|
Tam gün yasa tasarısı TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşüldü. Bakan Akdağ’ın tasarıyı değerlendirdiği görüşmelere sivil toplum örgütleri de katıldı
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bir hekimin aldığı toplam ücretin yarısına yakın kısmının artık güvenceli olarak kendisine verilebileceğini belirterek, bunun emekliliğe yansıtılabilmesi için gayret göstereceğini söyledi.
Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ilişkin yasa tasarısı, AKP Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl başkanlığında toplanan TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda görüşüldü. Yasa tasarısı, komisyon üyelerinin yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşunun temsilcilerinin de katıldığı görüşmelerin ardından alt komisyona gönderildi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda yaptığı konuşmada, güvenceli kazanç ve bunun emekliliğe yansıması konusunda getirilen eleştirilere katıldığını bildirdi. Ekonomi yönetimiyle tartışırken istedikleri noktaya gelemediklerine dikkat çeken Bakan Akdağ, şunları kaydetti:
“Türkiye'de bireysel emeklilik çok güçlendi. İyi kazancı olan bir kişi, bir hekim de bireysel emeklilik fonlarına müracaat ederek daha iyi bir emeklilik hakkı kazanabilir. Bu doğru, yanlış değil, ama buna rağmen biz emekliliğe yansıyacak bir doğrudan ödemenin yanında olduk. Ekonomi yönetimimizle görüştük. Devlet yönetmek kolay iş değil. İstediğimiz kadar para dağıtamıyoruz. Ben Sağlık Bakanı olarak bir kanun yaptığımda mutlaka ekonomi ile ilgili bakanlarımıza meseleyi anlatmak durumundayım. Şu anda bir hekimin aldığı toplam ücretin yarısına yakın kısmının artık güvenceli olarak kendisine verilebileceğini, bunun da bir şekilde emekliliğe yansıtılabileceğini düşünüyorum. Bunun için gayret göstereceğim. Ama bana derseniz ki ‘Bir uzman hekimin kazandığı aylık ortalama 6 bin liranın hepsi maaş olsun kabul eder misiniz?’ etmem. O bizim verimliliğimizi geri götürür.”
“Halk istiyor”
Akdağ, halkın böyle bir yasayı istediğini, sosyal güvencesi olan vatandaşların cebinden para ödemek istememesinin haklı bir talep olduğunu söyledi.
Eğitim-araştırma hizmetlerinin vatandaşların cebinden ödenen parayla fonlanmasının düşünülemeyeceğini dile getiren Bakan Akdağ, buna kimsenin hakkının olmadığını ifade etti. Akdağ, Cumhuriyet tarihinde hiçbir dönemde olmadığı kadar araştırma fonlarına para aktardıklarını, Türkiye’nin hala bazı ülkelerin gerisinde olmasına karşın özellikle son 4 yılda araştırmaya ayrılan fonlardan dolayı alınan patentler ve bunların endüstriye yansımasının büyük ölçüde arttığını kaydetti. Akdağ, “Bunlar vatandaşın parasıyla olmadı ve olamaz. Bu etik de değil. Bir ilaç firması araştırma yapacağı zaman bu araştırmanın parası vatandaştan alınamaz. Buna hakkınız yok. Hem halkçı olmak, hem halktan yana olmak, hem de ‘Vatandaş para versin sistem böyle yürür’ demek mümkün değil” dedi.
Türk Tabipler Birliği (TTB) yöneticilerinin, “Türkiye'de hekim sayısı yeterli, dağılım dengesiz” şeklinde değerlendirmesine de değinen Akdağ, artık bu yanlış bilgiden dönülmesi gerektiğini söyledi. Bakan Akdağ, “Diyelim hekim dağılımı dengesiz... Bu dengesizlik Ankara, İstanbul gibi illerin lehine. Buralarda doktorların üzerindeki yüke bakın bakalım, nedir?” diye konuştu.
“Hastayı temsil eden örgütlenmeler zayıf”
Akdağ, komisyondaki görüşmelerde, sivil toplum kuruluşlarından 15 kişinin konuştuğunu, hastaları temsilen konuşan bir kişinin bile konuşmasına tahammül edilemediğini söyledi. Bu duruma çok üzüldüğünü belirten Akdağ, “Halkı temsil eden çatının altındayız. Halkı temsil eden dernek konuşurken defalarca sözü kesilecek... Ben isterdim ki 15 tane de halk örgütü konuşsun. Türkiye'de bireyi, hastayı, halkı temsil eden sivil örgütlenmeleri zayıf. O zaman ben halkın temsilcisi, milletvekili olarak, tabii ki hakkımı koruyacağım. Tabii ki hekimleri de göz ardı edemem. Halkı bir tarafa bırakamayız” dedi.
Bakan Recep Akdağ, sağlık politikalarıyla ilgili bazı eleştirilere de yanıt verdi. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın “piyasalaşma” olarak değerlendirilmesini yanlış bulduğunu ifade eden Akdağ, şöyle devam etti:
“Piyasa için yapan, özel hastanelere der ki ‘Vatandaşı gönderiyorum, sen de istediğini al’. Biz tam tersine, diyoruz ki ‘Vatandaşı koruyacağım, ben zaten sana para ödüyorum, vatandaştan alacağın paranın sınırı %30 olacak’. Türkiye'de vatandaşın cebinden sağlık harcaması oranı, %33 civarındaydı. Sağlık harcamaları arttı ama vatandaşın cebinden harcadığı oran %15'e düştü. Bu nasıl bir piyasalaşma. Tam gün yasasında bu oran daha da aşağı inecek.
Tam gün yasasına karşı muhalefet hareketi başlatan grup, hem üniversitede olup hem de özel muayenehanesi olan arkadaşladır. Bunu Marmara Tıp Fakültesinde yapılan araştırma da ortaya koyuyor. Muhalefet eden arkadaşlar 1985 yılında Nusret Fişek Hoca'nın yazdığı Halk Sağlığı kitabına baksınlar.”
Performans sistemine de değinen Akdağ, “Bu sistemi, ‘Ne kadar çok tetkik yaptırırsan o kadar çok para kazanırsın’ şeklinde düşünenler var. Bu yanlış. Biz daha çok tetkik yaparsak kendi kesemizden gider. Nicelik değil, nitelik performansı uyguluyoruz” dedi.
“Hekim seçme özgürlüğü var”
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, tam gün yasası ile sosyal güvencesi olan bir vatandaşın sağlık hizmeti alırken ayrıca bir muayenehane veya özel muayene ilişkisine zorlanmasının kaldırılacağını ifade etti. Akdağ, “Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak sosyal güvencemle, yoksulsam devletimin şefkatli yaklaşımıyla bu sağlık hizmetini alabiliyorsam hekim seçme hakkım var demektir” diye konuştu.
Türkiye'de son 6 yılın ciddi bir sağlık dönüşüm programıyla geçtiğini dile getiren Akdağ, OECD'nin 2008 yılında hazırladığı Türkiye raporunda, bu dönüşümden “devasa bir reform” olarak söz edildiğini söyledi. Akdağ, TÜİK'in hazırladığı verilerin, 2003 yılında %39 olan vatandaşın sağlık hizmetlerinden memnuniyetinin, 2008 yılında %64'e çıktığını, bu araştırmalarda “Sağlık hizmetlerinden niçin memnun değilsiniz?” sorusuna vatandaşların büyük bölümünün, “Muayenehanelere para ödediğim için” cevabını verdiğine dikkat çekti.
Türkiye'de sistemin arızasından dolayı hekimlerin %90'ının muayenehane ile çalıştıklarının bilindiğini belirten Akdağ, son 6 yıldır verilen teşvikler sonucunda Sağlık Bakanlığı hastanelerinde görev yapan uzman hekimlerin %80'nin artık kısmi zamanlı çalışmadıklarını anlattı. Akdağ, verilen bu teşviklerin, %20'lik hekim grubunun tercihlerini değiştirmediğini söyledi.
Akdağ’dan “taşma sendromu” teşhisi
Üniversitelerde de yanlış sistem uygulanması nedeniyle vahim bir durumun ortaya çıktığını anlatan Akdağ, öğretim görevlilerinin kazanç yollarının ya muayenehane ya da özel muayenelere yönlendirildiğini kaydetti. Bu sistemi “taşma sendromu” olarak adlandırdığını belirten Akdağ, üniversite hastanelerinde vatandaşların, çoğu zaman özel işlem adı altında para ödemek zorunda kaldıklarını ifade etti. Dar ve orta gelirlilerin bu ödemeleri yaparken nasıl zorluk çektiklerini bildiklerini söyleyen Akdağ, hiçbir üniversitede hiçbir hocanın da bundan memnun olmadığını düşündüğünü söyledi. Akdağ şunları ifade etti:
“Bir öğretim üyesi olarak öğle üzeri muayenehaneme gitmek zorunda kalıyorsam veya öğleden sonra öğrencim, asistanım bir taraftayken hastayı özel muayene özel ameliyat etmek zorunda bırakılıyorsam, bu kabul edilebilir değildir. Bu, eğitimi ileri derecede bozmaktadır. Bir öğretim üyesinin mesaisi muayenehanesinde veya bir özel hasta ile ilgilenerek geçiyorsa burada bir eğitimden, bir araştırmadan söz edilemez."
Üniversitelerde de tam zamanlı çalışma sistemine geçildiğinde ek ödemelerin bu şekilde dağıtılacağını belirten Akdağ, profesörler ve doçentlerin sabahtan akşama kadar hasta muayene ederek para kazanabilecekleri ve eğitimin aksayacağı iddialarının gerçek dışı olduğunu söyledi. Bugün öğretim üyelerinin kazanabilmek için sadece hasta bakmak durumunda kaldıklarını dile getiren Akdağ, bu çarpık durumun tasarı ile ortadan kaldırılacağını vurguladı.
“Maaş konusunda bir gelişme yaşanabilir”
Bakan Recep Akdağ, hekimlerin, maaş-ek ödeme oranlarının birbirine yakın olmasını talep ettiklerini, Sağlık Bakanlığı hastanelerinde bir uzman hekimin 2008 yılında ortalama bin 625 TL maaş alırken, 4 bin 400 TL civarında ek ödeme aldığını ifade etti. Hekimlerin, maaş kısmının da en azından ek ödemelerin yarısına yakın bir noktaya çıkmasını arzu ettiklerini dile getiren Akdağ, bunun, hekimlerin emekli maaşlarına da olumlu yansıyacağını söyledi. Akdağ, meselenin daha çok bu noktada yoğunlaştığını görünce Ekonomi Koordinasyon Kurulu üyesi ilgili bakanlarla görüştüğünü, komisyon çalışmaları sırasında bu konuda bir gelişme yaşanabileceğini açıkladı.
Üniversitelerin yeterli finansmanı elde edip edemeyeceğinin de tartışıldığına işaret eden Akdağ, üniversitelere 2008 yılında sosyal güvenlikten aktarılan paranın 3.5 milyar TL olduğunu açıkladı. Bakan Akdağ, vatandaşlardan özel işlem adıyla alınan paranın miktarının ise yalnızca 400 milyon TL olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:
“Bu 400 milyon TL için bir sistemi verimsiz hale getirmişiz, fakir fukara vatandaşımızı gereksiz yere sıkıntıya sokmuşuz. Yasanın uygulaması 2010 yılına kalacaktır. Dolayısıyla üniversitelere aktarılması gereken miktarlarla ilgili olarak çalışıyoruz. Üniversitelerin finansman ihtiyacı bu yasayla birlikte sağlanacaktır. Devlet ve üniversite hastanelerinde hasta kuyrukları daha da azalacaktır. Halkımızın aldığı sağlık hizmeti daha nitelikli hale gelecek, hekimlerimiz bu kanunla daha rahat ve ideal bir hizmet ortamı bulacak, vatandaşlarımız da sağlık haklarına daha kolay ulaşacaklardır.”
Sağlık Bakanı Akdağ'ın sunumunun ardından toplantıya katılan sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de söz aldı.
Komisyon görüşmelerine TTB de katıldı
Türk Tabipleri Birliği (TTB), Meclis Komisyonundaki tam gün yasa tasarısı görüşmelerine TTB adına Genel Sekreter Dr. Eriş Bilaloğlu ve Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. İskender Sayek’in katıldığını bildirdi.
TTB’den yapılan açıklamaya göre, görüşmede yasa tasarısının genel gerekçesine ilişkin değerlendirme yapan Dr. Eriş Bilaloğlu, genel gerekçede yer alan hekim sayısındaki yetersizlik saptamasının gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Bilaloğlu, hekim sayısının sağlık sisteminden ayrı ele alınmayacağını, ancak Türkiye’de sağlık alanında olumlu bir şey yapmak isteyenlerin elini kolunu bağlayacak bir hekim açığının bulunmadığını vurguladı. Bilaloğlu, kimi alanlarda örneğin; genel cerrahi alanında 700’e yakın hekim “fazlası” bulunduğunu dile getirdi.
Genel gerekçede “uzman hekimlerde %10 civarında olan tam gün çalışma oranının, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte bugün %80’lere yaklaştığının” yazdığına işaret eden Bilaloğlu, bu gerekçeyle Bakanın açış konuşmasında belirttiği halkın memnun olmadığı konuların başında gelen muayenehanelere gittiğinde para ödemesi yakınmasının çeliştiğini ifade etti. Bilaloğlu, gerçekten hekimler arasında%10 civarında olan tam gün çalışma %80’lere vardı ise bu yakınmanın en başta gelmesinin beklenemeyeceğini, vatandaşın özel hastane başta olmak üzere muayenehane dışında da halen para ödediğini anlatmaya çalıştığını ifade etti.
Nitelikli sağlık hizmetine katkısı olmayacak
Dr. Eriş Bilaloğlu, bir diğer noktanın, hekimler gönüllü olarak tam güne geçiyorsa bu tasarıya neden gerek olduğunun anlaşılamadığını, Bakanlığın 2003'te de zorunlu hizmete karşı olup sonra geri getirdiğini anımsattı. Bilaloğlu, bu tasarının sınırlı sayıda hekimi değil, 110 bin hekimi, hatta gerçekte bütün sağlık çalışanlarını ilgilendirdiğinin altını çizdi.
Bilaloğlu’nun ardından söz alan Prof. Dr. İskender Sayek, hep tam gün çalışmış, koşulsuz tam günü destekleyen bir öğretim üyesi olarak, bu tasarının nitelikli hekim yetişmesine ve nitelikli sağlık hizmetine bir katkı getirmeyeceğini söyledi. Tıp fakültelerinin eğitim, araştırma ve hizmet sunumu ile sorumlu olduğunu, eğitimin öncelik taşıdığını, ne var ki tasarının tedavi edici hizmetler/hizmet sunumu ağırlıklı bir çerçevede olduğunu vurgulayan Sayek, tıp fakültelerinin ve tıp fakültesi öğretim üyelerinin bugüne kadar bu düzeyde tahkire uğramadığını ve bunun öğretim üyelerini üzdüğünü ifade etti.
Prof. Dr. İskender Sayek, Sağlık Bakanının bugünkü döner sermaye katkı ücretinin eğitimi etkilediğinden şikâyet ettiği sistem ile bugün getirilmeye çalışılan “performansa dayalı” ücretlendirme ile farkının ne olduğunu anlamadığını ve eğitime etkilerinin daha olumsuz yansıyacağını dile getirdi.
Katılan diğer konuşmacılar da tasarının uygun olmadığına, hekimlerin/çalışanların emekliliğe yansıyan özlük haklarında bir düzenleme içermediğine dikkat çektiler.
|