Bir süredir İspanya’nın Asturias eyaletinde Oviedo Tıp Fakültesi Merkez Hastanelerinde bulunuyorum. Bu merkezde İspanyol meslektaşlarımızla hem ilginç yeni bir patojen olduğuna inandığımız bir protozoa ile ilgili çalışmalarda bulunuyoruz, hem de İspanyol sağlık ve eğitim sistemini yakından incelemek fırsatını değerlendiriyoruz.
Çok ilginç değerlendirmeler yapıyorum: Son iki dekad içinde burada da sağlık sistemi entegrasyona gitmiş; sigorta hastaneleri, devlet hastaneleri ve üniversite hastaneleri aynı çatı altında toplanarak merkezi bir hastane sistemi oluşturulmaya çalışılmış. Ancak İspanol meslektaşlarımızın büyük bir kısmı sistemin entegre edilmesinden hoşnut değiller. Yirmi yılı aşkın bir süre beraber aynı çatı altında çalışılıyor olsa bile tam bir uyum sağlanamamış. Aradaki çekişme, rekabet hemen hissediliyor. Hastalar ise bu durumdan memnun. Ancak sağlık harcamaları azalacağı yerde katlanmış, asıl hedef olan ucuz ve yaygın sağlık hizmetinin ekonomik komponenti amaca ulaşamamış. Burada da özellikle yurt dışında eğitim görmüş ve çoğu akademisyen olan doktorlar hastalar tarafından en çok tercih edilenler olmakta; bu nedenle ilk basamak sağlık merkezleri yeterince ilgi uyandıramıyor. Hastalar bizdeki kadar da olmasa bile iş yükünü göreceli derecede artıracak bir şekilde daha çok uzman çalıştıran merkezi hastanelerde yığılıyor.
Asturias yaklaşık bir milyon nüfusu olan birbirine yakın iki büyük şehirden oluşan ve Kelt kökenli İspanyolların daha çok yaşamakta olduğu dağlık bir eyalet. Oviedo denizden 25 kilometre içeride başkent, Gijon ise Atlantik kıyısında yer alan liman kenti. Toplam iki şehrin nüfüsu ise 300 bin civarında. Yaşam koşulları ise mükemmel denecek derecede iyi. Sağlık, eğitim, barınma, güvenlik, çevre, kültür ve sanat açısından o kadar elverişli koşullar sunuluyor ki burada yetişenlerin başka bir şehre göç etmesi o kişi için son derece güç bir karar oluyor. Yüksek yaşam standartlarına rağmen de göreceli bir ucuzluk var. Özellikle eğitim, sağlık, sanat-kültür ya ücretsiz, ya da çok ucuz. Konut edinmek ya da kira ülkemizdeki emsallerden çok daha ucuz. Bunların sağlanmasında bir kaç önemli ayrıntı ön plana çıkıyor.
Özellikle yakın politik tarihi bize çok benzeyen bu ülkenin şu anda bulunduğu refah seviyesini arzulayan birisi olarak bunların altını çizmek istiyorum: İlk üzerinde durulması gereken konu Kilise ve Katolik radikalizminin toplum içindeki baskınlığının azalması, genç kuşağın daha seküler (laik) bir yapıyı benimsemesi. Toplumun aydın kesiminin son derece dürüst, çalışkan ve ulusal değerlere bağlı, üniter bir yapı içinde bulunmayı kabulenmesi ve bunu yaygınlaştırmayı bir görev sayması ikinci dikkat çeken olgu. Toplumlarına hizmet etmekten gururlular ve toplumu küçümsemiyorlar. Hayat standartları da birbirlerine yakın olduğundan toplum katmanlara bölünmüyor. Sosyo-ekonomik yapı farklılıkları oluşmuyor. Toplumsal tutkal ve insanların gelecek umutları sağlamlaşıyor. Özellikle sokaklarda hiçbir yabancı dille yazılmış ilan, afiş vs. görmüyorsunuz. Gördüğünüz herşey İspanyolca. Lokal diller de önemini gittikçe azaltmış. Hastanede son derece iyi İngilizce bilen meslektaşlar bile önce İspanyolca konuşup sonra diğer dili deniyorlar. Tarih, kültür ve sanat ile çevreye sahip çıkılarak ayrılıkçı tohumlar silinip üniter yapı betonlaştırılmış. Yeni mimari içine öyle güzel bir şekilde tarihi yapılar yerleştirilmiş ki hayran olmamak elde değil. Yani toplum bağnazlığı sanat, tarih, kültür ve yaygın bir eğitimle aşmayı başarmış. Bu kadar az bir nüfusla ters orantılı çok sayıda kültürel-sanatsal aktivite var bu küçücük şehirlerde. Üniversite ve şehir kaynaşmış, lokal ticaret eğitime yatırım yapmanın önemini kavramış. Ancak eğitim yine de ücretsiz. Üniversite kültürel yapının lideri durumunda. Öğrenci yurtları inanılmaz temiz, sıcak ve konforlu. Her köşede öğrenci ağırlıklı sportif ve kültürel aktivitelere rastlanıyor. Şehir sanki öğrencisi için yaşıyor. Buna rağmen de büyük bir yığılma yok, nedeni ise basit. Daha etkin bir şekilde mesleki eğitim özendirilmiş, iş ve aş bulmak kolay hale getirilmiş. Örneğin hastanedeki teknisyen kadrolarının hemen hepsi kendi mesleki eğitimlerinden geliyorlar ve hayatlarından hoşnutlar.
Çalışma saatleri de düşürülmüş, hastane 14:30’da sadece nöbetçi kadroya kalıyor. Ancak yemek arası verilmeden sabahtan o saate kadar çalışıyorlar.
Bir zamanlar 2010 yılında İspanya’yı yakalayacağımızı söyleyen politikacıları yakalayıp yakalarına yapışmak isterdim doğrusu. Nüfus artış hızımızı azaltmadıktan sonra da bu masalı bakalım daha nice dinleyeceğiz! Keşke bu soğukta koruma ordusuyla taa buralara kadar gelme zahmetine katlanan “ılımlı liderlerimiz” de görebilse bu ayrıntıları. Eğer bulunduğumuz zor coğrafyada başımız dik, güvenliğimizden endişe etmeden yaşamak istiyorsak namuslu aydınlara ve populist yaklaşımları tercih etmeyen, nüfus planlamasına karşı çıkmayan liderlere gereksinmemiz acildir... |