Michael Moore’nin yeni belgesel filmi “SICKO” gerçekten görülmeye değer. Moore o bildik muhalif tavrıyla, paraya ve serbest piyasa koşullarına dayalı, müşteri odaklı (!) Amerikan sağlık sistemini eleştiriyor.
Maalesef artık devir değişti, soğuk savaş sona erdi. Nerede o “eski güzel günler”. Heyhat, adeta bir lükstü, işimize gelmeyen bir şey olduğunda karşımızdakini kolayından bir “gomonist” yaftası ile aklımızca “kirletip” sorunun üstünü kapatmak. Her ne ise, başa gelen çekilir. Gayri çare yok; bu konuyu, yani liberal sağlık sistemini -kimseye gomonist diyerek konuyu kapatamayacağımıza göre- mecburuz tartışacağız.
Moore gene de eski alışkanlıkla gomonistlik yapmamak için Amerikan sistemi ile İngiliz ve Fransız sistemlerini kıyaslar. Yani bir ölçüde, kapitalizme de göz kırpar ve kapitalist sistemde dahi insana yakın, toplumcu işler olabileceğini göstermek ister gibi kapitalizmin köklü ve yerleşik olduğu bu iki ülkeyle yapar kıyaslamaları.
Detayları anlatmak için mekân yetersiz. Bu belgeselin ibretle izlenmesi gerekir.
Liberal, paraya ve serbest piyasa koşullarına dayalı sağlık sistemi en mükemmel haliyle şüphesiz ABD’de uygulanıyor. Muazzam zenginliği ile her şeye muktedir (!) ABD, 1970’lı yıllarda bir sigortacı olan Edgar Kaiser’in Nixon yönetimini ikna etmesi sonucu şu an uyguladıkları ve bizim de öykündüğümüz sisteme geçer.
Önce her şey yolundadır. Sistem, yani rekabetçi liberal sistem, ülkemizde de olduğu gibi, başlangıçta bir rahatlama sağlar. Sonra işler değişmeye başlar ve ülkemizde de olacağı gibi, sigorta şirketleri ve sigorta şirketi sahibi sağlık tröstleri palazlanıp güçlenir. Onlar güçlendikçe insan ezilir, ufalır ve insanlığından çıkar.
Sözü uzatmaya gerek yok. Benim söyleyeceğim şudur:
Sağlık hizmeti para ile sağlanan bir meta değildir ve olmamalıdır çünkü para adaletsizlik ve ayrımcılık demektir.
İnsan yokluğa katlanıyor sadece adaletsizliğe ve ayrımcılığa tahammülü yok.
Sayın Sağlık Bakanım, Sayın devlet büyüklerim gelin kıymayın ülkemize.
Serbest piyasacı zihniyete ödün vermeyin. Torunlarımız ve onların torunları bizleri Moore’nin belgelediği öyküde konu olan insanlar gibi nefretle anmasın.
Sevgi ve saygılarımla. |