Dilin evrimi, benzetmeleri kullanmaya ne kadar istekli olduğunuza bağlı olarak türlerin biyolojik evrimine benzetilebilir. Her iki alanda da başlangıç zamanının yakınlarına doğru iz sürmenizi mümkün kılacak fosiller mevcuttur.
İnsan dilinin fosilleri olur mu demeyin… İnsan dilinin fosilleri tabii ki çok daha yenidir ve sadece karşılaştırmalı filolojinin dolaylı yöntemleriyle incelenebilir. Ama varlıkları kesindir. En çok bilinenler, prokaryotlara eşdeğer olan Hint-Avrupa sözcük kökleridir. Bunlar kabaca 20.000 yıl öncesinin ortak bir dilinden doğan Sanskritçe, Yunanca, Latince, tüm Slav ve Germen dilleri, Hititçe, Farsça, Hintçe, Türkçe gibi dillerin atasıdır.
Dillerin evrildiği özgün sözcükler başlangıçta muhtemelen çekirdeksiz hücre gibi, basit fikirlerin ifadesi, anlamı muğlak olmayan köklerdi.
Eski İngilizce’de hekim anlamında kullanılan leech sözcüğü bugün sülük anlamında kullanılmaktadır. ‘leech’ (sülük) sözcüğünün, hem hekimlere takılan bir isim, hem de hekimlerin tıp tarihinde yüzyıllarca kan akıtmak için kullandıkları bir yöntemin objesi olması ilginçtir.
İki sülük de biyolojideki sürecin dilde taklit edilmesinin bir örneğini oluşturmaktadır. Şöyle ki: hekim anlamındaki leech sözcüğünün kökeni dilin başlangıcına dayanır. Leg, “toplama” anlamında olup, “konuşma” anlamında türevleri bulunan bir sözcüktü ve içinde bilgi ve akıl anlamlarını da barındırıyordu. Bu süreçte eski Germence’de, ilk hekimlerin görevlerine uygun düşecek, “efsunlayan, sihirli sözler söyleyen kişi” anlamında bir sözcük olan lekjaz’ı türetti. Hekime İngilizce’de yüzyıllar boyunca leech denildi. Danimarka dilinde doktor hâlâ Laege, İsveççe’de lakere’dir.
Leg sözcüğü hekimden farklı ama bağlantılı anlamlar taşıyan başka sözcükler de üretti: lecture (ders, konferans), logic (mantık) ve logos (bilgi, bilgelik) gibi…
Bir kurtçuk olan sülüğün izi sürüldüğünde ise görülüyor ki doktor sülük geçimini kurtçuk sülüğü kullanarak sağlıyor; kurtçuk sülüğün de sağaltıcı özellikleri bulunduğuna ve dolayısıyla kendi çapında bir hekim olduğuna inanılıyor. Farklı anlamı olan sözcüklerin iki anlamı da taşıyacak tek bir sözcükte birleşmesi teknik olarak bir asimilasyon olabilir. Her iki kullanımda da varlığını sürdüren toplama düşüncesi belki de birleşmeyi desteklemiştir: sülük kan toplar, doktor da ücret (ve kan).
Doktor, tıp, hekim sözcükleri ile bunların çevresinde gelişen akraba sözcükler toplumun çok eskiden beri bu meslekten bekledikleri hakkında bize çok şey anlatır. Bunlar karşılanması zor beklentilerdir. Med kökünün bu sözcüklerin içinde yıllardır süren varlığı öğretmen, sağaltıcı, bilimci, ılımlı, alçak gönüllü anlamlarını barındırır.
Tıp bir zamanlar tüm mesleklerin en çok saygı duyulanıydı. Bugün ise çok çeşitli nedenlerle saldırı altında bulunuyor. Tıp kurumunu eleştirenler hekimleri artık yalnızca önlerindeki hastalıkla ilgilenen ve hastayı bütünlük içinde bir birey olarak dikkate almayan bilim uygulayıcıları olduğunu söylüyorlar. Onlara göre hekimler söylenenleri gerçekten dinlemiyor.
Hastalara ve ailelerine açıklama yapma konusunda isteksizler ya da böyle bir yetileri yok. Kullandıkları riskli yüksek teknolojilerle hatalar yapıyorlar ve yanlış tedavi sigorta maliyetleri hızla yükseliyor.
İnsanların hekimlerden hep bekledikleri nedir? Tıp mesleği, insanlık tarihinin bunca uzun bölümünde nasıl var oldu? Bir sınıf ve alt kültür olarak hekimler hep eksikliklerinden dolayı eleştirilmişlerdir. Kendi dönemlerinde Montaigne, Moliere ve Shaw, doktorlara ve tıbba bugünün muhaliflerinden daha az saygı duyuyorlardı. On dokuzuncu yüzyılın ve daha önceki yüzyılların hekimleriyle, mesleki atalarımız olan tarih öncesi Şamanların hastaları hekimlerden ne umuyorlardı? Büyük veba salgınlarında, her gece şehir sokaklarında dolaşan arabalar ölüleri gömülmek üzere toplarken doktorun işlevi neydi? Tüberküloz, frengi, tifüs hızla yayılan öldürücü infeksiyonlar olarak, hekim ne yaparsa yapsın, kurbanlarının çoğunu öldürüyordu.
Şaman mesleğini en zor yoldan geçerek öğrenirdi. Ölüme benzer bir deneyimi yaşamak zorunda bırakılırdı ve bundan sağ olarak çıktığında, hasta bakma ehliyetini kazandığı kabul edilirdi. Sara nöbetleri geçirir, sanrılar görür, sesler duyar, haftalarca ıssız yaban diyarlarda kaybolur, uzun süre komada kalır ve hayata geri döndüğünde mesleği icra etme hakkı kazanırdı. Tütsü yapıp anlaşılmaz şeyler söyleyerek ve hastanın her yerine dokunarak yatağın çevresinde dans ederdi. Mesleğin sırrı dokunmaydı. Bu hiçbir zaman işin en önemli, temel becerisi olarak gösterilmez, hep dansın ve okumanın gerisinde kalır ama ellerin teması hep yoğun bir şekilde vardır.
İşte hekimlerin en eski ve en etkili eylemi burada ortaya çıkar; dokunma… Hasta insanlar genelde dokunulmaya ihtiyaç duyarlar ve çok hasta olmanın yol açtığı sıkıntı kısmen başkalarıyla yakın temas eksikliğidir. Doktorun bu meslekteki en eski hüneri ellerini kullanmaktır.
Bugün doktor, en temel görevlerinden pek çoğunu başka bir binadaki muayenehanesinden, hastayı hiç görmeden yürütebiliyor, hasta öyküsünü almak için hazırlanmış bilgisayar programları var. Bilgisayarlı cihazlar, birkaç kuşak öncesinde hasta yatağının başucundaki hekimin dokunma, ulaşma, hatta hayal etme gücünün çok ötesinde bir kesinlikle, tekleyen kalbin ya da aksayan bir beynin elektronik iç yüzünü ortaya koyabiliyor.
Hekim eğer isterse kendini hastadan ve ailesinden uzak tutabilir, ilk ve tek temas olacak baştan savma bir tokalaşma dışında kimseye dokunmayabilir. Tıp artık ellerin dokunuşu değil, makinelerden alınan sinyallerin okunması demek.
Bilimsel tıbbın mekanikleşmesi artık yerleşmiş, kalıcı bir durum. Tıpta birçok karmaşık yeni teknolojinin geliştirildiği, servis vizitelerinin artık yatağın ayak ucunda yapıldığı, bilinen her biyokimyasal anormalliğin varlığını otomatik aletlerle değerlendirmek için kan örnekleri alındığı günümüzde artık hastayla konuşmak için de daha az zaman var.
Hastaneye yatan hasta bir süre kendini, otomatik dev bir aygıtın işleyen bir parçası gibi görüyor. Bazen doktorların adını bile öğrenmeden hastaneye bilgisayarlar tarafından yatırılıyor ve onlar tarafından taburcu ediliyor.
Tıbbın insancıllığını kaybettiği günümüzde, sülükle tedaviyi özler mi olduk ne?
Lewis Thomas, The Youngest Science, Notes of a Medicine- Watcher, The Viking Pres, New York, 1983. |