiniz

    Türkiye'de Tıbbi Yayıncılık
    Türkiye'deki tıbbi yayınlarla ilgili mevcut durumu ve çözüm önerilerini dergi editörlerine sorduk

    Tıpta Uzmanlık Eğitimi Dosyası
    Uzmanlık eğitimi veren üniversiteler ve SB eğitim hastaneleri arasındaki benzerlikler ve farklar neler?

    Performans Dosyası
    Sağlık Bakanlığı'nın başlattığı performansa göre döner sermaye uygulaması ile ilgili bugüne kadar Medimagazin ve diğer basın organlarında yayımlanan haberler bu dosyada

    Tıp Eğitimi Dosyası
    Tıp fakültelerinin altyapı ve eğitimle ilgili sorunlarıyla ilgili fakültele yöneticileriyle yapılan ropörtajları içeriyor.

    Tıp Kongreleri
    Türkiye'de düzenlenen tıp kongreleri hakkında sayısal verilerin yanısıra dernek başkanları ve turizm firmalarının görüşlerini yansıtan, kongrelerle bir çok bilgiyi bulabileceğiniz bir dosya...

     
     HABER
    07-02-2010
    "Doktor eşim benim için mesleğini bıraktı"

    Ayşe Arman'ın röportajı:
    HÜRRİYET

    Aklıma ilk önce o cümle düştü: Yarım Kalmış Hayatlar... Şu ya da bu sebeple, başına bir felaket gelmiş ve bıçakla kesilmiş gibi aniden hayatları değişmiş insanlar... Onların yaşadıkları... Acıları... Hüzünleri... Duyguları... Sevinçleri... Neyse ne... Ne yaşadılarsa...

    Şimdi bunun peşindeyim... O insanları bulmak, dinlemek ve öykülerini size aktarmak... Öncelikle bir Güneydoğu hikayesiyle başlıyoruz: Komando Yüzbaşı Mehmet Bedri Aluçlu... Ekim 2007’de elinde mayın patlayan bir asker... Gözlerini, ellerini kaybeden, henüz 34 yaşında, daha yaşayacak çok şeyi olan genç bir adam... 46 gün komada kalıyor, 12 ameliyat geçiriyor, hayatta normale dönmez, kafasının arkası yok deniyor, ama dönüyor... Ve hayat devam ediyor. Karısı İclal, 7.5 aylık hamile. Onları Ankara’da buldum, eşiyle birlikte... Sevgi dolu bir aile... Bugün saat 16.00-18.00 arası İstanbul Akmerkez’de, “Alya, Sevgilim ve Ben” kitabımın imzası var, karşılığında da Akmerkez bu kampanyaya destek olmak amacıyla Aluçlu Ailesi’nin hesabına 20 bin TL yatıracak. Çünkü bu kampanya kurumlara değil, kişilere destek olacak. Ben hem hikayelerinizi bekliyorum, hem de Yarım Kalmış Hayatlar’a destek olmak isteyen şirketlerin davetlerini...

    O sabah nasıl uyandınız?
    - Son derece normal. Herhangi bir sabahtan farkı yoktu. Operasyona çıkacaktım. Emrini daha önce almıştım. İmha edilmesi gereken bir mayın vardı.

    Kaç kişiydiniz?
    - 15-16 kişi. Yola koyulduk. Bir itirafçı da bize yerini gösterecekti. “Buralarda bir yerlerde olması lazım” dedi. Yanımızda da mayın arama için kullandığımız bir cihaz var. Cihazı çalıştıran çocuk, “Burada ötüyor komutanım” dedi. “Tamam, siz kayaların arkasına geçin” dedim. Geçtiler. Toprağı kazıdım, çıkarttım. El yapımı bir mayındı.

    O sırada itirafçı nerede?
    - O kendisinin çıkarmasını teklif etti, ben “Yok” dedim, onu da kayaların arkasına gönderdim.

    Neden?
    - Neden olacak? Ölmesin diye!

    O sırada “Ben ölebilirim” diye düşünmüyor musunuz peki?
    - Düşünüyorum, ölebilirim de. Ama ben o ekibin komutanıyım. Kimsenin hayatını tehlikeye atamam...

    Mayın önünüzde duruyor, neye benziyor?
    - El yapımı mayında üç ana malzeme olur: Patlayıcı, ateşleme düzeneği ve fünye. PKK, litrelik kola ya da su şişesini ikiye bölüyor, altlı üstlü kablo yerleştiriyor, o kabloları 6 tane pile iliştiriyor, pet şişeden çıkan kabloları da fünye dediğimiz ateşleme sistemine bağlıyor. Patlayıcı konserve kutusunun içinde. Pet şişeye bastığınız zaman, kablo temas ettiği için fünye ateş alıyor ve patlıyor. Artık nereye denk gelirse, kol, bacak kopartıyor. Budur yani...

    Peki siz ne yaptınız?
    - Önce silahla ateş ettim, patlamadı meret...

    Bu arada siz patlayıcı eğitimi almıştınız değil mi?
    - Tabii tabii. Etkisiz hale getirdiğim pek çok mayın oldu. Ama sonuçta, ne kadar eğitim alırsanız alın, üzerinize 6-7 kilo ağırlığında çelik yelek giyiyorsunuz, ellerinizde de eldiven oluyor...

    Bunlar o gün sizin üzerinizde değil mi?
    - Hayır bu sefer yoktu, normal düz vatandaşım.

    Nasıl olur?
    - O gün öyle denk geldi işte. Yapacak bir şey yok... Mayını tamamen etkisiz hale getirmek için fünyeyi çıkarmaya karar verdim. Normalde patlamaması lazımdı. Ama bir ihtimal daha vardı, vücut elektriğinden fünyenin etkilenmesi... İşte o oldu... Fünye patladı...

    Siz o anı hatırlıyor musunuz?
    - Hayır... Hafızamda o bölüm yok... En son pilleri ve fünyeyi hatırlıyorum, gerisi boş...

    Ne olmuş peki?
    - Büyük bir patlama... Mayın elimdeyken patlamış... Yüzüm darmadağın olmuş, gözler gitmiş... Bizim çocuklar helikopter çağırmışlar... Suratım tanınmaz haldeymiş, kafatasımın sol tarafı yokmuş. Müthiş bir kan kaybı söz konusuymuş. Ama nasıl oluyorsa, ben o arada konuşuyormuşum...

    Ne diyormuşsunuz?
    - Bölgedeki terörist arkadaşlara sevgilerimi iletiyormuşum!

    Ne kadar şiddetli bir patlama...
    - Şöyle tarif edeyim, 25-30 kilometre ilerideki insanlar dumanı görmüşler...

    Siz nasıl hayatta kalmışsınız!
    - Bilsem... Kader herhalde... Ellerimi kopartıyor, bacaklarımda yaralar açılıyor, gözlerim gidiyor... Bu gördüğünüz suratımın iyi hali, 12’nci ameliyatım filan, kafatasımın sol tarafı suni kemik... 46 gün yoğun bakımda kalmışım...

    Sizin olaydan sonra hatırladığınız ilk kare...
    - Gözlerim bağlı olduğu için eşimin sesini duydum. “Biz neredeyiz?” dedim. “Ankara’da, hastanede” dedi. “Hayrola?” dedim, “Mayın patladı” dedi.

    Şimdi geri dönüp düşününce...
    - Düşünecek bir şey yok. Bu, bir emirdi. Ben de oraya o mayını çıkartmaya gittim.

    Bu emri veren suçluk duymaz mı?
    - Ona bir şey olmuyor ki. Sıkıntı yok... Bakın, ben o mayını çıkartmadan da geri gelebilirdim. Kimse bana, “Niye çıkartmadın?” diyemezdi. Benim o mayını çıkartmaya çalışma sebebim şu: Ben basmam. Benim bölüğüm de basmaz ama benden sonra gelecek adam, o mayının yerini bilmediği için basar, birinin bacağı, kolu kopar. Onun yerine benim koptu... (gülüyor)

    İyi de bunu çıkartmanın daha gelişmiş bir yolu yok muydu?
    - Yollarsınız giyimli, kuşamlı bir arkadaş, o çıkartır. Ama o arkadaşın oraya çıkması için bayağı bir yürümesi lazım. Zahmet olur, yerine biz gideriz...

    Güneydoğu’daki askere tavsiyeGüneydoğu’daki askere tavsiye

    Güneydoğu meselesi nasıl çözülebilir? Kim çözebilir?
    - Sizi üzmek istemem ama kimse çözemez. Çünkü bugünkü değil, çok eski mesele..

    Karşı tarafı dinlediğimiz zaman...
    - Sizi ikna ederler...

    Nasıl yani, onlara da hak mı veririz?
    - Evet, hak verirsiniz. O insanlar çok sıkı bir ideolojik eğitimden geçiyorlar. 2 yıl boyunca 24 saat. Türkiye’deki en yeni terörist, 99 katılımlıdır, 11 yıllık yani. Çok daha eskiler de var. Kısacası ömrü bu işlerle geçmiş. Senin oraya gönderdiğin asker ise, 3-4 ay eğitim alıyor, çocuğun hiçbir şeyden haberi yok. Onlar tecrübeli. Olayı bitiren bu. Ama sistem de bu, yapacak bir şey yok. Bir de tabii onlarda kaygı yok; ne para, ne aile, ne gelecek, ne geçmiş kaygısı. Ama bizim askerlerimizin var...

    Bir anne oğlunu Güneydoğu’ya gönderirken korkmaz mı?
    - Her anne korkar. Şimdi şu var: “Güneydoğu’yu bizden kopartıyorlar!” yaygarası yapmıyorsanız, sorun yok korkabilirsiniz. Ama hem “Güneydoğu bizden kopuyor. Kürt devleti kuruluyor” edebiyatı yapacaksınız, hem de çocuğunuzu oraya yollamak istemeyeceksiniz, işte bu olmaz, ihanettir...

    Güneydoğu’da görev yapanlara ne öğüt verirsiniz?
    - Öğrenmeyi reddettikleri en ufak şey, ölümlerine sebep olabilir, bu bir. İki, öğrendiklerini unutmayacaklar. Spor eğitimi ya da atış gibi benzeri faaliyetlere burun kıvırmayacaklar. Çünkü çatışmaya girdiğinde ya sağ kalırsın ya ölürsün. Tamam belli bir oranda şans ama belli bir oranda da eğitim. Eğer bir yerden bir yere sıçrayamıyorsan, taştan taşa geçemiyorsan, attığını vuramıyorsan, ölme ihtimalin daha yüksek. Bir de tabii, o bölge insanını farklı insan gibi görmeyeceksin. Onlar da senin gibi...

    Kürt açılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?
    - Açılım lazım. Ama sadece Türkiye’nin doğusuna değil, her tarafına!

    Son soru: Bütün bu yaşadıklarınızdan size kalan nedir?
    - Pervari (Siirt), serin bir yerdi, bayağı güzeldi... Kalan bir şey yok. İnsan hayatı gelip geçiyor, kimseye bir şey kalmaz...

    Hastanenin psikoloğu “Yüzbaşım ellerinizi ve gözlerinizi kaybettiniz” dedi

    Ellerinizi ve gözlerinizi kaybettiğinizi ilk nasıl anladınız?
    - Hastanenin psikoloğu geldi, “Yüzbaşım ellerinizi kaybettiniz” dedi. “Nasip” dedim. “Gözleriniz de görmüyor” dedi. “Olabilir” dedim. Bu kadar sakin tepki verince o da şaşırdı. Ama gerçekten yapacak bir şey yok. Kabullenmek gerekiyor.

    Dini duygularınız kuvvetli mi? Bu tevekkül oradan mı geliyor?
    - Benim yaşım 34. Bu gözler neler gördü derler ya, benim durum da o, bir sürü çatışma, bir sürü sağ insan, bir sürü ölü insan, bir sürü acı, bir sürü gözyaşı... Tüm bunlardan çıkarttığım ders, hayatı çok da ciddiye almayacaksın, önüne nasıl geliyorsa öyle yaşayacaksın, kabulleneceksin, hırs yapmayacaksın...

    Hangisi insana daha çok koyuyor? İnsanın gözlerini kaybetmesi mi, ellerini kaybetmesi mi?
    - İkisi de olmayınca zor oluyor. İşlerimi görebilmem için el lazım, tamam protezle de halledebilirim, ama o zaman da göz lazım. Artık bende ikisi de yok.

    Siz her şeyi aşarsınız...
    - (Gülüyor.) Nasip...

    Her şey iyi hoş da, kafanızda yaşadıklarınızla hesaplaştınız mı?
    - Şimdi bakın, o mayınla bir uzman çavuşum uğraşıp da onun başına bu gelseydi, ben asıl o zaman yıkılırdım, altından kalkamazdım.

    KAPORTAM DEĞİŞTİ AMA AYNI ADAMIM

    Psikolojik destek...
    - “İhtiyacınız varsa verelim” dediler, “Yok sağ olun” dedim...

    “İyi ki evliyim, iyi ki eşim var” dediniz mi?
    - Demez miyim? Eşim, en büyük desteğim. Her kadın dayanamaz, benim bütün yükümü çekiyor, müteşekkirim. Kendisi doktor biliyorsunuz, benim için bıraktı mesleğini, gece gündüz bana bakıyor, bu kadar büyük bir fedakârlık yapıyor olması beni üzüyor.

    Bu arada ikinci bebek geliyor. Bir tereddütünüz olmadı mı?
    - Neden olsun? Çocuk büyütmek için illa elinizin, gözünüz olması gerekmiyor... Onlar sevgiyi hissediyorlar.

    6 yaşındaki oğlunuzun kazaya tepkisi nasıl oldu?
    - İlk başta sıkıntılı geçti, görüntümü yadırgadı, olaydan bahsedilmesini hiç istemedi, ama sonra o da alıştı. Benim kaportam değişti ama ben aynı adamım aslında. Halime yine de şükrediyorum, bunun daha kötüsü var: Ölebilirdim. Ya da aklım yerinde olmayabilirdi.

    Hiç korkmamışlar mı, “Bu adam uyanacak ve kafası eskisi gibi çalışmayacak” diye?
    - Demişler zaten. Hiçbir şeyi hatırlamaz, kimseyi tanımaz, karakteri değişir... Hiçbiri olmadı.

    Müthişsiniz!
    - Müthiş olan ben değilim, insan bedeni... Toparlandı işte...

    Bizim üzülmemiz, size acımamız gerekirken, hayran hayran dinliyoruz. Nasıl bu hissi yaratabiliyorsunuz bilmiyorum ama ben konuşurken sizin görmediğinizi bile unutuyorum...
    - Bu söyledikleriniz çok güzel, çok teşekkür ederim.

    Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz?
    - Çalışmak istiyorum ama ne yapacağımı da bilmiyorum. Kitap yazarım belki.

    SEN ONU ÖLDÜRMEZSEN O SENİ ÖLDÜRECEK

    Çok sayıda bire bir çatışma yaşadınız mı?
    - Elbette. Askerlik mesleği ölüm mesleği. Ya öleceksin ya öldüreceksin.

    Daha önce de ölüm tehlikesiyle burun buruna geldiniz yani...
    - Pek çok kere.

    Birilerini öldürdünüz mü?
    - Öldürdüm.

    O nasıl bir his?
    - Bir şey hissetmedim.

    Karşınızdakinin gözünün içine baka baka mı tetiği çektiniz?
    - Yakın mesafeden öldürdüğüm arkadaşlar da oldu. Ben öldürmesem, onlar beni öldürecekti.

    Siz, söylediği her şeyi tartan, eğitimli birisiniz, müstesnasınız... Bu anlattığınız şeyleri bu kadar kolay yaşıyor olamazsınız...
    - Bu kadar kolay yaşıyorum. Garip gelebilir ama öyle. Ben oraya arkamda 150 askerle gidiyorum, olayı yönetemezsem, tereddüt edersem, tetiği çekemezsem, o askerler ölür.

    Siz o 150 askerin kahramanısınız değil mi?
    - Hayır, onların komutanıyım. Ve onları canım pahasına korurum.

    Bir taraftan da bir aileniz, karınız, çocuğunuz var. Ne oluyor? Beyninizin bir tarafı orduya, bir tarafı kendinize mi ait?
    - Ben evin kapısından çıktıktan sonra ev yoktur. Bitmiştir.

    Yüksek lisans tezim PKK’nın söylemiydi

    Nerede doğdunuz?
    - Elazığ.

    Anne-baba neci?
    - Annem ev hanımı. Babam kütüphane memuru. Çocukluğum, kütüphane koridorlarında koşturarak geçti.

    Büyüyünce ne olacağım diyordunuz?
    - Asker. Hatta komando. Kendimi bildim bileli. Bilmiyorum sebebini.

    Bazı insanların komando olmaya uygun özellikleri vardır...
    - Benim öyle insan üstü yeteneklerim yoktu. Sonuçta hepimiz subayız, üç aşağı beş yukarı aynı beden kapasitesine sahibiz. Ama bazıları komando olmayı tercih ediyor, bazıları etmiyor.

    Nesi size keyif veriyor?
    - En çok yürümesi, uzun yol yürümeniz gerekiyor, bazen günlerce...

    Komandoların kurbağa filan yedikleri doğru mu?
    - Yok canım, bunlar şehir efsaneleri...

    Ama normalden daha becerikliler, öyle değil mi?
    - Eh sayılır.

    Ben kendinizi kahraman gibi anlatmanızı bekliyorum, siz hiç oralı değilsiniz...
    - Çünkü kahraman değilim. İşimizi yapıyoruz. Ben profesyonel askerim.

    Eğitiminiz?
    - İlkokulu Elazığ’da okudum, ortaokulu Anadolu Lisesi’nde, liseyi İzmir’de, sonra Harp Okulu, derken Hacettepe’de yüksek lisans yaptım. 2.5 sene de Amerika’da yüksek lisans yaptım.

    Amerika ne alaka?
    - Belli seviyenin üzerinde İngilizce puan alanları Amerika’ya yolluyorlardı, benim puanım da tuttu, hasbelkader beni de yolladılar. New Jersey ve New York’ta 2.5 sene kaldım. Kendi isteğimle Ankara’ya geri döndüm ve tayinim Siirt-Pervari’ye çıktı. Bu olay olana kadar oradaydım.

    Siirt’e yalnız mı gittiniz?
    - Evet. Peşimden eşim ve oğlum geldi.

    Eşinizle nasıl tanıştınız?
    - Hacettepe’de yüksek lisans yaparken. O da tıp okuyordu. Sonra evlendik, oğlumuz Amerika’da doğdu.

    Siirt’te göreviniz neydi?
    - Komando bölük komutanıydım.

    Bölük komutanı ne yapar?
    - Arazide teröristi bulur ve öldürür.

    Çok soğukkanlı tarif ettiniz...
    - Ama görev budur.

    Nasıl geçiyordu günler?
    - Teröristleri bulmaya çalışarak... Siirt dediğin zaman, insanlar, sıcak, düz bir yer hayal ediyorlar. Oysa Pervari, Siirt’e arabayla 2 saat mesafede, çok yüksek bir yayla. Pervari’nin ilçelerinde yaşayanlar 100-150 sene önce yerleşik hayata geçmişler. Daha yeni yani. Her sene de oraya göçerler gelirler. Orada görev yapabilmek için o insanların psikolojilerini, sosyolojilerini iyi bilmeniz lazım. Onlarla iletişim kurabilirsiniz orayı seversiniz, aksi takdirde “Benim burada ne işim var” der, acı çekersiniz...

    Sizin durumunuz?
    - Ben Elazığlıyım, onlara çok yabancı bir kültürden değilim. Üstelik Hacettepe’deki yüksek lisans konum, “PKK’nın söylemi”ydi. Dolayısıyla, oraya pek çok şeyi bilerek gittim.

    Hem akademisyen gibi tez hazırlıyorsunuz, hem de “saha”ya iniyorsunuz. Genelde birinden birini seçerler...
    - Terörle mücadele için ikisinin bir arada olması gerekiyor, yoksa çözemezsiniz. Göçerlerden söz ettim ya, araçla ulaşamıyorsunuz onların bulundukları yere, 20 saat yürümeniz gerekiyor, PKK’lılar da bunu bildikleri için malzeme-erzak lazım olduğu zaman köye gitmiyorlar, o göçerlere “Bize bunlar lazım. Al şuraya bırak” diye liste veriyorlar, onlar da alıyor...

    Yoksa PKK onları öldürür, o yüzden mi alıyorlar...
    - Yok hayır, parayla oluyor o işler, bildiğiniz ticaret yani. Onların arasında bir sorun yok, ikisi de Kırmanca konuşuyor. Göçerle PKK arasındaki fark, birinde silah var. Göçerin hayvanını otlattığı bölge, PKK’nın yaşam alanı. Ona ses çıkarırsa, istediklerini yapmazsa, hayvanını orada otlatamaz.

    Sizin o listeden nasıl haberiniz oluyordu?
    - Çünkü göçerler o listeyi bana getiriyorlardı. Ben de diyordum ki, “Şunları götür, şunları götürme.” Ne ister terörist? Et istemiyorlar, çünkü etraf hayvan dolu. Un, tuz, şeker, çay, tütün ve toz içecek... Bir de pil istiyorlar, çünkü telsizlerini şarj etme şansları yok, ayrıca mayın yaparken de lazım. Onları göndermiyorduk. Spor ayakkabı da istiyorlar, o da yok, arkadaşlar arazide ızdırap çeksinler...

    Unu, şekeri niye yolluyordunuz?
    - Oradaki göçerin yaşamak için de PKK’ya bir şey vermesi lazım. Vermezse yaşatmazlar...

    Peki siz erzakların bırakıldığı yere pusuya yatarak mı onları ele geçiriyordunuz?
    - Öyle olmuyor işte. Terörist diyor ki göçere, “Falan çeşmeyi biliyor musun? Onun solunda bir oyuk var, oraya bırak, üzerini taşla kapat, biz lazım olunca alacağız.” Sen oraya gidip pusu kurmaya çalışırsan şu olur: Bir gece beklersin, iki gece beklersin, emin ol gündüz ya da bir sonraki gece, onlar seni ziyarete gelir...

    Nasıl yani?
    - O arkadaşlar bu sefer gelip seni rahatsız ederler! Çünkü o bölge, insanların yaşadığı bir bölge değil, boş bir alan ve sen fazlalıksın. Kabak gibi meydana çıkarsın, bekleyemezsin. O da o yüzden “Sen koy, ben alırım” diyor. Göçer dahil kimsenin olmadığı zamanda gelip, alıyor.
     
     GÜNCEL HABERLER
  • Sağlık reformu üç yılda komaya soktu
  • Isparta’ya 600 yataklı 'sağlık kompleksi'
  • İstanbul'a 75 yeni ambulans
  • Ordu Tıp’ın öğrencileri Gazi’de eğitim görecek
  • Halk hekimlere karşı kışkırtılıyor
  • “Veteriner ilaçlarındaki oyun bozulmalıdır”
  • İlaç harcamaları çok da yüksek değil
  • Rektör Akınoğlu: Tam gün yasasıyla hizmet kalitemizde düşme olmadı
  • Aşı ittifakına mali engel
  • Bakan Akdağ penaltı atışında kalede!
  • Yanan hastanede 'plazma kitenik tedavi' yöntemiyle prostat ameliyatı başladı
  • Müsteşar: Hastanenin kapatılması söz konusu değil
  • İlaçta 5 bin kişi işini kaybedecek, 1.3 milyar liralık ek işsiz olacak
  • Kaç tıp fakültesi var?
  • Bakanlık önüne 70 siyah çelenk
  • Durmuş: TTB Başkanı el altından Tam Günü destekliyor
  • "Emekliliğe yansıyan hakkaniyetli gelir istiyoruz"
  • İzmirli hekimler tıp balosunu buruk geçirdiler
  • "Tıp Bayramı" yerine "Sağlık Bayramı" önerisi
  • Durmuş'tan özel hastanelere tavsiye
  • Sağlık Bakanlığı önünde beyaz önlük yakıldı
  • İstanbul'da Tam Gün protestosu
  • Tıp bayramı 4 doktorla kutlandı!
  • Hasta Ne İstiyor… Doktor Ne Bekliyor?
  • Mucize doktor herkesi 'ayağa' kaldırdı
  • Dizilerdeki tıbbi hatalara bakanlık el attı
  • Sağlık çalışanlarına ek ödeme müjdesi
  • Akdağ'dan hekimlere destek sözü:Gücüm olduğu sürece imkanlarınızı artıracağım
  • Hemşireler, doktorlardan daha çok kazanıyor
  • ‘Özerk hastane’ hızlandı, 10 bin yönetici tedirgin oldu
  • Doktor aracında ölü bulundu
  • Sağlıkçılara özel mortgage geliyor
  • TUS Deneme Sınavı sonuçlandı, Birinci Ankara Tıp'tan
  • İşte Türkiye’nin doktor haritası
  • Bu branşı tercih eden zaten azdı, şimdi daha da azalacak (1)



  •  RÖPORTAJ
    Prof. Dr Sibel Çubukçu Fırat
    Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr Sibel Çubukçu Fırat
     HAFTANIN KLİNİĞİ
    Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Hastalıkları Kliniği
    Kliniklerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği Şefi Doç. Dr. Yıldız Dallar

    Medimagazin ® sitesi içerisinde yeralan tüm metin, resim ve diğer içeriğin hakları Ortadoğu Reklam Tanıtım ve Yayıncılık A.Ş'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz.©
    Bu sitede yer alan haber, fotoğraf, yazı, ilan ve reklam içerikleri sağlık profesyonellerinin kullanımına yöneliktir. Sağlık çalışanlarının dışında site kullanımından doğabilecek her türlü sorumluluk kullanıcıya aittir.

    Powered By F1max Bilişim Hizmetleri