Doçentlik sınav jürileri belli olmuş.
Yıllar önce YÖK ve Üniversiteler Arası Kurul, doçentlik sınav jürileri oluşturulurken üniversite profesörlerinin bilimsel üretkenlikleri temel alınacak diye ilan etmiş idi. İlerleyen yıllarda, bilimsel üretkenlik temel alınamadı ve bu sefer atamalar bilgisayar aracılığı ile yapılan bir kuraya ve sıraya bağlı olacak denildi. Anladığımız kadarı ile bu da olamıyor. Son yedi yıldır jürilere giremeyen hocalar var. Bu ne menem sıra imiş anlaşılamıyor. Doğal olarak da başka birtakım kuralların olduğu kanaati yayılıyor.
Sayın ÜAK Başkanının onca işi arasında jürilerin oluşturulması işlemine zaman ayıramayacağı açıktır. Ancak gene de başkanı olduğu kurumda işlerin hangi mantık ile yürüdüğünü biliyor olacağını düşünmek bana makul geliyor.
Sayın Başkana seslenmek istiyorum, hocaların jüri belirlenmesi işlemine güveni giderek azalıyor.
Güvenin azalması, fısıltıların yayılmasına sebep olur. İnsanlar her şeyi söyler. 12 Eylül döneminden hatırlayacağız neler söylenmiş idi; arazi meselesi veya başka kişisel sorunu olanlar düşmanını “gomonist” diye ihbarlayıp içeri attırıyor deniyor idi. Elbette doğru değildir. Bu kadar da olmaz. Her ne ise, konu ile ilişkisi yok da nereden aklıma geldi bilemem.
ÜAK’yı da, hocaları da rahatlatacak bir açıklama ülkemizin bilimsel aktiviteleri ve geleceği için iyi olacaktır kanaatindeyim.
İlkeleri ve kuralları bilmek geleceği öngörmek için gereklidir.
Toplumsal gelişmenin en önemli katalizörlerinden birisi, belki de birincisi, hiç kuşkusuz öngörülebilirliktir. Yarın, bir ay sonra, bir yıl sonra ve hatta beş yıl sonra bizi neler bekliyor kestirebilmemiz her türlü birikimin ve dolayısıyla da ilerlemenin koşuludur.
Öngörülebilirlikten kastım asla müneccimlik anlamında değil daha çok kurallara, yönteme ve
ilkelere güvenmektir.
Yakın tarihli bir örnek; tıp fakültesine girerken haberdar olmadığı “mecburi hizmet” öğrencilerin fakülteyi bitirmelerine yakın ansızın karşılarına çıkıverdi. Sağlık Bakanlığı, doktor olmayan bölgelere hizmet götürmek için teşvik edici yöntemleri değil de zoru seçmişti. Oysa bazı gençlerimiz mecburi hizmet olacağını bilse belki de tıbbiyeyi seçmeyecekti. Durduk yere olmadık bir gerekçe ile hayatı değişen bir gencin neye güveni kalır?
Bu örnekler çoğaltılabilir.
İlkelerin ve kuralların olması ve dahası insanların bunlara güvenmesi, böyle bir geleneğin olması, olabilmesi ülkemizin geleceği için çok önemlidir.
Geleceği öngöremediği, kurallara ve ilkelere güvenemediği için uzun vadeli planları olamayan, kendisine, işine, çocuğuna ve dolayısı ile de ülkesine yatırım yapamayan bir toplum nasıl gelişir.
Kuralların açıklanması ve titizlikle takibi gereksiz vesveseye de son verir.
Saygı ve sevgilerimle... |