Toplum sağlığı açısından tıp sektöründe reklam yapmak idari, yasal ve deontolojik olarak önemli kurallar içinde değerlendirilmelidir. Uygar ülkelerin hemen, hemen hepsinde idari ve yasal açıdan çok önemli kısıtlamaları bulunan bu konu ülkemizde “gelişen ve küreselleşen” ekonomi açısından yeterli düzeyde irdelenememiş, önlem açısından birçok eksiklikleri bulunan bir alan olarak kalmıştır. Deontolojik açıdan ise bu konudaki eksikliğimizin her yönüyle olumsuz bir toplumsal etki yapmakta olduğunu söyleyebiliriz.
Önce hepatit C reklamlarını gördük geçen aylarda etrafımızda. Sanırım tanı kitleri üreterek pazarlayan bir büyük uluslararası firma ile tedavi için kullanılan ilaçları pazarlayan bir diğer firma ve bir dernek tarafından yönlendiriliyordu bu reklamasyon.
Görsel medyada ve yazılı basında yer alan ve izlemekten bir hekim olarak pek de mutlu olmadığımız bu reklamlar, RTÜK açısından 13 yaş altına seyrettirilmemesi gerekebilecek boyutlarda korkutucu, panik yaratıcı öğeler içermekteydi. Sanırım ya yanlışlığı anlaşıldı ya da itiraz üzerine gündemden kaldırıldı. Buradaki gerçek amaç neydi acaba? Masum bir ilgi odağı yaratmakmı, yoksa ticari boyutta önemli nemalar kazanmakmı? Aslında ülkemizin önemli toplum sağlığı sorunlarından biri olan hepatit B nin aşı uygulamaları ile kitlesel olarak sağlık sorunlarımız arasında alt sıralara düşmesiyle hepatit konusunda yeni bir alan açılması en azından ticari olarak gerekli görülmekteydi “uluslararası tıp tröstü” tarafından. Öyle ise “hepatit C” pompalanmalıydı toplumsal paranoyaya. Nasıl olsa yerli işbirlikçi konusunda da hiç sıkıntısı olmuyordu, dış emperyal güçlerin her bir yaşamsal konuda olduğu gibi bu alanda da işbirlikçi bulmaları. Nitekim reklamlar sonucu önemli bir hasta kitlesinin bu endişe ile bizlere başvurduğunu gördük.
Sayılar ve harcanan miktarlar sanırım ilaç tekellerinin net olarak ellerindedir ve kampanyanın getirmiş olduğu kâr yapılan masrafa değmiştir. Bu konuda elimde yeterli ekonomik göstergeler olmadığından net bir tahmin yapabilmem olanaksız. Sadece bir tahmin. Arkasından önce İstanbul’da büyük boy ilan panoları ile bir süredir adeta çığlıklar atılıyor: “Dikkat Lenfoma!” Sloganın hemen altında bir trafik işareti yerleştirilmiş: “Tek yön!” Halka açıklıkla izah ediliyor sonra: “Lenfoma, lenf bezi kanseri olarak bilinir!” Sonra bombardıman başlıyor ve halk tek yön olan sağlık merkezlerine doğru bir koşturmaca içinde. Sebebi bilinmeyen ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, sürekli yorgunluk, ağrısız bezeler... Toplumsal paranoya müthiş bir şekilde kullanılıyor.
Sıradan bir insansanız da bu yüksek dozlu ajitasyon karşısında sıradan gibi gözüken rahatsızlıklar bile sizi kanser olduğunuza inandırabilir! Nitekim infeksiyöz mononükleosis hastaları kapımızda: Ellerinde tonlarca tetkik, MR, CT, HRCT ve yüzlerce lüzumsuz analiz sonucu... Birkaç liraya konulabilecek bir teşhis uğrunda! Tebrikler, kim yapıyor ise kampanya çok başarılı. Sizi mutlaka diğer toplumsal sorunlarımız için de önermeliyiz COL’ (Community Opinion Leader) seçicilerimize... Bu kampanyayı iyi niyetinden kuşku duyulmayacak hekimlerin oluşturduğundan da eminim zaten. Ha, kentleri donatan ilanların ve gazetelerdeki tam sayfa ilanların parasını ise “küçük bir katkı” ile büyük bir ilaç firması veriyormuş. Tebrikler! Ve sevgili halkımız, yakında müjdemi isterim:
-“Müjde Lenfoma oldunuz!” |