Hekimlik mesleğinin icrasının temelinde anayasal dayanağı da bulunan “tedavi özgürlüğü” bulunmaktadır. Bu özgürlüğün üç unsuru vardır:
1. Esasen tedavi gereğinin bulunup bulunmadığı konusunda karar verecek olan hekimdir.
2. Hekim vicdanıyla çelişen metotların veya belirli bir ilaç tedavisinin uygulanmasına zorlanamaz.
3. Son olarak kendisi için uygun görünen teşhis veya tedavi metodunu seçmek daima hekimin işidir.
Bütün bunların bir sonucu olarak hekime özel durumlarda hastayı reddetme hakkı da tanınmaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği ile tanınmış bulunan hekim seçme özgürlüğü hekimler bakımından da kıyasen kabul edilmelidir. Ancak bu özgürlük acil durumlar dışında özel bir sağlık kuruluşunda çalışan hekimler açısından mutlak iken; kamu kuruluşlarında çalışan hekimler sadece acil hallerde değil, onun dışında da bir kamu görevlisi olmaları dolayısıyla hastaya bakmakla yükümlüdürler. Ancak bu yükümlülük, hekimin bazı haklı görülebilir nedenlerle hastayı ret hakkına engel değildir. Fakat bu ret hakkının kullanılabilmesi için hekim bakımından haklı görülebilecek nedenlerin bulunması ve hastaya aynı kurumda gerekli standartta tıbbi müdahalenin garanti altına alınmış olması gerekmektedir.
Hekime, özel durumlarda hastayı reddetme hakkı tanıyan mesleği icra etme özgürlüğünün hasta bakımından da tanınmış şekli, hastanın da istediği hekimi seçme özgürlüğüne sahip bulunmasıdır.
Mevzuatımızda hekimin hastayı seçme veya ret hakkı; hastanın hekimi seçme hakkından farklı olarak açıkça düzenlenmemiştir. Esasen hastanın hekimi seçme hakkının da yukarıda belirtilen çerçevede söz konusu olabileceğinde şüphe yoktur. Daha açık ifadeyle, hasta ancak fiilen birden fazla hekimin görevli olduğu bir yerde hekimi seçebilir ve bunun için seçmek istediği hekimin daha önceden belirlenmiş randevu sistemine uyması gerekmektedir. Benzer şekilde öğretide hekimin de yukarıda belirtilen esaslar çerçevesinde hastayı bir başka hekime gönderebilmesi kabul edilmektedir. Mevzuatımızda ise aynı sonuca ulaşmamızı sağlayabilecek şu hükümlere işaret edilebilir:
Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 25. maddesinde, “Hekim, ancak tıbbi bilgisini gerektiği gibi uygulayamayacağına karar verdiğinde ve hastasının başvurabileceği başka bir hekim bulunduğu durumlarda, hastanın bakımını ve tedavisini üstlenmeyebilir veya tedaviyi yarım bırakabilir. Yukarıdaki koşullarda tedaviyi bırakacak hekim, bu durumu ve hastanın sağlığının tehlikeye düşmeyeceğini hastaya veya yakınlarına anlatır ve onları tıbbi yardımla ilgili başka olanaklar konusunda bilgilendirir. İkinci hekim bulunmadan hekim hastasını bırakamaz. Hekim, tedaviyi üstlenen meslektaşına hasta hakkındaki tüm bilgileri aktarmakla yükümlüdür” denilmektedir. Görüldüğü üzere, burada belirtilen şartlar çerçevesinde hekim hastayı tedaviyi reddedebilir.
Keza Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi md. 6/2’de şu hüküm bulunmaktadır:“Tabip ve diş tabibi, tatbik edeceği tedaviye tâyinde serbesttir”. Dolayısıyla, hastanın bu tedaviyi kabul etmemesi durumunda hekim hastanın tedavisini üstlenmeyi reddedebilir.
Görüldüğü üzere, hasta bakımından hekimi seçme hakkı açık bir şekilde düzenlenmiş olmakla birlikte, aynı husus hekim bakımından bu kadar açık bir şekilde düzenlenmemiş olup; ancak benzer mülahazalarla ve mevzuatta belirtilen şartlar çerçevesinde hekimin de hastanın tedavisini üstlenmeyi reddedebileceği öğretide ağırlıklı olarak kabul edilmektedir. Özellikle, Türk uygulamasında daha önce hekimi ile tartışmış veya hatta hekime fiili saldırıda bulunmuş bir hastayı, acil bir durum olmadığı ve başka bir hekimin de tedaviyi üstlenmesinin mümkün olduğu durumlarda, hekimin başka bir hekime göndermesi mümkündür. Ancak bunun dışında da haklı görülebilecek başka nedenlerden ötürü de hekim hastanın tedavisini üstlenmeyi reddedebilir. |