Hastanın ve sağlık personelinin ekonomik sorunları, hizmetin kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Türkiye’deki bütün doktorların, hastalarının ekonomik sorunlarıyla da ilgilenmek zorunda olduğunu söylemek abartma sayılmamalıdır. Bu, ya hastaya daha ekonomik reçete yazma kaygısıyla, ya daha az tetkik istemeye zorlanarak, ya da hastayı pahalı bir bakım veya tedavi yöntemine ulaştırma aşamasında kendini göstermektedir. Sigortasızlık veya eksik sigorta ülkemiz için önemli bir sorundur. Toplumun yüzde 35’inin sağlık güvencesi yoktur; yüzde 65’i ise eksik sigortalıdır veya sağlık hizmetinden yeterince yararlanamamaktadır.
Diğer taraftan sağlık personelinin ekonomik sorunları, verimliliği önemli ölçüde azaltmaktadır. Mutsuz mesai, personelin dikkatini görevine vermesini zorlaştırmaktadır. Bunun bir nedeni de, sağlıkçıların hak ettikleri gelir düzeyini mesai dışı çalışmalarla tamamlamaya çalışmaları ve sürekli yorgun olmalarıdır.
Hekimin ekonomik sorunları, özel muayene ve tedavi gibi genel sistemin dışındaki bir uygulamayı kaçınılmaz hale getirmektedir. Ne yazık ki, bu durum, sağlığı pazarlık konusu haline getirmekte ve hasta-hekim ilişkilerini olumsuz etkilemektedir.
Hastanın ekonomik sorunları, sağlığın finansmanı konusuyla yakından ilgilidir ve sistemin en önemli öğesi de maliyeti karşılayacak kaynakların yaratılabilmesidir. Politik olarak nitelenebilecek tercih burada kendini göstermeli ve sağlık sisteminin düzeltilmesi için bir politik irade oluşmalıdır. Bu irade, IMF gibi kuruluşlarla yapılan anlaşmalardan bağımsız olarak, örneğin reform sürecinde sağlık bütçesini iki katına çıkarabilmelidir. Bu örnekte, bütçenin yüzde 3’ten yüzde 6’ya çıkarılması aşırı harcama olarak yorumlanabilir; ancak en temel insan hakkının sağlanabilmesi için azdır. Bütçemizde yıllardır sağlığa ayrılan payın ne kadar düşük olduğuna dair birçok yayın vardır.
Sağlığın finansmanı için birçok yöntem önerilmiştir. İngiltere sağlık sisteminde olduğu gibi vergilerle sağlanabilir veya Almanya’da olduğu gibi prim sistemiyle sağlanabilir. Sağlığın finansman kaynağı bu iki sistemin farklı oranlardaki katkılarıyla da oluşturulabilir. Sağlığın özelleştirilmesi ise üçüncü kaynak olarak görülen cepten harcamaların artmasına neden olacaktır. Ülkemizde, nüfusun yüzde 53’ünün hiç prim ödeyemediği ve toplumun yoksulluğu düşünülürse, kaynağın vergi ağırlıklı olması kaçınılmazdır. Bunu sağlayabilmek için ise kuşkusuz bağımsız bir ekonomiye sahip olmak gerekir. Alacaklarının geri ödenmesini bekleyen IMF, bütçemizdeki sağlık harcamalarını sürekli kısıtlamamızı isteyecektir. Bu durum sağlık göstergelerinde kötüleşmeye neden olabilir.
Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın; sağlık pazarlık konusu olmaktan çıkarılmalıdır. Bütün sağlık kuruluşları ve özel hekimler özel ve devlet sigortaları ile anlaşma yapmalı ve hizmetlerinin bedelini Türk Tabipleri Birliğinin koyduğu kriterler çerçevesinde belirlemelidir. Bundan sonra, bu bedel tartışma konusu olmamalıdır. Bu, hasta-hekim ilişkileri açısından hayati öneme haizdir. Bu konuya sonraki yazımda devam edeceğiz. Hepinize hastalarınızla maddiyat konuşmadığınız bir çalışma ortamı diliyorum. |