Bana yöneltilen bu soru vesilesiyle tıp hukukunda rıza konusu üzerinde durmak istiyorum. Hekimin tıbbi müdahalesi tıp hukukunda “yaralama” olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, tıbbi müdahale aslında bir suçtur. Hekimin cezalandırılmaması için bazı koşulların gerçekleşmesi gerekir ve bunlardan en önemlisi de “hastanın rızası”dır. Diğer koşullarla birlikte, hastanın rızasının da bulunması halinde artık hekimin tıbbi müdahalesi hukuka uygun kabul edilir.
Tıp hukuku alanında birçok düzenleme yönetmelik, genelge seviyesinde yapılmışken, rıza konusunun Anayasa’mızda dahi düzenlendiğini görmekteyiz: Anayasa’mızın 17. maddesine göre, “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz”. Anayasa Mahkemesi de, “Temel hak ve hürriyetlerin en başta geleni, yaşama hakkı ve beden bütünlüğü üzerindeki haktır” görüşündedir. Amerikan hukukunda da hastanın tedaviyi kabul veya ret hakkı Anayasa’ya dayandırılmaktadır.
Konuya ilişkin kanun hükümleri ise şöyledir: 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesine göre, “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatini alırlar”.
Medeni Kanun’un 23/3 maddesi de rızadan açıkça bahsetmektedir: “Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür”. Aynı Kanun’un 24. maddesinde de “Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası… ile haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır”. Hatta Fransız Medeni Kanunu’nda 1994 yılında yapılan değişiklikle bu konuda açık bir hüküm getirilmiştir. 16–3/2’nci maddeye göre “Hastanın rıza gösterebilecek durumda olmadığı, ancak tıbbi durumunun müdahaleyi gerektirdiği haller dışında, tıbbi müdahaleden önce ilgilinin rızası alınmalıdır”.
Hastanın kendi geleceğini belirleme hakkı dolayısıyla tıp hukukunda paternalist (babacıl) anlayış etkisini kaybetmiş olup, aslolan hastanın kendi vücudu üzerinde kendisinin belirleme yapma yetkisidir. Dünya Tabipler Birliği tarafından 1981 yılında yayınlanan Lizbon Bildirgesi’nin 3. maddesine göre,
“Hasta yeterli ölçüde bilgilendirildikten sonra önerilen tedaviyi kabul veya reddetme hakkına sahiptir”.
1994 tarihli Amsterdam Bildirgesi’nin 3.2 maddesinde de aynı esas benimsenmiştir: “Hasta tıbbi girişimi reddetme veya durdurma hakkına sahiptir”.
Burada tartışılması gereken husus, hastanın önceden tedaviye rıza göstermiş olması ve bilahare tedaviden vazgeçmek istemesinin olanaklı olup olmadığıdır. Hastanın başlangıçta tıbbi müdahaleye rıza göstermemesi halinde, müdahale yapılamayacağı açık olmakla beraber, önce rıza gösterip iki yıl boyunca tedavi gören bir hastanın tedaviyi kesmek istemesine razı olunmasının ötanazi olup olmayacağı sorusu akla gelmektedir. Zira bu durumda hasta tedaviyi kesmenin sonuçlarını bilmektedir.
Bu sorunun cevabı olarak hemen belirteyim ki, hasta tıbbi müdahalenin her aşamasında rıza göstermek durumundadır. Ölüm tehlikesi olsa dahi hasta tıbbi müdahaleyi reddedebilir. Hastanın bu iradesine saygı gösterilmek gerekir ve bu husus, hastanın ötanaziye tabi tutulduğu anlamına gelmez. Kendi vücudu üzerinde karar verecek kimse hastadır ve bu irade hukuk düzeninin esas aldığı iradedir.
Hastanın rıza göstermemesi dolayısıyla tıbbi müdahalenin yapılmaması halinde, hekimin herhangi bir sorumluluğu söz konusu olamaz. Nitekim Yüksek Sağlık Şurası da, tetanos aşısı olmak istemeyen hastanın ölmesinde hekimin kusuru olmadığına karar vermiştir. Ancak aydınlatma yükümlülüğünün ihlal edilmemesi gerektiğine önemle işaret etmek isterim.
Son olarak, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 24. maddesinde yer alan şu hüküm üzerinde durmak istiyorum: “Üçüncü fıkrada belirtilen ve hayatı veya hayati organlardan birisini tehdit eden acil haller haricinde, rızanın her zaman geri alınması mümkündür. Rızanın geri alınması, hastanın tedaviyi reddetmesi anlamına gelir. Rızanın müdahale başladıktan sonra geri alınması, ancak tıbbi yönden sakınca bulunmaması şartına bağlıdır”. Bu hüküm, hastanın rızasını her zaman geri alabileceğini düzenlemesi yönüyle isabetli bir hüküm iken, rızanın geri alınmasını bazı koşullara bağlaması nedeniyle gerek Anayasa’ya ve gerekse Medeni Kanun ve 1219 Sayılı Kanun hükümlerine aykırıdır. Hastanın hayatını tehdit eden acil hallerde de, müdahaleye başlandıktan sonra da rıza geri alınabilir. Tıbbi yönden sakınca bulunsa bile rıza geri alınabilir ve bu iradeye saygı göstermek gerekir, aksi takdirde müdahale hukuka aykırı olacaktır.
Önümüzdeki birkaç yazıda da rıza konusu üzerinde duracağım. |