Haziran ayında, Sudan’da yürütülen “Planned Parenthood”un desteklediği bir kadın sağlığı programının yıllık değerlendirme toplantısında, “Türkiye Deneyimlerini” paylaşmak üzere konuk konuşmacı olarak Sudan’a davet edilmiştim. Giderken değil ama dönerken mutlaka siz okurlarımla Sudan’da belki de tüm Afrika’daki kadın sağlığının durumunu paylaşmam gerektiğini düşündüm. Anne ölümleri ile ilgili eğer 2 örnek verirsem ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Davetli olarak gittiğim Sudan’da Anne Ölüm Oranı (AÖO) , yüzbin canlı doğumda 1107, diğer bir Afrika ülkesi olan Sierra Leon’da ise bu oran 2100. Her iki rakam da inanılır gibi değil, duyunca doğal olarak bu bölgede “anne ölüm epidemisi var” diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Zaten bütün dünyada bir yılda toplam 536.000 anne ölümü oluyor bunların 533.000’i gelişmekte olan ülkelerde, yani biz gibi ülkelerde meydana geliyor. Bu sayının % 50’si ise Afrika ülkelerinde. Yani kadın sağlığının kötü olması, anne ölümlerinin yüksek olması bir gelişmemişlik göstergesi. Sahra altı Afrika ülkelerinde, bir kadının , yaşam boyu gebelik ve doğum nedeni ile ölme riski 26 da 1 iken bu sayı gelişmiş ülkelerde 7300 de 1 olarak hesaplanıyor.
Dünya Sağlık Örgütü, 1967’de, sağlıksız koşullarda yapılan düşükleri “ciddi halk sağlığı sorunu” olarak tanımladı.
Dünyada 1 yılda meydana gelen 205 milyon gebeliğin 42 milyonu isteyerek düşük, bunun da 20 milyonu sağlıksız düşükle sonuçlanmaktadır. Dünyada her dakika 38 kadın sağlıksız düşük yapmakta ve her 8 dakikada bir kadın bu nedenle ölmektedir. Sonuçta bir yılda, 70 bin kadın sağlıksız düşük nedeni ile ölürken yaklaşık 5 milyon kadın da düşüğün geçici ya da kalıcı olumsuz sonuçlarını yaşamaya devam etmektedir.
Sudan, nüfusu 36 milyon olan bir ülke yani Türkiye’nin yarı nüfusuna sahip, yüz ölçümü ise bizim yaklaşık 2 mislimiz, 2,505,813 kilometrekare. Sudan’da halen “islami - askeri bir hükümet” iş başında. Şeriat yasaları geçerli yani resmi nikah söz konusu değil, bir erkek 4 kadın la evlenebiliyor, belirtmeye gerek yok; kadının görevi, başını örtüp evde oturmak ve inanması güç ama 10-12 çocuk doğurmak.
Toplantımız Sudan’ın başkenti olan Hartum’da yapıldı. Benim genel izlenimim, son derece güzel, selim, yumuşak başlı ve de biraz biçare insanların ülkesi Sudan ve çok sıcak. Toplantı konumuz olan kadın sağlığı, düşükler ve anne ölümleri konusunda ise bizim 1955’lerdeki durumumuzdan biraz daha kötü durumdalar. Eğer hatırlanacak olursa 1955’lerde Türkiye’de isteyerek düşüklere bağlı binlerce anneyi kaybediyorduk ve ülkemizde aile planlaması uygulamaları bile yasa dışı idi ve aileler istemedikleri ve engelleyemedikleri gebeliklerini ilkel yöntemlerle düşürmeye teşebbüs ediyor, kadınlar ölüyordu. O dönemde Türkiye’de Dr. Nusret Fişek, Dr.Zekai Tahir Burak gibi sağ duyulu önderlerin verdiği çabalarla Türkiye’de kadın sağlığı yönünden devrim sayılan 557 sayılı “Nüfus Planlaması Yasası” çıkarılmış ve anne ölümlerinde önemli bir azalma meydana gelmekle birlikte bu yasa yeterli olmamış, isteyerek düşükler, kadın sağlığında sorun olmayı sürdürmüştü. 1975’lerden sonra toplumun gereksinimine yanıt veren daha kapsamlı , liberal bir yasa üzerindeki çalışmalar başladı. Bu çalışmalarda yine Nusret Fişek Hocanmız bizim önderimizdi. Ayrıca Prof. Hüsnü Kişnişçi, Dr. Ziya Durmuş, Dr. Tandoğan Tokgöz, Prof. Güler Kanra, benimle birlikte yapılan araştırmalara çok emek veren arkadaşlarım Dr. Ayşen Bulut ve Dr. Pınar Senlet, şu anda isimlerini sıralayamadığım emeği geçen pek çok arkadaşımızın sayesinde, 2827 sayılı NP Yasası, o zamanki Sağlık Bakanımız Sn. Prof.Dr. Kaya Kılıçturgay ve müsteşarımız Sn. Prof. Dr. Feridun Gökırmağın emekleri ile, 24 Mayıs 1983’te bizlerin de gözlemci olduğumuz TBMM oturumunda kabul edildi. Bu Yasa; Türkiye’de 10 hafta dahil isteyerek düşüğü, sertifikalı ebe ve hemşire’ye RİA uygulama, sertifikalı pratisyen hekime, gebeliği sonlandırma yetkisi veren, ayrıca kadın ve erkekte cerrahi kontraseptif yöntemlerin yapılmasını, istek üzerine yasallaştırdı. Bu, kabul edilmesi ancak, % 98 ‘i Müslüman olan “Atatürk Türkiye’sinde” de başarılabilecek bir devrim yasasıydı.
Bu yasanın etkileri neler oldu; yasayı izleyen 5 yıl içinde ülkede RİA kullanımı 2 misline çıktı, isteyerek düşükler, anne ölümleri içindeki önemini kaybetti. Bütün bu sonuçlar, kadın sağlığı yönünden son derece önemli idi ve bilinçli bir nüfus politikası izlemenin “kadın sağlığında, ne ölçüde olumlu sonuçlarının olabileceğini” kanıtladı. İşte ben Sudan’daki toplantıda yaptığım konuşmada bütün bunları güzel, bana göre etkileyici bir sunumla katılımcılara aktardım. Benim konuşmamdan sonra yaklaşık bir saat süren tartışma bölümünde ise bütün soruları yanıtlamaya çalıştım. Benim sunumumda vurguladığım noktalar; Türkiye’nin başarısında; “savunuculuk, liderlik, bilimsel çalışmalarla gerçeklerin demonstrasyonu, politik kararlılığın önemi ve sektörler- disiplinler arası işbirliği”nin çok önemli olduğu idi. Sunumumda vurguladığım bir nokta daha vardı ki, dinleyenlerden de büyük bir onay aldım bu da beni çok mutlu etti; sunumumda Büyük Atatürk’ümüzün bir resmini koydum ve dedim ki “Keşke dünyadaki her milletin böylesine büyük bir lideri, önderi olsaydı” , o zaman özellikle kadın konusunda aldıkları mesafe de Türkiye’deki kadar olumlu olurdu. İçimden de şöyle düşündüm, Atatürk devrimleri ile ne yaptı ise ülkesinin geleceği yani bizler ve bizden sonraki gelecek nesiller iyi olsun diye yaptı ve ne ben ne de Atatürk’lü yılları yaşayan benim büyüklerim hiç ama hiç “travma” yaşamadı. Türkiye’de ahkam kesmek için Sudan ya da benzer ülkeleri bilmek gerekiyor.
Saygı ve sevgilerimle. |