Yaşantımızda medeniyetin gerekliliği tartışılabilir mi? Kişinin her istediğini yapabilmesi ilk anda hoşa giden bir duygu gibi görünse de; keyfi davranışlar ya da belirli kuralların olmaması toplumda düzensizliğe ve karışıklığa yol açar. Öteden beri insanoğlu kavga, anarşi, haksızlık olmasın diye hem ilahi kurallar çerçevesinde, hem de ortak düşünceler ve makul akıl yoluyla (eskiler buna aklıselim derlerdi) bir takım kanun ve düzenlemeler yapmaya çalışmıştır. Medeniyet ve ilerleme de bu kanunların isabetliliği, tutarlılığı ve doğru uygulanması ile paralel olarak artmıştır. Demek ki toplumda düzen ve adalet için önce düzgün kanunlar olmalıdır. Bazı ülkelerdeki gibi hayatla bağdaşmayacak şeyleri dayatmamalıdır. Çünkü bu durumlarda kanunun bizzat kendisi anarşi ve huzursuzluk kaynağı olmuştur. “Böyle kanun da var mı?” derseniz; Güney Afrika’da 1994 yılına kadar deri rengi koyu olanlar ile açık tenlilerin oturdukları bankların bile ayrı olduğu ve zenci bir vatandaşın beyazın bankına oturmasının yasak olduğu gibi, beyaz birisinin de siyahların bankına oturmasının yasak olduğu örneğini verebilirim.
Sonrasında ise yasaların düzgün şekilde ve herkes için uygulanması var. Bilinen bir söz olan “Yasalar; küçük sineklerin takılıp kaldığı, güçlü arıların delip geçtiği bir örümcek ağı gibidir” sözündeki gibi zayıfların takıldığı, güçlülerin geçtiği durumlara az rastlanması medeniyetin göstergesidir.
En önemli sırada ise bu yasal düzenlemeleri yapacak ve işletecek icranın olması yer alır. Yoksa herkes kendi hukuk ve adaletini uygulamaya kalkarsa yine kaos doğar. Buraya kadar yazılanlar için “Ne ilgisi var?” ya da “Bu yazı hukuk dergisi için mi?” diyebilirsiniz, ancak adalet ve medeniyet her alanda olduğu gibi tıpta da gerekli. Daha önce “sınırımız ne olmalı” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi; tıp alanında kendi alanını genişletme çabaları tam gaz devam etmektedir ve artık medya da bu çabalarda daha fazla kullanılmaktadır. Sağlığın kontrolsüzce reklam aracı olarak kullanılması toplumun da yanlış bilgilendirilmesine yol açmaktadır. En uzun eğitimi almış kişilerin pay kapma çabaları topluma kötü örnek olmaktadır Bugüne kadar yetkili kesimlerce de henüz bir girişim ve düzenleme yapılmamıştır. Kimin gücü kime yeterse veya kim kimin hastasını kaparsa mantığı ile bir yere varmak mümkün değildir. Bilimin, uluslararası kuruluşların, yasaların ölçüsü bellidir. Her branşın sahası da bellidir. Benim dalım hepsini kapsar mantığı bizleri ancak geriye götürür. Rant olan alanlara invaze olmaya çalışmak yerine bilime, yasalara, diğer branş ve meslektaşlarımıza saygı göstermeliyiz. Hastaların olduğu kadar hekimlerin de bakanlığı olan Sağlık Bakanlığının gerekli düzenlemeleri yaparak bu karışıklığa bir son vereceğini umuyorum.
Birbirimizin hakkına, alanına ve uzmanlığına saygı duyduğumuz günlere ulaşmak dileğiyle! |