|
Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı’nın 13.sü İstanbul’da yapıldı. Uzmanlık eğitimindeki güncel sorunların tartışıldığı toplantıda tam gün tartışmaları konusunda net bir sonuca varılmazken, Bakanlığa destek de geldi, eleştiri de
Dr. İbrahim Ersoy/İstanbul
TTB-Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulunun (UDEK) düzenlediği 13. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı 1-2 Aralık tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Uzmanlık eğitimindeki çalışma sürelerinden uzmanlık derneklerinin yapısına kadar bir çok konunun tartışıldığı Kurultay’da Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu’nun da katıldığı bir oturumda tam gün çalışma tartışıldı. Tam gün oturumunda, gündemdeki yasaya destek de geldi, eleştiri de yapıldı.
Tam Süre Çalışma Düzeninin Kamusal Önemi konulu sunumunda Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Kayıhan Pala “Türkiye’de sağlık hizmetlerinde tam süre çalışma uygulamaları ile ilgili deneyimlerin üç dönem olarak incelenebileceğini belirterek “İlki Dr. Refik Saydam’ın koruyucu sağlık hizmetleri alanında çalışan personelin tam süre çalışmasını düzenleyen uygulamadır. İkincisi 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi ile İlgili Yasa’nın getirdiği uygulamadır. Üçüncü uygulama ise 1978 yılında yasalaşan 2162 sayılı Yasa’nın uygulandığı dönemdir. Her üç uygulamanın da ortak özelliği daha fazla süreli ve daha çok ücret alarak kamuda çalışmadır” diye konuştu.
Türkiye’deki over-time çalışma
Dünyada özellikle hekimlerin istihdam biçimlerine bakıldığında, fazla mesaili çalışma (over-time), tam süre çalışma (full-time) ve yarı zamanlı çalışma (part-time) olmak üzere 3 tip çalışma şeklinin bulunduğunu ifade eden Kayıhan Pala “Terminolojiyi ortaklaştırmak açısından, aslında, ülkemizde hekimlerin yarı zamanlı çalışmasının gerçek bir part-time çalışma değil, over-time çalışma biçimi olduğunu söylemek gerekir. Çünkü, kamuda part-time çalışan hekimlerin büyük bir bölümü, kamu sektöründeki işinden çıktıktan sonra ya kendi muayenehanesinde ya da özel sektöre ait başka bir iş yerinde mesleklerini uygulamaya devam etmektedirler” dedi.
Tam süre çalışmanın, sağlığın bozuk düzenini ortadan kaldırmaya kuşkusuz yeterli olmadığına da değinen Pala ancak tam-süre çalışmanın bireyci hekimin “emekçi hekim”e dönüşümünü belirleyen, hekime toplumdaki görevini daha sosyal bir nitelikte yapma olanağını verecek önemli bir aşama olduğunu kaydetti.
Tam süre çalışmanın, toplumsal gelişmelerden soyut bir sorun olmadığını söyleyen Pala sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tam süre çalışma, kamu sağlık kuruluşlarında eşitliğin sağlanmasına odaklanmalıdır. Tam süre çalışma, tek başına, hekimin yalnızca kamuda çalışması ya da ücretini yalnızca kamudan alması anlamına gelmemektedir. Hekim çalıştığı kurumda farklı bir statüde kesinlikle çalıştırılmamalıdır. Bugün kamuda tam süre çalıştığı halde üniversite hastanelerindeki öğretim üyelerinde olduğu gibi hekimlere mesai dışı çalışma adıyla ‘özel hasta muayenesi’ ve ‘özel ameliyat’ gibi hakların verilmesi eşitlik ilkesini derinden yaralamakta; yurttaşın gereksinim duyduğu sağlık hizmetine erişimini kısıtlamaktadır. Kamu, bu biçimiyle hekimlerin özel çalışabildikleri özel bir kurum biçimine dönüştürülmektedir. Böyle bir çalışma biçiminin kamu sağlık hizmetleri açısından hiçbir değeri bulunmamaktadır.
Tam güne tam destek
Oturumda tam gün çalışmaya “tam destek” veren konuşmayı ise Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Cem Terzi yaptı. Yarı zamanlı çalışmanın, kamu ve kamu hastanesi aleyhine çıkar çatışması yarattığını söyleyen Terzi “Hekimlerin bir yandan kamuda çalışabilirken bir yandan da ‘muayenehane/dükkan’ açarak hekimlik/tüccarlık yapma ayrıcalığı olarak tanımlanabilecek yarı zamanlı çalışma sistemi sağlık ortamını dejenere etmektedir. Bu durumu hangi koşulda olursa olsun ortadan kaldıran bir düzenleme yararlı olacaktır” dedi.
Kamuda çalışan insanlar ile hastalar arasında maddi ilişki olmaması gerektiğini kaydeden Terzi, üniversite hastanelerinde var olan ‘mesai dışı hasta muayenesi’ ve ‘mesai dışı ameliyat’ uygulamalarına da son verilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Mesai dışı özel adı altında yapılan düzenleme bir tür özel çalışma düzeninin kamu içinde sürdürülmesidir. Yarı zamanlı çalışmanın tüm sakıncaları bu çalışma biçimi için de geçerlidir. Bu tür uygulamalar hastalara başka bir seçenek bırakılmadan aslında bir dayatma ile uygulanmaktadır. Bu uygulamalar hastanın hekim seçme hakkını kullandığı gibi bir kandırmaca ile meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Üniversitede tam gün çalışan bir cerrah olarak mesai dışı, aslında mesai saatlerinde, özel muayene ve mesai dışı özel ameliyat gibi sözde hastanın gönüllü katkı payı uygulamalarının içinde hiçbir zaman olmadım. Tam günden anladığım ve hekimlik-akademisyenlik yaşamımda uyguladığım maaş ve standart döner sermaye karşılığında kendini hastaya, asistana, öğrenciye, adamaktır.”
Hekimlik ve akademisyenliğin ontolojik olarak toplum çıkarına uygun davranmayı gerektiğine de değinen Cem Terzi, hekimlerin kendilerini toplumdan ayrı tanımlamaya, kendi çıkarlarını toplumun çıkarından farklılaştırmaya, ortak mekanizmaların dışında durarak, kendi dar çıkarının gereklerini kollamaya hakları olmadığını belirtti.
“Ya içeri ya dışarı!”
Yarı zamanlı çalışma ve tıp fakültesinde mesai dışı özel hekimlik uygulamaları yardımı ile tıp fakültelerinde ortamın çok ticarileştiğini, hastaların müşteri, en iyi vizitin kısa vizit olduğu, sürekli para yokluğu ve para kazanmanın yollarının konuşulduğu bir ortamda öğrenciye doğru tutumun öğretilemetyeceğini savunan Terzi “Pek çok öğretim üyesinin dillendirdiğinin aksine yarı zamanlı çalışma otomatik olarak kazanılan bir hak statüsü değildir. Yasada kurumun ihtiyaçları ve kamu yararının zarar görmemesi şartı konmuştur. Kamu yöneticilerinin ve kamuda akademik görev gören kişilerin sorumluluğu kamu yararını oluşturmak ve korumaktır. Yasakçı olmamak gibi bir söylemle yarı zamanlı çalışmaya yeşil ışık yakmak, aslında yasanın gereği olan kamu yararını korumak anlamına gelmektedir. Ülkemizde öğretim üyelerinin tamamının tam zamanlı çalıştığı tıp fakülteleri mevcuttur. Demek ki istenildiğinde tam zamanlı çalışma ideali gerçekleştirilebilmektedir. Bu noktada yöneticiler, yasal ve toplumsal sorumluluk altındadır. Sonuç olarak, ya içeri ya dışarı! İçeride de gerçek tam gün çalışma, yani elini hastanın cebine uzatmak yok! Kamu, koşullarını bilerek ve isteyerek tercih edenlerle yoluna devam etmelidir” diye konuştu.
Tam gün çalışmayı asistan hekim bakış açısıyla değerlendiren İstanbul Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Kliniği asistanı Dr. Aysun Erbahçeci ise tam gün çalışmanın kamu hastaneleri birlikleri yasa tasarısı ile eş zamanlı gündeme sokulduğunun altını çizdi. Erbahçeci “Hastaneleri kâr oranlarına göre sınıflayan ve daha çok kâr sağlayan hastaneleri işletmeye dönüştürerek bu hastanelerde tam gün sözleşmeli çalışmayı getiren yasa tasarısı ile biz hekimlere uzun ve yorucu bir kariyer sonrasında güvencesiz ve esnek çalışma dayatılmaktadır. Tam gün çalışma yasa tasarısı ile özlük ve ekonomik haklarda bir iyileştirme ve güvence getirmeden hekimler tercih yapmaya zorlanmaktadır” dedi.
Tam gün oturumunda son konuşmayı Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Uzm. Dr. Orhan Fevzi Gümrükçüoğlu yaptı. Tam gün yasasıyla ilgili düzenlemenin şu an teknik bir çalışma aşamasında olduğunu belirten Gümrükçüoğlu “Tam gün elbette bir sistem içinde alınmalı, sağlık sisteminin tüm komponentleri düşünülerek yapılmalıdır. Ortaya bir taslak çıktığında, başta TTB olmak üzere meslek kuruluşlarımızın, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve bu konunun muhataplarının tamamının görüşlerini alarak taslakta gerekli değişiklikleri yapıp, Sağlık komisyonuna sunacağız. Komisyondaki katkılarla birlikte TBMM Genel Kuruluna gönderilecek” diye konuştu.
Hekim açığından dolayı büyüteçle hekim aradıklarını ifade eden Gümrükçüoğlu, “Bakanlıktan son 15 günde 13 göz, 15 kadın doğum uzmanı istifa etti. Geldiğimizde mecburi hizmeti kaldırdık, ama ardından hep valilik ve kaymakamlıklarla uğraştık. Ve bazı metodlarla Doğu ve Güneydoğuya hekim göndermeye çalıştık ama olmadı. Bunun üzerine sağlık hizmetlerinin daha yaygın bir şekilde sunulması için mecburi hizmeti tekrar getirdik” diye konuştu.
Gümrükçüoğlu “Niçin tam gün yasası?” başlıklı sunumunda tam günün gerekçelerini şöyle açıkladı:
* İyi bir sağlık hizmeti için tam gün önemli bir gerekliliktir. Bu yasanın sağlık kurumlarının tüm sorunlarını çözmesini beklemiyoruz. Ancak geldiğimiz noktada tam güne geçişin 28 yıl öncesine göre daha sorunsuz olacağını düşünüyoruz.
* Kısmi zamanlı çalışma kurumsallıkla bağdaşmaz. Üniversite, devlet hastaneleri ve kamuya ait diğer sağlık kuruluşları milletimizin önemli yatırımlarıdır. Yarı zamanlı kapasiteleri kaçınılmaz olarak atıl kapasite oluşturur. Bu kurumların çalışanlarının kurumlarına bağlılıklarının güçlendirilmesi bir gerekliliktir. Üniversite hastanelerinde daha belirgin olmak üzere tüm kamu hastanelerinde kısmi zamanlı çalışma, kuruma sahip çıkma ve kurumu geliştirme azmini zayıflatmaktadır.
* Hem kamu hem özeldeki kısıtlı sayıdaki hekim kaynağımızı rasyonel kullanmak için tam gün çalışma gereklidir. Hekimlerimizin özelde de kamuda da sadece hekimlik yapması icap eder.
* Yarı zamanlı çalışma hekimlik mesleğinin halkın gözünde sevimsizleşmesine neden olmaktadır.
* Hekimle hasta arasında para diyalogunun kaldırılması için tam gün gerekmektedir.
* Tıbbi cihaz ve donanımı rasyonel kullanmak için tam gün gereklidir.
* Tanı ve tedavi maliyetlerini düşürmek için, sağlık tesislerini profesyonel yönetebilmek için, tam gün gereklidir.
* Muayenehanecilik kayıt dışını teşvik etmek olduğu için tam gün gereklidir.
* Sağlık verilerini doğru toplamak için tam gün gereklidir.
* Hasta ve hasta yakınlarının sağlık hizmeti memnuniyetini arttırmak için tam gün gereklidir.
Doktorlar için de vatandaşlarımız için de alışkanlıkların değiştirilmesi zamanı gelmiştir. Tam gün muayenehaneleri yasaklamamaktadır aksine hekimlere muayenehane, özel ve kamu seçeneğini sunmaktadır.
Öğretim üyelerinin özel muayeneleri kaldırılıyor
Oturum sonunda başta performans sistemi olmak üzere bazı eleştirilere cevap veren Gümrükçüoğlu, bir soru üzerine üniversite hastanelerindeki öğretim üyelerinin yaptığı özel muayene sisteminin kaldırılacağını ifade etti. Gümrükçüoğlu ayrıca tam güne geçişin finansmanıyla ilgili Maliye Bakanlığıyla görüşmeler yapıldığını söyledi.
Sürekli tıp eğitimi ve sürekli mesleki gelişim etkinliklerinin de tartışıldığı Kurultay’da bu etkinliklerin en çok derneklerce yapıldığı belirtildi. TTB Sürekli Tıp Eğitimi/Sürekli Mesleki Gelişim (STE/SMG) Kredilendirme Kurulu Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek, en çok etkinliğin yapıldığı iller sıralamasında İstanbul, Ankara’nın ilk iki sırayı aldığını ve bunu İzmir, Antalya ve Bursa’nın izlediğini söyledi.
Etkinlikleri genelde dernekler yapıyor
STE kredilendirme sistemi sürecinin 1994’te başladığını anlatan Sayek, 2003 yılından itibaren yılda yaklaşık 800 etkinliğin kredilendirildiğini ve 8 bin saat dolaylarında sürekli tıp eğitimi etkinliği yapıldığını kaydetti. Sayek, kredilendirme sisteminin TTB’nin en önde gelen alanlarından biri olduğunu belirterek “Kredilendirme başvurusu ve sonrasında bireysel kredilendirme süreci bilgisayar ortamında bir veri tabanı oluşturarak izlenmektedir” diye konuştu.
Sayek, etkinliklerin yaklaşık yüzde 40’ının uzmanlık derneklerince, yüzde 30’unun üniversitelerce ve yüzde 15’inin de TTB ve tabip odalarınca gerçekleştirildiğini belirtti. Ayrıca 2006’da yapılan bir değerlendirmede bu etkinliklerin Türkiye geneline giderek artan bir şekilde dağıldığını kaydeden Sayek 78 ilde değişik sürelerde etkinlik yapıldığını bildirdi.
27 uluslararası etkinliğe kredi verildi
25 Şubat 2006’da UEMS (Avrupa Tıp Uzmanları Birliği) ile TTB arasında bir protokol imzalandığını anımsatan Sayek, iki kurumun işbirliği yapması, sürekli tıp eğitimi ve mesleki gelişim etkinliklerinin kredilendirilmesi ile ilgili karşılıklı tanıma ve kredilendirme süreçlerinin onaylanmasının da karar altına alındığını belirtti. Sayek, bu anlaşma sürecinde 2007 yılında Türkiye’de yapılan 27 uluslararası sürekli eğitim/sürekli mesleki gelişim etkinliğine kredi verildiğini anlattı. Sayek şöyle konuştu:
“Kredilendirme ile eğitimin belgelendirilmesi sağlanarak lisanslama ve yeniden belgelendirme işleminde kullanılması sürekli eğitim etkinliklerine katılım ‘gönüllü’ bir zorunluluk haline gelmektedir. Ülkemizde özellikle son yıllarda yürütülen uzmanlık alanlarındaki yeterlik kurulu çalışmaları, kredilendirme sürecinin önemini ortaya koymaktadır. Bu süreçte yeniden belgelendirme işlemlerinin yapılması durumunda kredilendirmenin daha da önem kazanacağı kesindir. “
Asistanın vakti hastanede geçiyor
“Çalışma sürelerinin asistan eğitimine etkileri” konusunda sunum yapan Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinden Dr. Murat Avcı, asistanların çalışma süresinin ve nöbet sayılarının belirlenmesinde asistanın eğitim gereksinimlerinin değil, hastane ihtiyaçları ile klinik işleri miktarının dikkate alındığını söyledi.
Özellikle cerrahi branşlarda bir buçuk-iki sene boyunca gündüz mesailerine ek olarak ayda 10 ile 15 kadar nöbet tutulduğunu belirten Dr. Avcı, asistanın toplam zamanının üçte ikisini hastanede geçirmek zorunda olduğunu kaydetti.
Avcı, birçok eğitimcinin fazla nöbet tutmanın daha yoğun çalışmanın eğitimin bir gereği olduğunu ifade etmesine karşın bunun günümüzde birçok klinikte eğitime ve gönüllü öğrenmeye fırsat bırakmayacak bir düzeye ulaştığını söyledi. Avcı, birçok asistanın bu nedenle görev yetki ve sorumluluklardan kaçar hale geldiğini ifade etti.
Avrupa Tıp Uzmanları Birliği Başkanı Dr. Zlatko Fras ise, tıpta uzmanlık eğitiminin değerlendirilmesinin güçlükler içeren bir konu olduğunu vurguladı. Bu değerlendirmenin bir çok ülkede var olduğunu belirten Fras şöyle konuştu:
“Eğitim sürecinin sonunda tüm süreci sorgulayan bir sınav yani ‘summative’ değerlendirme ya da eğitim süresince genel bir izleme, zayıf yanların belirlenmesi ve giderilmesi şeklindeki ‘formative’ değerlendirme yöntemleriyle yapılabilir. Her iki yöntemin olumlu ve pratik yanları olduğu kabul edilmekle birlikte tüm süreç içerisine yayılan bir değerlendirmenin eğitim sonundaki bir ya da bir dizi sınav ile değerlendirmeye yeğ tutulmasını savunmaktayız. Bu paralelde yeterlik sınavlarının pratik değerleri ve uygulanmasının yararları göz önüne alınmakla birlikte tek değerlendirme yöntemi olmasının birçok Avrupa ülkesinde ya da disiplininde kabul edilmek istenmesi de tartışılmaktadır.”
Kurultay’da ayrıca yeterlilik kurulları, uzmanlık derneklerinde yapılanma, yönetim ve işleyiş sorunları ve derneklerin düzenlediği kongreler tartışıldı.
Genç meslektaşlarımızın özel hastanelere kaçışını engelleyemeyiz
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bektaş Açıkgöz: Benim üniversitem en genç üniversitelerden biri ve tüm öğretim üyeleri tam gün çalışıyor. Biz ilke olarak da tam günü destekliyoruz. Eğitim yapacaksanız tam gün yapmanız lazım ama çalışan insanların da özlük haklarını iyi korumak lazım. Şu an döner sermayelerimiz ağır vergi yükü altında. Örneğin bizde yüzde 15 kesinti yapılıyor, kesinti yapıldığı için biz döner sermaye paylarını ancak karşılayabiliyoruz. Devlet hastanelerinde ise bu vergi kesintisi yüzde 1 oranında, özel hastanelerde ise yüzde 8 yapılıyor. Örneğin devlet hastanesinde günde ortalama 50 hasta bakan ve bir takım tıbbi müdahalelerde bulunan dahiliye uzmanı 4 milyar civarında performansa yönelik döner sermaye geliri elde ediyor. Bizde bir hekimin normal şartlarda bu ücreti alması mümkün değil. Bu geliri elde etmek için özel hasta bakması lazım.
Biz yeni bir üniversite olduğumuz için birçok yatırım yapıyoruz, bu yatırımlar da döner sermaye gelirlerinden karşılanıyor. Ayrıca bu döner sermayeyle sadece Tıp Fakültesinin değil, diğer fakültelerin de araştırma bütçesini karşılıyoruz.
Özellikle bizim Üniversitedeki öğretim üyeleri genç nesil. Bunları Fakültede tutabilmek için özlük haklarında iyileştirme yapmamız gerekiyor. Yoksa genç meslektaşlarımızın özel hastanelere kaçışını engelleyemeyiz.
Tam gün çalışmanın eğitime olan katkısını bizim fakültede rahatlıkla gözleyebilirsiniz. Ayrıca kampüs yapımız itibariyle öğrencilerimizin hem hasta hem de öğretim üyeleriyle yakın ilişkisi var. Bizde probleme dayalı eğitim sistemi uygulanıyor. Bildiğiniz gibi bu sistemde çeşitli senaryolar var. Biz bu senaryoları öğrencilerimize canlı yaşatıyoruz. Birinci sınıf öğrencilerimiz dahi acil serviste çalışıyor, sedye taşıyor. Tabii ki bu öğrencinin acil servise gelen bir hastanın durumunu görmesi, sistemin içinde yer alması, kendilerini doktor hissetmeleri, kendilerine olan özgüvenlerinin arttırılması açısından çok faydalı oluyor. Bizim hastanede ne zaman acilden ameliyathaneye bir hasta gitse yanında mutlaka bir öğrenci vardır. Bu açıdan çok memnunum.
İlk yarı GS’de, ikinci yarı FB’de oynanmaz
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Sarıkaya: Tam günün üniversitelere olumlu etkileri de olumsuz etkileri de olur. Mevcut sağlık uygulama tebliğleri perspektifinden bakarsak, bazı tıp dallarında Sosyal Güvenlik Kurumunun özel sektöre tatmin edici ödemeler yaptığını görüyoruz. SGK’nın yaptığı fiyatlandırma politikalarında bazı özel sağlık kurumları kendilerini o yönde geliştirdiler ve bunun finansmanında da iyi noktalara geldiler. Örneğin kalp cerrahisi, kardiyoloji, organ nakli, hemodiyaliz, fizik tedavi. Bu branşlarda öğretim üyeleri dışarıdan daha cazip teklifler olması halinde üniversiteden kaçma arzusunda olabilir. Yani bu branşlarda yetişmiş insan gücünü korumakta zorlanabiliriz. Bu kısa sürede üniversitelere zarar verecektir ama tıp uygulamalarında ve tıp eğitiminde “adanmışlık” ilkesi geçerlidir, adanmış insanlar mutlaka geriden yetişecektir.
Tam gün uygulamasını biz üniversiteler olarak destekliyoruz. Ancak öğretim üyelerinin özlük haklarının iyileştirilmesi, hekimlerin özlük haklarının iyileştirilmesi ve bunun iş güvencesiyle birlikte emekliliğe de yansıyacak şekilde düzenlenmesi öncelikli taleplerimiz. Bu performansa dayalı ücretlendirmelerle iyileştirilecekse tam gün hiç gelmesin daha iyi. Siz hastaya ne kadar işlem yaparsanız o kadar ücret alırsınız mantığında düzenleme yaparsanız, herkes hasta peşinde koşup, yeni hastalıklar icat eder. Bu hem hastaya hem eğitime zarar verecektir.
Ben, merkezdeki üniversitelerden daha fazla istifa geleceğini düşünüyorum. Çünkü merkezi yerlerde daha donanımlı, öğretim üyelerini istihdam edecek sağlık kuruluşları var. Periferdeki fakülteler daha fazla zarar görür öngörüsüne ben katılmıyorum.
Üniversiteler maddi açıdan şu anda büyük bir dar boğazda. Sürekli giderleri artıyor ve bu giderler döner sermaye üzerinden karşılanıyor. Döner sermaye ise sadece sunulan sağlık hizmetlerinden elde ediliyor. Şu anda gelir-gider dengesindeki makas açılıyor. Üniversiteler ekonomik açıdan çok zor durumda. Devletin katma bütçesinden bakım ve onarım için bir kuruş para gelmiyor. Biz bakım-onarım giderlerini tedavi maliyetlerine yansıtamıyoruz. Yani hızla batmaya doğru gidiyoruz.
Maliye Bakanlığının da sanırım öngörüsü, üniversite hastanelerinin döner sermaye işletmelerini özelleştirme eğiliminde.
Yeterli ücret verildiğinde tam güne neden karşı olsun hekimler? Hizmetini insanlar ikiye bölemez ki. Bir futbolcu aynı sezon aynı maçta ilk yarı Galatasaray’da, ikinci yarı Fenerbahçe’de oynayabilir mi?
|