|
TÜSİDER’e göre 6 aya kadar, ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarının çoğu faaliyetine son verecek, yatırımları yok edilecek. Danıştay’ın iptal kararı vermesini bekleyen TTB ise, sağlıkta uluslararası sermaye yatırımlarının gözetildiğini ifade etti
Fatma Ergüzeloğlu/Ankara
Türkiye Sağlık İşletmeleri Derneği (TÜSİDER) Genel Başkanı Ramazan Aydın, Sağlık Bakanlığınca çıkarılan yönetmeliklerle 6 ay sonra, 3 bin dolayındaki özel sağlık kuruluşunun yüzde 80'inin kalmayacağını söyledi. Aydın, Türkiye’de 6 yıl önce 65 olan özel hastane sayısının bugün 3 bine ulaştığını, buralarda 150-160 bin sağlık çalışanının görev yaptığını bildirdi. Mevcut özel hastane sayısından yola çıkılarak, bu alanda 8-10 milyar dolarlık yatırımdan söz edilebileceğini ifade eden Aydın, “Ancak çıkarılan yönetmeliklerle bunların bir çırpıda yok edilmesi tehlikesi ortaya çıkabiliyor” diye konuştu.
TÜSİDER, “Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” ve “Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 15 Şubat’ta yürürlüğe girmesi dolayısıyla Ankara Ticaret Odası Konferans Salonu’nda toplantı düzenledi.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Aydın, özel sağlık kuruluşları yetkililerinin bugüne kadar haklarını korumak için yeterince dayanışma sergileyemediklerini söyledi. Söz konusu düzenlemelerin ardından hekim ve hemşire istihdamı yapamadıklarını, bunun da büyük sıkıntı yarattığını kaydeden Aydın, ilgili kesimlerin birlikte hareket etme zamanının geldiğini söyledi.
“Planlama kasıma yetişmez”
TÜSİDER Genel Sekreteri Dr. Serdar Sargın ise, kazanılmış hakların korunması gerektiğini belirterek, eczacılar için de daha önce benzeri hükümler getirildiğini anımsattı. 4 yıl içinde uyumun mümkün olmadığını Bakanlık yetkililerine de söylediklerini anımsatan Sargın, bunun “Türkiye’ye şamil bir uygulama” olduğunu kaydetti. Planlamanın tamamına itiraz ettiklerini belirten Sargın, “Sağlık müdürlükleri neden şu anda başvuru almıyor? Tıbbi cihaz veya sağlık çalışanı ilavesinde planlamaya göre başvuru alacağını söylüyor. Planlamanın ne zaman olacağını soruyoruz. Kasımda deniyor. Kasıma da yetişmeyecektir” diye konuştu.
Teknolojik cihaz satın alan kuruluşların cihazı kullanmak için kasım ayını beklemesi gerektiğini belirten Sargın, bunun da bir iptal sebebi olacağını söyledi.
Danıştay iptal kararı verebilir
TTB Hukuk Müşaviri Ziynet Özçelik de yargının sağlıkta kamusal yararı dikkate aldığını ifade etti. Yönetmeliklerde istikrarlı olunması gerektiğini belirten Özçelik, “Eğer bu değişiklik kamu yararınaysa, bu hizmetin gereğine uygunsa, yargı kazanılmış hakka çok da bakmaz. Sadece, ‘Bu uygulama sonunda kişilerle ilgili bir zarar doğuyor ve o zarar tazmin edilebiliyor mu?’ açısından bakar. Bundan kaçınmak için 4 yıllık geçiş sürecini getirdiklerini düşünüyorum” diye konuştu. Özçelik, hekimlerin büyük sermaye olmaksızın kendi emekleri üzerinden faaliyette bulunma haklarının ortadan kaldırıldığını belirterek, bazı hükümler yönünden Danıştay 10. Dairesinin iptal kararı verebileceğini ifade etti.
“400’e yakın özel hastaneyi üç büyük şehirde kurarsanız eğer ki, istihdam açısından en büyük kapasiteyi bunlar kullanıyor, bunlarla ilgili 4 yıllık bir süre sınırı getirmeyip onlara sınırsız bir zaman tanıyorsanız amacınızın farklılığı ortaya çıkıyor” diye konuşan Özçelik, TTB’de detaylı bir çalışma içinde bulunduklarını anlattı.
TÜSİDER raporunda neler var?
TÜSİDER, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik ile ilgili bir rapor yayınladı. Yönetmelik’in klinik uzmanlık dallarında en az dört tabibin tam zamanlı çalışması koşulu raporda eleştirildi. Yönetmelik ile sağlığın ülke genelinde dengeli, verimli ve kaliteli sunumunun amaçlanması yanısıra, ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşlarının yapılandırılmaları, ruhsatlandırma işlemleri, faaliyetleri, denetimlerinin düzenlendiği belirtilerek merkezlerde hekimleri tam zamanlı çalışmaya zorlamanın kaynak israfı ve atıl kapasiteye yol açacağı ve bunun da Yönetmelik amacı ile çeliştiği öne sürüldü. Yönetmelik’te muayenehanelerde cerrahi ve girişimsel tıbbi işlemlerin yasaklanması hukuka aykırı bulundu. Cerrahi müdahaleyi her tabibin yapabileceği belirtilerek kanunla tanınan bir hakkın Yönetmelik ile geri alınmasının mümkün olmadığı vurgulandı.
Tıp merkezlerinin bir veya birden fazla tabip ile bir diş tabibi ortaklığında açılabilmesinin, diş hekimlerinin merkeze zorunlu ortak edilmesi manasına geldiği belirtildi. Hekimlerin sadece belirtilen poliklinik bünyesinde mesleklerini icra edebilmeleri ise, polikliniklerde hekimlerin tam zamanlı çalışmaya zorlandığı gerekçesiyle reddedildi.
Planlama muğlak, tarafsız olunamaz
Yönetmelik’te, poliklinik ortaklarından olan bir tabibin ölümü sonucu tek tabip kalması ve üç ay içinde ortak tabip bulunmaması durumunda poliklinik faaliyetine son verileceği yönündeki madde, mirasçıların haklarını korumadığı gerekçesiyle eleştirildi. Yönetmelik’te ayrıca sağlık kuruluşlarıyla ilgili yapılan planlanmanın muğlak olduğu belirtilerek, “Kamu ve özeli içine alacak bir planlamadan bahsedilmektedir. Fakat planlamayı yapan kamu sağlık kurumlarının Bakanlığın kendi kurumları olması dolayısıyla tarafsız olunamayacağı aşikardır” denildi. Planlamanın yıllık yayımlanması ve buna uyumun aranması hususunda, sağlık insan gücü değişimi açısından bunun imkansız olduğu ve verimli çalışmayı imkansız hale getireceği anlatıldı.
Otopark şartı kaldırılsın
Yönetmelik’te özel sağlık alanının fiili olarak planlanmadığı, dolayısıyla bunu uygulamanın imkansız olduğu vurgulandı. Bir başka kriter olarak ayakta tedavi amacıyla kurulmuş ve kurulması düşünülen işletmeler için istenilen otopark şartının kaldırılması gerektiği anlatıldı. Raporda ayrıca, “Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 24. maddesi müstakil binalar haricinde poliklinik açılmasını yasaklamasına rağmen Danıştay 10. Dairesi 2002/1767 kararı gereği poliklinikler ortak muayenehane statüsünde sayılmaktadır. Bu nedenle Kanun’a yapılan atıf anlamsızdır” denildi. Teknik inceleme ekibi açıklamasında geçen, “Teknik İnceleme Ekibinde yer alan üyelerin, yerinde incelenecek veya denetlenecek sağlık kuruluşu ile ticari ortaklık, ikinci dereceye kadar kan veya sıhri hısımlık, ticari anlamda rekabet ilişkisinin olmaması gerekir” ibaresinin sorunlu olduğu ifade edilerek, işletmelerin kamu kurumları ile rekabet ilişkisi olduğu vurgulandı. Aynı ekip içinde yer alması istenilen uzman tabiplerin, hastane yöneticisinin ve yönetici hemşirenin kamu sektöründen olması zorunluluğu eleştirildi.
Hasta transferine itiraz edildi
Tıp merkezinde cerrahi müdahale ve gözlem hizmetlerinin geçtiği maddeye ilişkin şunlar ifade edildi:
“Komplikasyon önceden belirlenemeyen bir tıbbi durum olduğundan ibare hukuki değildir. Kamu veya özel sağlık kuruluşlarında oluşan komplikasyonlarda hastanın sevk edilmesi durumunda sevk eden sağlık kuruluşu hastanın masraflarını karşılamamaktadır. Örnek: X devlet hastanesinden, üniversite hastanesine sevk. İhmal düşünülmesi halinde zaten yargı yolu açıktır. İsnat edilen her suçun ispat zorunluluğu vardır. Bu ibare sadece tıp merkezleri için işletildiğinden (özel hastaneler, devlet hastaneleri, poliklinikler hariç tutulmuştur) eşitlik ilkesine aykırıdır. Raporda, “Söz konusu hastanın transferi ve transfer edildiği hastanelerdeki teşhis ve tedavisiyle ilgili ücretlerin tıp merkezinden karşılanması” hükmü kabul edilemez bulundu. Ayrıca sağlık kuruluşlarının tabelalarında getirilen kurallar için Türk Ticaret Kanunu ve marka ve tescili mevzuatına uyulması gerektiği bildirildi.
4 yıllık süre sınırı adil değil
TÜSİDER, kuruluşların en geç 4 yıl içinde Yönetmelik koşullarına uyum sağlayacak hale gelmesi ve tabip sayısı, tıbbi cihaz, tıbbi hizmet birimi yönünde yapılacak artışlarda planlamaya uyum sağlanması yönündeki hükmü eleştirerek, bunun müktesep haklarla uyumlu olmadığını belirtti. Bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğu ifade edilerek, “Özel Hastaneler Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik’te açılmış olan hastanelerin müktesep hakları sınırsızdır” denildi.
|