12-13 Haziran 2009 tarihleri arasında Almanya’nın Halle-Wittenberg Martin Luther Üniversitesinde “Organ ve Doku Naklinden Kaynaklanan Hukuksal Sorunlar” konulu VI. Türk-Alman Tıp Hukuku Sempozyumu düzenlendi.
Toplantının ilk gününde Yrd. Doç. Dr. Cavit Demiral Türk Organ ve Doku Nakli Kanunu hakkında bilgi verdi. Kanunun kornea gibi ceset üzerinde bir değişiklik yapmayan dokuların (md. 14/2) ve kaza veya doğal afetlerde yine belirli şartlar altında organ ve dokuların (md. 14/4) rıza olmaksızın alınmasına imkân veren hükümleri Alman hukukçuların çok ilgisini çekti ve konu üzerinde ayrıntılı tartışmalar yapıldı.
Prof. Dr. Hans Lilie, Alman mevzuatına göre organ dağıtımına ilişkin bilgiler verdi. Almanya’nın Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Avusturya, İsviçre, Slovenya ve Hırvatistan ile “Eurotransplant”a üye olduğunu ve toplam 125 milyonluk bir nüfusun organ dağıtımı konusunda müşterek hareket ettiğini anlatan Prof. Lilie, bir Türk ailenin söz konusu olduğu bir olayı da anlattı. Anne organ beklerken kocası ölür ve yakınları kocanın organlarının ancak annelerine bağışlanması kaydıyla bağışlamak isterler. Fakat bu tür bir şartlı bağış, eşitlik ve dağıtım kurallarına uymadığından, kabul edilmemektedir. Keza İngiltere’de yaş faktörünün de dağıtımda esas alındığını belirten Prof. Lilie, söz konusu ülkede 65 yaşından yaşlılara organ bağışlanmadığını vurguladı. Listede uzun süre bekleyen kişiler olsa bile, acil durumda olan bir kişinin listenin önüne geçebilmesi de Almanya’da mümkün.
Üçüncü konuşmacı İspanya’dan Eva Cuallado Martorell idi. Konu, “İtiraz Modeli, İspanyol Başarı Modeli.” İspanya Avrupa’daki en yüksek organ bağışının yapıldığı ülke. Türkiye’de 1 milyonda 3 organ bağışlanırken; İspanya bizim on katımız: 34,3. Esasen bunun nedeni olarak, bizdeki gibi rıza değil de, itiraz modelinin kabul edilmiş olması düşünülebilir. Bu modele göre, organ bağışına itiraz etmemiş herkesin organı nakledilebiliyor. Bununla beraber bayan Martorell İspanya’da da kanundaki açık hükme rağmen uygulamada asla rızasız nakil yapılmadığını, bu başarının organ nakil koordinatörlerinin başarısı olduğunu ifade etti.
Augsburg Üniversitesinden Prof. Dr. Henning Rosenau, itiraz modelini tartıştı. Yapılan bir araştırmaya göre Almanların %80’i organ nakline olumlu yaklaşırken, sadece %17’si organ bağış kartına sahip. Prof. Rosenau, “bilgi modeli” (İsveç) adı verilen modelin tartışılması gerektiğini, bu modelde aileye durumun bildirildiğini, ailenin açık rızası yerine, belli bir sürede itiraz etmemesinin organ nakli için yeterli görüldüğünü açıkladı.
Yeditepe Üniversitesinden Prof. Dr. Yener Ünver, Türkiye’de uygulamada yaşanan güncel bir sorun olan, “Önce otopsi mi, nakil mi?” sorununa ilişkin olarak, önceliğin organ naklinde olması gerektiğini, zira insan yaşamının otopsiden önce geldiğini belirtti. Bu arada benzer sorunun Almanya’da da yaşandığını ve hekimlerin savcı ile telefon irtibatı kurmak suretiyle sorunu çözmeye çalıştıklarını öğrendik. Toplantıda bulunan bir Alman Adli Tıp öğretim üyesi, kendisi hakkında bu nedenle soruşturma başlatıldığını, ancak sonuçta takipsizlik kararı verildiğini anlattı.
Münih Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ulrich Schroth organ eksikliğine çözüm olarak canlılardan nakil konusu üzerinde durdu. Pool-Bildung kavramını ortaya atan Prof. Schroth, bir havuz oluşturularak, bağışlayan kişilerin ihtiyaç duyması halinde önceliğin kendilerine tanınmasını önerdi. Keza Alman Organ Nakli Kanunu’ndaki akrabalık şartını da eleştiren Prof. Schroth, kendisine organ bağışlayana müteşekkirliğin (memnuniyetin) ifadesi olarak hediye verilmesinin dahi organ ticareti sayılabileceğini ifade etti. Bu arada Singapur’da organ ticaretinin serbest olduğunu ve İran’da ise devlet eliyle yapıldığını öğrendik.
Benim konum ise Türk Hukuku’na göre organ ve doku naklinden kaynaklanan ceza sorumluluğu idi. Bana yöneltilen sorular, Tüm Ceza kanununun örgüt çerçevesinde gerçekleşen organ ticaretini ağır cezalandırması karşısında, gerçekten de Türkiye’de bir organ mafyasının bulunup bulunmadığı yönündeydi. Ben, internette birçok ilan bulunduğunu, ayrıca birçok aracının da ilan verdiğini, bunların bir kısmının mafya olabileceğini ifade ettim.
İkinci gün, Martin Luther Üniversitesi İşletme Bölümünden Prof. Dr. Marlies Ahlert, organ dağıtımının en iyi şekilde yapılabilmesine ilişkin olarak matematikten nasıl yararlanabileceğine ilişkin güzel bir sunum yaptı.
Akdeniz Üniversitesi’nden Dr. Levent Yücetin de Türkiye’de organ dağıtımının hangi esaslara göre yapıldığını ayrıntılı bir şekilde açıkladı.
Bonn Üniversitesinden Prof. Dr. Torsten Verrel, organ dağıtımındaki usulsüzlüklerin nasıl cezalandırılacağını; Dr. Dunja Lautenschlaeger ise Alman Hukuku’na göre yabancılara organ dağıtımının yapılıp yapılamayacağını anlattı.
Sonuç itibariyle, sempozyum hem Türk hem de Alman tarafı için çok yararlı oldu. Her iki taraf da bundan önceki sempozyumlarda olduğu gibi birbirinden çok şey öğrendi.
VII. Türk Alman Tıp Hukuku Sempozyumu Nisan 2010’da Diyarbakır’da yapılacak ve konusu “Dikey ve Yatay İşbirliği” olacaktır. Bu toplantıya katılmak ve sunum yapmak isteyenler, bana hakeri@hakanhakeri.com adresinden ulaşabilirler. |