Maalesef ülkemizde, nüfus başına gerekebilecek hasta yatağı, kuvöz, solunum cihazı gibi donanımların sayısı ve hangi kurumda hangi donanımların bulunması gerektiği ile ilgili kapsamlı bir planlama yoktur. Bu nedenle, hastane bulunamayan ve uzun süre dolaştırılan, hatta bu sırada kaybedilen hastalarla ilgili haberler hergün medyada yer almaktadır. Ne yazık ki bu durumun sorumlusu olarak yine çoğu zaman doktorlar ve hastaneler suçlanmakta, konu medyatik özelliği kaybolduğu zaman unutulmaktadır. Hastanın neden böyle bir durumla karşılaştığı ve bu olayın tekrarlanmaması için hangi önlemlerin alınması gerektiği konusunda hiçbir şey yapılmamaktadır.
Nüfus başına gerekebilecek hasta yatağı, kuvöz, solunum cihazı gibi donanımların sayısı ve hangi kurumda hangi donanımların bulunması gerektiği ile ilgili kapsamlı bir planlama yapılmalıdır. Altyapı ve donanım yetersizliği nedeniyle ortaya çıkan olumsuzluklar izlenmeli ve eksikler tamamlanmalıdır. Bu süreçte hem merkezi, hem de yerel otorite görevli olmalıdır. Ayrıca, hastanın tanı için gerekli tetkiklerinin yapılabilmesi ve tedavisinin uygulanabilmesi birçok bürokratik engelin aşılmasına bağlıdır. Örneğin, hastanın tetkikleri, sosyal güvence kurumlarının paket programları ile tamamlanamayabilir. Sürekli kullanılması zorunlu ilaçların bitmek bilmeyen mevzuatlar yüzünden hastaya ulaştırılamaması ve bu durumun olağan bir durum olarak süregelmesi toplumu rahatsız etmektedir.
Bürokrasinin yarattığı sorunları başlıca, sevk zinciri, paket programlar ve uzun süreli ilaç kullanımı ile ilgili olarak çözmeye çalışabiliriz.
Sevk zinciri bürokratik işkence olmaktan çıkarılmalıdır. Hasta sadece sevk alabilmek için sağlık kurumlarında bekletilmemelidir. Hasta sevkedildikten sonra, tedavisini planlayan hekim tarafından gereken sayıda kontrol ve takip muayenesi yapabilmelidir. Hastanın kronik bir hastalık için her muayenede sevk zincirini izlemesi gerekmemelidir. Hastane içinde sevk evraklarının fotokopisinin istenmesi, hasta için ayrı bir külfettir. Sevk evrakları birkaç nüsha halinde düzenlenmelidir. Fotokopisi gereken diğer evraklar için, hangi birimde gerekiyorsa, fotokopiler, isteyen memur tarafından çekilmelidir. İdeal olan çözüm ise, elektronik kayıt sistemlerini daha etkin kullanarak fotokopi gereksinimini ortadan kaldırmaktır. Bu basit konu bile maalesef hastaları yıllardır bezdiren bir bürokrasidir.
Hastanın tanı ve tedavisi için hekimin hareket alanı paket programlarla daraltılmamalıdır. Paket programların amacı maliyetleri sınırlamak ve suistimalleri önlemektir. Bu amaçlar, çok daha etkin ve sağlıklı yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Örneğin hekimin bir ayda, hastalarını tetkik amacıyla, ne kadar harcama yaptığı izlenebilir. Toplam maliyet değerlendirmesi yapılırsa etkin denetim sağlanabilir. Her hasta için aynı sınırlar geçerli kılınırsa, örneğin hastanın tomografi gerektiren bir hastalığa yakalanması yasaklanmış olur. Bu bürokratik işkencedir.
Bürokrasinin sorun olduğu diğer bir konu, uzun süreli ilaç kullanımı gerektiren kronik hastalıklar için hazırlanan heyet raporlarıdır. Bu raporlar, çoğu zaman bürokrasinin tamamlanması için hastayı hiç tanımayan doktorlar tarafından imzalanabilmektedir. Asıl olan, raporda, konuyu ve hastayı bilen bir hekimin imzasının bulunmasıdır. Raporun mevzuata uygunluğunu yine konuyla hiç ilgisi olmayan elemanlar denetlemektedir. Mantık süzgecinden geçmeyen kurallar, hastayı ilaç almaktan vazgeçirmektedir. Örneğin, kolesterol düşürücü bir ilaca hâlâ ihtiyaç olduğunu belgelemek için kolesterol düzeyinin tekrar yükseldiğinin belgelenmesi gerekmemelidir. Sağlık Bakanlığında görevli personel konunun uzmanları tarafından desteklenmeli ve gerektiğinde uzun süreli ilaç kullanım kriterlerinin belirlenmesinde uzmanlık derneklerinden veya üniversitelerden yardım istenmelidir. Hastalarımızla aramıza altyapı yetersizliklerinin ve bürokratik engellerin girmediği bir çalışma ortamı diliyorum. |