Sağlığın finansmanının nasıl sağlanacağı yönetimin en önemli tercih konusudur. Önceki yazımda belirttiğim gibi, ülkemiz koşullarında, özel sigortanın kâr amaçlı olması ve halkın alım gücünün sınırlı olması dikkate alındığında, kaynağın büyük ölçüde vergiler ve devlet sigortaları eliyle sağlanması gerektiği ortaya çıkmaktadır.
Devlet sigortası için işçi ve işverenin katkıları sağlanmalı, primler düzenli olarak tahsil edilmelidir. Prim oranı, sigortadan faydalanacak kişi sayısıyla orantılı olarak hesaplanmalıdır. Bilindiği gibi, geçmişte çok kalabalık aileler de bir kişinin sigortasından ek prim ödemeden yararlanmış, hatta aile ile ilişkisi olmayan kişiler de sistemin suistimal edilmesi sonucunda, başkalarının evraklarıyla ücretsiz sağlık hizmeti almışlardır. Suistimaller kesinlikle önlenmelidir. Suistimaller resmi yolla da yapılabilmektedir. Yeşil Kart sahiplerinin yüzde kaçının gerçekten bu kartı almayı gerektirecek ekonomik koşullara sahip olduğu ilginç bir araştırma konusu olurdu.
Özel sağlık sigortası kâr amaçlı olduğu için primler sigorta şirketleri tarafından yükseltilebilir; tedavi masrafları veya riskleri yüksek hasta grupları dışlanabilir. Bu nedenle, özel sağlık sigortalarının sistemdeki rolü ağırlıklı olmamalıdır.
Sağlık personelinin gelir düzeyi iyileştirilmelidir. Sağlık personeli, asgari geçim koşullarını sağlamak için ek mesai yapmak zorunda kalmamalıdır. Ekonomik düzelme sağlandıktan sonra, hekimlerin kendi kurumlarında tam gün çalışması zorunlu olmalıdır. Bilindiği gibi 21/6/2005 tarih ve 5371 sayılı Kanun ile “il sağlık müdürlüğü ve başhekimlik görevini yürütenlerden bu görevlerine ek olarak mesleklerini serbest icra etmekte olanların” serbest meslek ile yöneticilik pozisyonları arasında tercih yapmak zorunluluğu getirilmiştir. Bu Yasa bütün hekimleri kapsamalıdır; ancak bunun ön koşulu hekimlerin gelir düzeylerinin iyileştirilmesidir.
Ekonomik iyileşme için halen kullanılmakta olan performans sistemi gözden geçirilmelidir. Performans kriterleri, sayıya değil kaliteye göre belirlenmelidir. Kaç hasta baktığınız veya kaç ameliyat yaptığınız değil, sağlık göstergeleriniz dikkate alınmalıdır. Örneğin, diyabet hastalarının iyi tedavi edildiklerinin en güzel göstergesi hemoglobin A1c düzeyi denen ölçülebilir bir göstergedir. Bu değer ne kadar düşükse, hastanın tedavisi o kadar başarılıdır. Bunun asıl amaç haline getirilmesi, diyabete bağlı komplikasyonları azaltacağı için ek tedavi masraflarını düşürecek, sağlıkta tasarrufa da katkıda bulunacaktır. Aynı hedef sağlık personelinin gelirini de artıracağı için, hastalarla telefon görüşmeleri dahil, başka bir yöntemle ücretlendirilemeyen hizmetlerin verilmesini özendirecektir.
Son olarak, sağlıkta eğitimin önemini her fırsatta vurgulamakta yarar vardır. Özellikle kız çocukların eğitimi, ileride kuracakları ailelerin sağlığı açısından hayati öneme haizdir. Hijyen, beslenme ve çocukların sık görülen hastalıklarında ne yapılması gerektiği konusunda bilgi sahibi olan bir anne, yalnız ailesinin sağlığını korumakla kalmayacak, ülke ekonomisine de katkıda bulunacaktır. Eğitimli bir toplumda, hastalıkların daha erken teşhis edilebileceği, koruyucu hekimliğin daha kolay uygulanabileceği ve bu nedenle tedavi maliyetlerinin azalacağı unutulmamalıdır.
Meslektaşlarım için sağlık göstergelerinin yükseltilmesinin hekimin performansı ve geliri ile paralel olduğu bir sistem diliyorum. Ülkemiz için ise sağlığını koruyabilen bir bilim toplumu diliyorum. |