Konuya ilişkin olarak mevzuatımızda iki hüküm bulunmaktadır. Her iki hüküm de Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nde yer almaktadır:
Tabip ve diş tabibi, acil yardım, resmi veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir (md. 18).
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi md. 19:
“Tabip ve diş tabibi, mesleki veya şahsi sebeplerle, tedaviyi bitirmeden hastasını bırakabilir. Ancak bu gibi hallerde, diğer bir meslektaşın tedavi veya müdahalesine imkân verecek zamanı evvelden hesaplayarak hastayı vaktinde haberdar etmesi şarttır. Hastanın bırakılması halinde hayatın tehlikeye düşmesi veya sıhhatinin zarara uğraması muhtemel ise, diğer bir meslektaş temin edilmedikçe, hastayı terk edemez.
Hastayı bu suretle terk eden tabip veya diş tabibi, lüzum gördüğü veya hasta tarafından talep edildiği takdirde, tedavi zamanına ait müşahede notlarını verir”.
Bu hükümlerden çıkan sonuç şudur: Hekim kural olarak mesleki veya şahsi sebeplerle hastasına bakmayı reddedebilir. Ancak bu kural, serbest çalışan hekimler bakımından acil haller ile insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere mutlak olarak geçerliyken, kamu görevlisi hekimler bakımından aynı şeyi bu kadar net bir biçimde söylemek mümkün değildir.
Konuyu şöyle değerlendirmekte yarar vardır: Acil yardım ve insani vazifenin ifası hallerinde hastayı ret hakkı bulunmamaktadır. İster serbest çalışan, ister kamu görevlisi olsun, hekimin bu tür hallerde hastayı ret hakkı yoktur. Tüzük, “insani vazife”nin ne olduğunu açıklamamaktadır. Ancak kanaatimce bu haller de büyük olasılıkla acil yardım halleri içinde değerlendirilebilecek hususlardır.
Kamu görevlileri bakımından ise tüzük “resmi vazifenin ifası hali”nde de ret hakkının bulunmadığını belirtmektedir. Bu durumda kamu görevlilerinin tümü bakımından, hiçbir zaman hastayı ret hakkının bulunmadığını kabul etmek gerekir ki, bence bu sonuç doğru olmaz. Hiç kimseyi, kamu görevlisi olsa dahi, haklı ve hukuksal görülebilecek gerekçelerle bir tıbbi müdahaleyi yapmaya zorlamanın söz konusu olamayacağı kanaatindeyim. O nedenle, tüzükteki bu hükmün daha geniş yorumlanması gerektiğini düşünüyorum ve bunu kendi sübjektif kanaatim olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Buna göre, kanımca hekim, aynı gün ve aynı hastanede, aynı poliklinikte hastaya tıbbi müdahaleyi, teşhisi vb. sağlamak kaydıyla ve makul gerekçelerle hastayı reddedebilir. Ancak, hekim “Ben reddediyorum, nereye gidersen git”, diyemez. Ret hakkı ancak hastanın tedavisinin sağlanması halinde söz konusu olabilecektir. Örneğin göz hastalıkları polikliniğine gelmiş olan hastanın, hekimi daha önce darp etmiş olan bir hasta olması halinde, hekim, aynı gün ve aynı saatte, yine göz polikliniğinde bir başka hekim tarafından hastanın tedavisini sağlamak kaydıyla, hastayı reddedebilmelidir. Burada hekimin tedavi özgürlüğü kavramının altını çizmekte yarar görüyorum. Hekimin tedavi özgürlüğü, hekimin objektif olarak gerçekleştiremeyeceği bir müdahaleyi, haklı gerekçelerle ret hakkını vermektedir. Hekimin bu iş karşılığında maaş alıyor olması da bu sonuca varmamızı engellemez, zira hastanın her halükarda tedavisi sağlanmaktadır. |