|
Tam gün uygulamasına geçilmesiyle birlikte, üniversite hastanelerinde özel muayene-ameliyat farkının kaldırılacak olması, tıp fakültelerini zora sokacak. Düşük ücretlerle öğretim üyelerini tutmakta zorlanacak üniversite hastaneleri, hem tıp eğitimi hem de döner sermaye gelirleri açısından gerileyecek
Helin Aygün / Ankara
Sağlık Bakanlığı, üniversite hastanelerinde alınan öğretim üyesi farkını, tam gün uygulamasıyla birlikte kaldırmaya hazırlanıyor. Sosyal güvenlik reformu bünyesinde Tam Gün Yasası ile birlikte üniversitelerde muayene ve ameliyatlarda öğretim üyesi farkının kaldırılmasının öngörülmesi, tıp fakültesi yöneticilerinden tepki aldı. Tam gün yasası bu haliyle uygulamaya geçerse, öğretim üyelerini üniversitede tutmakta zorlanacaklarını dile getiren fakülteler, zaten düşük ücret alan akademisyenlerin bu yolla adeta “cezalandırılacağına” dikkat çekti.
Yatan hastaların ilaç ve tıbbi malzemelerini karşılamakta zorlanan üniversite hastaneleri, tam gün uygulamasına geçildiğinde bir darbe daha alacak. Öğretim üyesi farkının kaldırılması durumunda üniversitelerin hem döner sermaye gelirleri azalacak hem de öğretim üyelerini özele kaptırma tehlikesi doğacak.
Ciddi kopuşlar olabilir
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin, öğretim üyelerinin tüm zamanlarını eğitim-öğretim ve hastaları için ayırmasının kendileri açısından da arzulanan bir yaklaşım olduğuna söyledi. Şahin, “Öğretim üyesi hastası ile parasal ilişkiye girmeden tüm vaktini ve birikimini hastalarına, öğrencilerine ve bilimsel çalışmalarına ayırabilmelidir” dedi.
Üniversite öğretim üyelerinin maaşlarının pratisyen hekim maaşlarının gerisine düştüğünü, bu nedenle son yıllarda çok sayıda öğretim üyesinin istifa ettiğini belirten Şahin, “Üniversiteler hocalarını bu maaşlarla tutmakta çok zorlanacaklardır. Maaşlarda gerekli iyileştirmeler sağlandıktan sonra tam gün uygulamasına gidilmesi yararlı olacaktır” diye konuştu. Doç. Dr. Şahin, tam güne geçilmesiyle birlikte özellikle metropollerde ciddi öğretim üyesi kopuşları yaşanacağını ve bunun eğitim-öğretim ile hastaya sunulan hizmetin kalitesini ciddi olarak etkileyeceğini ifade etti. Şahin, şöyle devam etti:
“Nitelikli ve yeterli sayıda öğretim üyesinin olmadığı tıp fakültelerinde hekim eğitiminde ciddi sıkıntılar ortaya çıkacaktır. Yeterli ve nitelikli uzmanın olmadığı yerde hastaya kaliteli hizmet sunulması da mümkün olamayacaktır. Tam gün uygulamasına, maaş artışları yapılmadan geçildiği takdirde ekibin en deneyimli ve en birikimli üyesi olan çok sayıda profesör istifa edecektir. Tıp fakültelerini ciddi sıkıntıya sokacak bu uygulamanın sakıncaları ancak öğretim üyelerinin maaşlarında gerekli iyileştirmeler yapıldığı takdirde ortadan kaldırılabilir.”
Ücret adaletsizliğini hak etmiyorlar
Yorucu ve yıpratıcı bir asistanlık eğitiminden sonra, mecburi hizmet ve askerlik görevini tamamladıktan sonra öğretim üyeliğine başlayan hekimlerin 24 saat ve yaşam boyu görev yaptığını anımsatan Şahin, “Bu hekimler pratisyen hekim maaşlarının gerisinde bir ücretlendirmeyi hak etmiyorlar. Bu yaklaşım öğretim üyelerini inhibe etmekte, verimlerini düşürmektedir” dedi.
Adaletsizlik yaratır
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı, öğretim üyelerinin aldıkları ücretin düşük olduğunu, bu nedenle hoca farkını kaldırmalarının çok zor olduğunu kaydetti. Öğretim üyelerine “özel muayene ve ameliyat yapmayacaksınız” demenin büyük haksızlık olacağını belirten Özkağnıcı, şunları dile getirdi:
“Üniversitede çalışan diyelim ki bir göz hastalıkları profesörünün özel muayene ve ameliyat yapmadığı zaman alabileceği maksimum döner sermaye ve maaş toplamı 4 bin 500 YTL olacaktır. Ama kamuda uzmanlığını yeni almış bir göz hekimi performanstan 6 bin YTL alıyor. Bir yanda yıllarını bu işe vermiş bir profesör, diğer yanda yeni uzman olmuş bir hekim. Birine ayda 6 bin YTL performans ücreti vereceksiniz, onu yetiştiren hocaya da ‘özel muayene yapmayacaksın. Öğrenci, asistan yetiştireceksin ve ayda 4 bin 500 YTL alacaksın’ diyeceksiniz. Özeldeki bir göz hekimi ise ayda 20-25 bin YTL maaş alacak. Bu adalet mi? Bu şartlar düzeltilmeden, ‘Ben yasaklıyorum’ mantığıyla tam gün getirilemez. Bu, Anayasa’nın eşitlik ruhuna da aykırı.”
Akademisyenler cezalandırılmış olur
Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı, tam gün yasası bu haliyle uygulamaya geçerse, özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerdeki muayenehanesi olan pek çok öğretim üyesinin, üniversitedeki görevlerinden ayrılacağına dikkat çekti.
Üniversite öğretim üyelerine özel muayene ve ameliyat için gelen pek çok hasta olduğunu belirten Özkağnıcı, özel muayene yasaklanırsa polikliniklerde yönlendirilecek hastaların sıra beklemek yerine özel sağlık kurumlarını tercih edeceğini söyledi. Özkağnıcı, “Dolayısıyla üniversite hastanelerinin döner sermaye gelirleri azalacak. Üniversitedeki öğretim üyesi Sağlık Bakanlığındaki performansa uygun şekilde çalıştırılırsa tam güne geçilmesi daha uygun olur” dedi.
Özkağnıcı, hocaların mali durumlarını düzeltmeden, özel muayene-ameliyat farkı almalarına da izin vermeden çalışmaya zorlamanın, yıllarını bu işe vermiş akademisyenleri “cezalandırmak” olacağını kaydetti. Prof. Dr. Özkağnıcı, şöyle devam etti:
“Böyle bir sistem eğitimin aksamasına yol açar. Uzmanlığını alan hiçbir hekim, bundan sonra akademisyenliği tercih etmez, özele gider. Yeni sistemle hastalar özele de gidip muayene olabiliyor. Bu hastaların üniversiteleri tercih etmesi için, özel muayene ve ameliyat hakkı vermeniz lazım.
Vaka başı ödemeler hastaneleri zora sokuyor
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)’nın, muayene ve bazı tetkikler için hastanelere vaka başı 50YTL ödeyeceğini duyurmasıyla ilgili olarak da Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin ve Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı şunları kaydetti:
“İflas bayrağı çekeceğiz”
Doç. Dr. Hüseyin Avni Şahin:
“Vaka başı uygulamadan bütün üniversiteler mağdur. Hasta üçüncü basamağa yaklaşık 50 YTL’lik ödeme ile sevk ediliyor. Bu 50 YTL kapsamında üçüncü basamaktaki ayrıntılı tetkik ve tahlilleri yapamama endişesi taşıyoruz. Eğer 500 YTL’lik tetkik yapmanız gerekiyorsa ve size 50 YTL verilmişse bir süre sonra ya hasta kabul etmeyeceksiniz ya da iflas bayrağı çekeceksiniz. İki senedir bunu ifade ediyoruz fakat bu konuda herhangi bir çözüm üretilmedi.
Hastaneye başvuran hastaların 50 YTL’yi aşan tetkiklerinden kaçınıldığı duyumları alıyoruz. Biz bunu etik bulmuyoruz ve uygulamıyoruz. Gerekirse zarar edebiliriz ama bize teslim edilmiş hastaların sağlığıyla oynamayı düşünmüyoruz.
Ocak 2008’den itibaren, yatan hastaların tüm ilaç ve tıbbi malzemelerinin hastaneler tarafından temin edilmesine yönelik bir uygulama başladı. Hasta geldiği andan her tür malzemeyi hastanede bulması gerekiyor. Bizim zaten finansal zorluklarımız var. Yılda 50 ameliyat yapan kliniğin önceden hangi vakaların başvuracağını ve ne tür protez ve malzemelerin gerekeceğini tahmin etmesi imkansız. Gerekenin 10 katı malzemeyi stoklamak hem mümkün değil hem de elimizde böyle bir finansal kaynak mevcut değil. Yılsonunda bunların parasını tümüyle tahsil edebilmemiz de mümkün değil. Bu bizi gerçekten zorlayacak. Halbuki SGK bunu kendisi yapabilir. Oluşturacağı bir kurul gerekli teknik şartnameleri hazırlayarak ulusal düzeyde ihale açabilir ve hastanelere bunu verebilir. Binlerce hastane yetersiz teknik ekiple binlerce ihale ile uğraşacağına asıl işleri olan hastaya yönelik hizmetlere odaklanırlar. Biz ihale ile, para ile uğraşmak istemiyoruz. Biz hasta ameliyat etmek, bize başvuran hastaların derdine derman olmak istiyoruz. Biz ekonomist değil doktoruz. Hastanelerin ticarethane, hekimlerin tüccar, hastaların müşteri gibi algılanmasına yol açacak yaklaşımları içimize sindiremiyoruz.”
“Kapıya kilit vurmamız gerekir”
Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı:
“Sağlık Uygulama Tebliği uyarınca vaka başı ödeme mayıs 2007’den beri uygulanıyor. Ama klinikten kliniğe göre ödenen miktar değişiyor. Eğitim hastanelerinde iç hastalıklarında vaka başına 55, göz hastalıklarında 40, kardiyolojide 56, nörolojide 51, psikiyatride 36 YTL ödeme yapılıyor. Bunu 50 YTL ile standart hale getirmeye çalışıyorlar, bu da son derece yanlış. Üniversite hastanelerini zor durumda bırakacak. Çünkü bize gelen hastalar başka yerlerde tedavisi yapılamayan, ciddi anlamda tetkik gerektiren hastalar. Bu miktar daha da düşürülürse hastanelerin kapısına kilit vurmamız gerekir.
Biz doktorlarımızı sürekli uyarıyoruz. Hastalardan çok tetkik istememeleri, tetkik gereken hastanın yatması gerekiyorsa hastaneye yatırmalarını söylüyoruz. İstenen tetkik bize ödenen rakamı geçerse, bunu devletten tahsil edemiyoruz, bizim cebimizden gidiyor. Arkadaşlarımızı buna dikkat etmeleri, gereksiz tetkik-tahlil istememeleri için sürekli ikaz ediyoruz.”
|