|
Geriatri Derneği tarafından düzenlenen Geriatri 2008 Kongresi’nde, dünyanın önde gelen geriatrist ve gerontologları buluştu
Uluslararası Gerontoloji ve Geriatri Birliği (International Association of Gerontology and Geriatrics-IAGG) ve Uluslararası Yaşlanma Enstitüsü (International Institute on Aging-INIA) desteği ile gerçekleşen Geriatri 2008 kongresinde dünyanın farklı ülkelerinden gelen bilim adamları ve akademisyenler “yaşlanma süreci” ve “yaşlılık sorunları”nı ve bunlara yönelik çözüm önerilerini tartıştı. Antalya’da gerçekleştirilen Kongre’ye İngiltere, ABD, Fransa, İtalya, Kore, İspanya, Finlandiya, Brezilya, Malta, Romanya, İran, İsviçre, İskoçya, Rusya, Libya, Yunanistan, Hindistan ve Türkiye’den çok sayıda araştırmacı katıldı.
Kongre açılış konuşmaları, Geriatri 2008 Kongresi başkanı Prof. Dr. Sedat Boyacıoğlu, Uluslararası Yaşlanma Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Joseph Troisi, Avrupa Birliği Geriatrik Tıp Derneği Akademik Başkanı Prof. Dr. Jean-Pierre Michel, Uluslararası Gerontoloji ve Geriatri Birliği Başkanı Prof. Dr. Renato Maia Guimaraez ve Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal tarafından yapıldı.
“Yaşam süresi gelişmişlik düzeyinden bağımsız belirlenmeli”
Uluslararası Gerontoloji ve Geriatri Birliği Başkanı Prof. Dr. Renato Maia Guimaraez Kongre kapsamında yaptığı “Uzun yaşam bir eşitsizlik ya da farklılık göstergesi midir?” başlıklı konuşmasında “uzun zaman”ın göreceli bir kavram olduğunu belirterek “Beklenen yaşam süresi 34,3 ve 39,2 yıl olan, Zambia gibi ülkelerde 60 yıl yaşam uzun yaşamak olarak değerlendirilebilir. Oysa beklenen yaşam süresi 82,8 yıl olan Japonya’da 60 yaşına gelen birinin ek 25,3 yıl daha yaşam beklentisi vardır. Bu nedenle Japon toplumunda uzun yaşam gerçek anlamını bulmaktadır” dedi. Evrensel referansları uzun yaşam kriterlerine adapte etmek için, insanoğlunun yaşam süreleri ile ilgili limitlerinin yaşadığı ülkenin gelişmişlik veya zenginliğinden bağımsız olarak belirlenmesi gerektiğini ifade eden Guimaraez şöyle konuştu: “Eğer mortalite her yaş grubunda sabit kalırsa, farklı toplumları nitelemek için kullanılan en iyi gösterge doğumdaki beklenen yaşam süresidir. İnfant mortalite oranları çok yüksek olan ülkelerde, beklenen yaşam süresi ilk birkaç yıldaki ölüm oranları ile bağlantıdır. Teknik olarak ise beklenen yaşam süresi; yaşamak için kalan tahmini zamandır ve herhangi bir yaşta hesaplanabilmelidir.
Sosyal ve biyolojik açıdan zayıf kişilerin erken dönemde ölmesi nedeniyle, insanoğlunun doğal bir seleksiyon etkisi altında olduğu söylenebilir, fakat belirli bir yaşa ulaşınca çevre şartlarına eşit derecede dirençli hale gelmektedir. Türkiye (69,2 yıl) ve Lesotho’da beklenen yaşam süreleri arasındaki fark 35 yıl olmasına karşın, 80 yaşında hem Türkiye hem de Lesotho da yaşayan birinin 5,6 yıl daha yaşaması beklenebilir.”
“Yaşlıların ilaç araştırmalarına katılımı sağlanmalı”
Avrupa Birliği Geriatrik Tıp Derneği Akademik Başkanı Prof. Dr. Jean-Pierre Michel ise konuşmasında “çok yaşlı bireyler üzerinde yapılan klinik çalışmalar”ın öneminden bahsederek son yıllarda yapılan ilaç araştırmalarında yaşlıların göz ardı edildiğini söyledi. Çalışmalardaki yaşlı sayısının toplumdaki yaşlı hastalara oranla çok az olduğunu da belirten Michel, “Bu sadece kardiyovasküler (kalp ve damar) ve kanser hastalıkları için değil, ayrıca geriatrik sendromlar için de geçerlidir. Etik kurullara gönderilen araştırma başvurularının yüzde 36-39 adaletsiz bir yaş dağılımına sahiptir, yani daha çok genç erişkinler özerinde araştırmalar yapılmaktadır ve bu durum son 10 yıldır hiç değişmemiştir. Bunun çeşitli sebepleri olmakla birlikte altta yatan asıl sebep ‘önyargı’ gibi gözükmektedir” dedi. Yaşlılardaki genel tıbbi problemlerin ilaç çalışmalarındaki dışlamaların yüzde 80’ini oluşturduğunu ifade eden Michel, bu tür dışlamaların randomize kontrollü çalışmaların genellenebilirliğini bozduğunu ve ilaçların klinik uygulamalarını da etkilediğini ifade etti. Michel, “Özellikle ilaç araştırmalarına veya tedavilerin etkinliklerinin değerlendirme çalışmalarına yönelik işlemlere yaşlıların da katılmasını sağlamak gerekir. Yaşlılara yönelik sağlık hizmeti sunan tüm hekimler de bu çabaların, araştırmaların içerisinde yer almalıdırlar” dedi.
“Yaşlı nüfusun yarısından fazlasını kadınlar oluşturuyor”
Uluslararası Yaşlanma Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Joseph Troisi ise konuşmasında yaşlı kadınların eğitiminin çok önemli olduğunu vurguladı. Dünyadaki yaşlı nüfusunun yarısından fazlasını kadınların oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Troisi, “Düşük sosyoekonomik düzey pek çok ülkede en önemli kadın sorunudur ve yaşlanma sürecinde bu sorun katlanarak artmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadınların her anlamda bağımsızlığı ve sağlıklı- üretken yaşlanma olanaklarına kavuşabilmeleri eğitim ve iş olanaklarının artırılmasına bağlıdır. Gelişmekte olan ülkelerdeki geleneksel yapı ayrımcılığa zemin hazırlamakta ve çoğu kadın yaşamı boyunca gereksinimlerini karşılayacak ve sağlıkla yaşlanmasını sağlayacak olanaklara kavuşamamaktadır. Bu sorunlara ivedi ve radikal çözümler üretilmeli, kadınlar içsel anlamda güven ve kuvvet duygusuna kavuşabilmeleri ve var olan potansiyellerini değerlendirebilmeleri açısından iş olanaklarına kavuşturulmalıdır, ki bunun en etkin ve temel yolu kadınlara eğitim olanaklarının sağlanmasıdır” dedi.
Kongre Bilimsel Sekreterleri Doç. Dr. Dilek Aslan ve Doç. Dr. Mahir Özmen, Geriatri Derneğinin kuruluşunu takiben Uluslararası Gerontoloji ve Geriatri Birliğinin asil ve Avrupa Birliği Geriatri Tıp Derneğinin gözlemci üyesi olarak yer aldığını ve ayrıca Derneğin tüm eğitim etkinliklerinin Uluslararası Yaşlanma Enstitüsü tarafından desteklenmekte olduğunu açıkladılar. Kongre öncesinde Geriatri Derneği tarafından “Temel Geriatri Kursu” düzenlenerek katılımcılara sertifikaları törenle verildi.
|