Önceki yazımda hastanın rızasına ilişkin mevzuatımızdaki hükümlerden kısaca bahsetmiştim. Bu yazıda, konu üzerinde daha ayrıntılı olarak durmak istiyorum.
Öncelikle belirtmek isterim ki, esasen uygulamada aydınlatma konusu üzerinde çok durulmasına rağmen, tıp hukukunda, hekimin tıbbi müdahalesinin hukuka uygunluğunu sağlayan asıl unsur, “rıza”dır (muvafakat). Aydınlatma ise, rızanın geçerliliğinin ön şartıdır. Fakat pratikte aydınlatmanın rıza açısından kazandığı büyük önem, aydınlatma konusunun gerek öğretide ve gerekse uygulamada ağırlık kazanmasına neden olmuştur. Dolayısıyla aslolan rızadır. Aydınlatma rızanın geçerliliğini sağlamaktadır.
Yargıtay’a göre, “Kişiler kendi vücutları üzerinde ayrık durumlar hariç, ancak kendileri tasarrufta bulunabilir ve tehlikelere karşı yine kendisi karar verebilir. Tıbbi müdahalelerde de bu genel kuraldan ayrılmamak gerekir. Tıbbi müdahaleler ve hekimin girişeceği diğer eylemler kişinin sağlığını, vücut bütünlüğünü ilgilendirdiği, muhtemel tehlikeleri meydana getirici nitelikte olduğu için, bunların gerçekleştirilmesine karar verme yetkisi hekime değil, müdahalelere maruz kalacak kişiye (hastaya) aittir”.
Tıbbi müdahaleye rıza gösterildiğinin açıklanması gerekir ve bu açıklamayla beraber rıza, hukuk alanında etkisini doğurur.
Rıza açıklaması tıbbi müdahale yapılmadan önce veya en geç yapıldığı sırada gerçekleşmelidir. Tıbbi müdahale sonrası yapılan rıza açıklamasının müdahaleyi hukuka uygun hâle getirmeyeceği kabul edilmektedir. Bu sonuç ceza hukuku bakımından geçerlidir. Özel hukuk açısından ise sonradan rıza verilmesi tazminat sorumluluğunu kaldırır. Rıza açık veya zımni (örtülü) olabilir; duruma göre hastanın varsayılan rızasının bulunduğu kabul edilebilir. Rızanın bizzat hastadan alınmasının mümkün olmadığı hallerde, rıza vermeye yetkili kimseden de rıza alınabilir. Bu konuları açacak olursak:
Rıza açık olabileceği gibi zımni olarak da açıklanabilir. Hastanın tıbbi müdahaleye rıza gösterdiği, hâl ve vaziyetten anlaşılabiliyorsa zımni rızadan bahsedilir. Örneğin, ameliyat önerilen hastanın hastaneye yatması, zımni rıza olarak değerlendirilmektedir. Ancak sadece hastaneye gitmiş olmak zımni rıza olarak değerlendirilemez. Yine hastanın örneğin ameliyat salonuna gitmesi de, kişinin davranışlarından çıkarılacak olan zımni rızaya işaret eder. Keza kan tahlili veya röntgen istenen hastanın bunun için kolunu uzatması veya röntgen laboratuvarına gitmesi de zımni rızadır. Buna karşılık hastanın şikâyetlerini anlatması örtülü rıza olarak kabul edilemez. Önemle belirteyim ki, zımni rızaya hukuken değer tanınması, bu hâllerde hastanın aydınlatılması yükümlülüğünün kalktığını göstermez. Keza öğretide herhangi bir riskin söz konusu olmadığı tıbbi müdahalelerde hastanın hekime başvurmasıyla yapılacak tedaviye zımnen rıza gösterdiği söylenmektedir. Ancak hastanın öncelikle bu konuda aydınlatılması gerekmektedir. Hasta, hastalığını, uygulanacak tedavi yöntemini bilmeden, sırf hekime başvurması zımni rıza olarak kabul edilemez. Önümüzdeki yazımda rızanın şekli konusu üzerinde duracağım. |