Tıp ve hukukun kesiştiği konular basının ilgisini ancak bir sağlık personelinin tıbbi hatası söz konusu olduğunda veya bir sağlık personelinin hasta veya yakınları tarafından saldırıya uğraması halinde çekmektedir. Her iki konu da basın tarafından geniş ölçüde ön plana çıkarılmaktadır. Esasen sağlık personeline yönelik şiddetin de ön plana çıkarılmasının arkasında yatan neden, çoğu kez şiddet olayının arka planında yine bir hekim hatası iddiasının bulunmasıdır.
11 Kasım 2005’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde, Prof. Dr. Göksel Kalaycı, tedavi ettiği bir hastanın yakını tarafından öldürülmüştü. Son olarak Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dâhiliye Klinik Şefi Dr. Necati Yenice, hastane bahçesinde uğradığı saldırıda ağır yaralandı.
Yaptığımız tıp hukuku eğitim seminerlerinde de, devamlı olarak hasta haklarından bahsedildiği, sağlık personelinin nasıl haklarını koruyacağı ve özellikle şiddet ve hakarete karşı nasıl korunacağı sorulmaktadır. Bu yazımda bu konu üzerinde durmak istiyorum.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, nasıl sağlık personelinin hatalarına ilişkin özel düzenlemeler mevzuatımızda bulunmuyorsa, aynı şekilde sağlık personelinin mağdur olduğu eylemlere ilişkin özel düzenlemeler bulunmamaktadır. Sağlık personeline yönelik hakaret/sövme halinde genel hakaret/sövme suçuna ilişkin hükümler uygulanacak; şiddet halinde de yaralama/öldürmeye ilişkin hükümler uygulama alanı bulacaktır. Bununla beraber, Türk Ceza Kanunu kasten öldürme suçunun “kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle” işlenmesini cezayı artıran bir hal olarak görmektedir. Böylece bu takdirde “ağırlaştırılmış müebbet hapis” cezası uygulanacaktır. Şiddet kullanılması (yaralama) halinde de aynı durum cezayı ağırlaştıran bir husustur. Normalde yaralama suçunun cezası bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası iken, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle işlenmiş olması halinde ceza yarı oranında artırılır. Görüldüğü üzere, kanunumuz etkin bir cezalandırma öngörmektedir. Benzer şekilde hakaret suçunun cezası da üç aydan iki yıla kadar hapis cezası veya para cezası iken, bu suçun “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı” işlenmesi halinde cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, kanunumuz kamu görevinin yerine getirilmesi halinde cezanın artırılmasını öngördüğünden, özel hastanede veya muayenehanesinde çalışan sağlık personelinin mağdur olması durumunda cezayı artıran bu haller söz konusu olmayacaktır. Ayrıca işaret etmek gerekir ki, tıp personelinin tıbbi hata yapmış olması, haksız tahrik olarak değerlendirilip failin cezasında indirim yapılabilecekse de, bu konu öğretide çok tartışmalıdır.
Hemen belirtmek gerekir ki, hasta veya hasta yakınının yukarıda belirttiğimiz eylemleri ceza sorumluluğunun yanı sıra tazminat sorumluluğunu da gerektirmektedir. Bu nedenle, sağlık personelinin bu tip durumların üzerine kararlılıkla gitmesi ve takip etmesi gerekmektedir. Kanımca bu konuda büyük görev tabip odalarına düşmektedir. Tabip odaları bu konuda öncü rol üstlenmeli, sağlık personeline ücretsiz hukuksal yardım sağlamalıdır. Bugün çoğu olayda, ağır bir suç olmadığı müddetçe sağlık personelinin olayı takip etmemesi nedeniyle failler cezasız kalmaktadır.
Son olarak belirtmek gerekir ki, hasta veya hasta yakınlarının şiddet veya hakaretinin bir nedeni de, hastanın yeterince aydınlatılmamasıdır. Bir tıbbi müdahalenin olası sonuçları, rizikoları vb. konularda aydınlatılmayan hasta veya yakını bakımından olumsuz bir sonuç büyük sürpriz olmakta ve olağan karşılanmayıp, doğrudan sağlık personeli sorumlu görülmektedir. O nedenle, hastanın hukuk düzeninin öngördüğü şekilde doğru ve ayrıntılı olarak aydınlatılmasının en azından belirli seviyedeki hasta ve yakınları bakımından şiddet ve hakareti önleyici etki yapacağını düşünüyorum.
Kendim ve Tıp Hukuku Derneği adına tıp camiasına geçmiş olsun diyor, sayın Yenice’ye acil şifalar diliyorum. |