Geçen hafta 2 toplantı için İstanbul’daydım. Bunlardan ilki özel hastane sahiplerinin ve üst düzey çalışanlarının katıldığı “Özel hastanelerin geleceği” konulu sempozyumdu.
Bilindiği gibi özel hastanelerin gündemine “fark” meselesi bomba gibi düşerek bir çok şeyi alt üst etti. Alttan üste çıkanlar arasında gözlemlediğim 2 konu var:
-Toplantıdaki hava, özel hastanelerin fark almasına üst limit getirilmesi, büyük balıkların küçükleri yutacağını, satın alma ve birleşmelerin hızlanacağını gösteriyor. Küçük sermayeli birçok özel hastaneye teklifler gelmiş bile. İstanbul gibi büyük şehirlerin özel hastanelere “doyması”ndan sonra Anadolu’da açılan bir çok özel hastaneye, “büyük”lerden düşük ücretlerle kiralama teklifi gelmiş. Diğer taraftan özel hastaneler “fark”ı kapatmak için hasta sirkülasyonunu artıracak. Bu da demektir ki, daha fazla hekim ihtiyacı olacak. Yani devletten transferler artarak devam edecek.
-Bir diğer konu da özel hastanelerin henüz “birlik” oluşturamamış olması. Birçok özel hastanede kurumsallaşmanın da olmaması, büyük sermayelilerin işlerini siyaset-bürokrasi kanalıyla çözmesi, küçük sermayenin de “el yordamı”yla bir şeyler yapmaya uğraşması, özel hastanelerden “güçlü bir tek ses” çıkmasını engelliyor. Ve sanırım daha uzun bir süre bu böyle gidecek.
Katıldığım ikinci toplantı ise Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı’ydı. Uzun süredir TTB’nin çatısı altında yapılan bu kurultaylara Sağlık Bakanlığının müsteşarlık düzeyinde katılımının olması olumlu bir gelişme. Özellikle tam günün konuşulduğu bu günlerde sanırım Bakanlık “Hekimlik camiasında ne olduğunu” anlamak için toplantıya gelmişti. Aynı zamanda hekimlerin seslerini Bakanlığa yüz yüze duyurmaları için iyi bir fırsattı.
Peki Sayın Müsteşar Dr. Orhan Gümrükçüoğlu katıldığı bu Kurultay’dan ne sonuç çıkarmıştır?
Tam günün konuşulduğu oturuma katılan Gümrükçüoğlu, oturum boyunca birçok not aldı. Ama büyük ihtimalle toplantıda onu en çok etkileyen Dr. Cem Terzi’nin “Tam güne tam destek” kıvamında yaptığı sunumu olmuştur. Çünkü Terzi eğip-bükmeden, net ifadelerle tam günü savundu. Gümrükçüoğlu da kürsüye çıktığında bir ara “Aslında konuşmama gerek yok, Sayın Terzi’nin sunumunun altına imzamı atıyorum” diyerek, tam gün konusunda bu kurultaydan çıkarımları hakkında en önemli ipucunu vermiş oldu.
Ancak Bakanlığın Kurultay’a bu katılımını daha iyi değerlendirmek gerekirdi. “Üst siyaset” yapmak adına klişe cümlelerden oluşmuş söylemlerin yerine, somut dertleri anlatmak, çözüm arayışında Bakanlığa yardımcı olmak, mesleğimiz adına daha olumlu gelişmelerin izlenmesine neden olur. “Biz ne söylersek söyleyelim, Bakanlık bildiğini yapar” anlayışı, hekimlerin “muhalefet” gücünü zayıflatmamalıdır.
Örneğin tam gün konusunda grevli-toplu sözleşme hakkını vurgulamak yerine hekimlerin tam gün çalıştığında özlük haklarına yönelik talepler somut olarak sıralanmalıdır. Denilir ki; “Sayın müsteşar, biz de hakimler gibi emekliliğe de yansıyacak 3,5 milyar maaş istiyoruz. Hekimleri belirsizlikler yıkıyor. Bize net bir şey söyleyin, rakam verin.”
Ama TTB de net bir şey söylemediğinden, bu “flu” ortamda tam gün yasası çıksa da, hekimler lehine özlük hakları açısından iyi bir düzenleme yapılmasını beklemek yanlış olur.
Diğer taraftan daha önce de kurultaylara katılmış biri olarak şunları söylemeliyim:
Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayları TTB’nin tüm yaptıkları içerisinde en çok önem verilmesi gereken etkinliktir. Sadece uzmanlık eğitiminin değil, sağlığın özellikle hekimleri ilgilendiren güncel olaylarının da konuşulduğu bu kurultaylara katılımın çok daha fazla olması gerekir. Her fakültenin, her eğitim hastanesinin bu kurultaylara en az birkaç temsilci göndererek hem katkıda bulunması hem de katkılardan yararlanması gerekir. Bu toplantıların uzmanlık eğitimi ve hatta Tıp Eğitimi Kurultayı’yla birlikte lisans eğitimini de içine alacak şekilde düzenlenmesi ve katılımın artırılarak, tıp eğitiminin tüm basamaklarında stratejik bir anlam taşıyacak bir toplantı haline getirilmesi gerekmektedir. |