Geçen hafta sonu Ankara Tabip Odasının seçimlerini izlemek ve oyumu kullanmak için Morfoloji Binasına gittim.
Daha Morfolojiye ulaşmadan seçimlere katılımın yüksekliği, yoldaki trafiğin sıkışıklığından belli oluyordu. 2 dakikalık yürüme mesafesini 15 dakikada aşıp zorla olsa bir park yeri bularak, nihayet seçimin yapıldığı yere ulaşabildim.
Yıllardır sadece Ankara değil hemen tüm tabip odalarının seçimlerinde bildiğiniz gibi, katılımın düşük olduğunu söyleyip duruyoruz. Ama bu yıl bambaşka bir ortam vardı. Üç grubun katıldığı seçimde Morfoloji adeta bir panayır alanı gibi, insandan geçilmez olmuştu. Genç-yaşlı binlerce meslektaşımız oy kullanmak için gelmiş, ellerine tutuşturulan listelerle sandık başına gittiler. İçlerinde bel fıtığı olup yataktan kalkıp gelen bir ağabeyimizle, 1 aylık bebeğiyle gelen arkadaşımıza da rastladım. Yani durum çok ciddi! Gerçi bir gün önce TTB Başkanı Gençay Gürsoy, “garip” bir şekilde, sabahın saat 5’inde gözaltına alınmış, bu durumun atmosferi Genel Kurula yansımıştı.
Saatler ilerledikçe “ekip”lerin çalışması hızlandı, telefon mesaileri arttı. Kimileri telefonun diğer ucundakilere “Tehlikenin farkında olup olmadığını sorarken”, kimileri “Ha gayret, bir omuz da siz verin” diyerek, arkadaşlarını hem “gaza getirdiler” hem de seçim sandıklarının başına!
Bu seçimi önemli kılan ise, seçimi kimin kazanacağından çok, hekimlerin “gaza gelerek” de olsa, seçimde oy kullanmalarındaki artış oldu. Hekimler geçen seçimlerin 2 katından da fazla oy kullandılar.
Diğer taraftan oylar sayılmaya başladığında bu kez seçimi kimin kazanacağını da merak etmeye başladık! Çünkü “içeriden” öyle bilgiler geliyordu ki, 2 grup başa baş gidiyor, bir o öne bir diğeri öne geçiyordu. Tabii ki koyu bir Galatasaraylı olarak aynı saatlerde Sivas’tan gelen haberlerde de heyecan dorukta olunca, “gayri-resmi” sonuçlar açıklanıncaya kadar beklemeye başladık. Sonuçlar açıklanınca listenin “karma” olduğu, hatta o karma içinde de karmaşık bir durum olarak 2 adayın aynı sayıda oy aldığı ve aralarında kura çekileceği gibi bir durum ortaya çıkmasın mı? Hesaplasan bu kadar çıkmaz, zaten seçimde de hiçbir hesap tutmadı!
Ancak seçim salonunun hemen dışında bir “manzara” vardı ki, seçime gelen hekimlerle, “seçime getirenler” arasında bir fark olduğu, olayın sadece “hekimleri yönetmek için bir yarış” olmadığını düşündürdü, hatta apaçık ortaya koydu diyelim. Manzara şuydu; oylar sayılmaya başladıktan hemen sonra seçim salonunun etrafında yüzlerce polis-çevik kuvvet belirdi. Tabii ki “sakin sandığımız” ortamda epey şaşırdık ama “sandıkların güvenliği içindir” diyerek geçiştirdik. Ancak daha sonra anladık ki aramızda ellerine “demir sopalar” tutuşturulmuş 15-16 yaşında gençler var. Elbette bu gençlerin Tabip Odası seçimlerinde “demir sopalarla” ne gibi bir katkı sağlayacağını, o gençleri oraya getirene sormak lazım. Seçimin sonucu çok önemli değil ama, seçilenlerin, “Neden seçilmek istedikleri” bu manzara açısından önemlidir.
O grup veya bu grup, sonuç olarak hekimlerin seçimlere katılımı artsın, hekimleri hekimlik duyguları yönetsin, gerisi çok da önemli değil. |