|
Ek ödemelerin, görev tazminatının ve emekliliğe yansıtılacak oranların yeniden planlanarak tüm personeli kapsamasını talep eden memur sendikaları, taslağın yabancı hekim çalıştırmayı öngörmesini kabul edilemez buldu. Radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılması ise, başta Türk Radyoloji Derneği olmak üzere sendikalarca da eleştirildi
Fatma Ergüzeloğlu / Ankara
Sağlık Bakanlığı, tam gün çalışma yasa taslağına ilişkin memur sendikalarından yazılı görüş aldı. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Türk Sağlık-Sen, sağlık çalışanlarının bir bütün halinde değerlendirilmesi, ek ödeme ve görev tazminatının da tüm personeli kapsaması gerektiğini bildirdi. Radyoloji çalışanlarının günlük çalışma süresinin uzatılmamasını talep eden sendikalar, yabancı hekim çalışmasına olanak tanıyan düzenlemeyi de eleştirdi.
Türk Radyoloji Derneği de (TRD), Sağlık Bakanlığına iletilmek üzere Türk Tabipleri Birliğine bir görüş yazısı gönderdi. Dernek, tam gün yasa taslağının çalışma saatlerini eleştirdi. Düzenlemeyle hem kamu, hem de özel sağlık alanlarının piyasa kurallarına göre işletildiği ve hekimlere düşük ücretlerle daha çok çalışmalarının dayatıldığı belirtildi. Açıklamada, tıp ve uzmanlık eğitiminin ciddi zararlar göreceği vurgulanarak, sağlık hizmeti niteliğini düşüren, hekimlerin özlük ve ekonomik haklarını gerileten düzenlemeleri içeren yasa taslağının kabul edilemeyeceği açıklandı.
“Yaşam ve sağlık hakkı ihlal ediliyor”
Taslakla birlikte iyonlaştırıcı radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personelin haftalık çalışma süresinin 40 saate çıkarıldığı, radyasyon doz limitlerinin aşılmaması için alınması gereken tedbirler ile aşıldığı takdirde izinle geçirilecek süreler ve alınacak diğer tedbirlerin yönetmelikle gösterileceği anımsatıldı. TRD, düzenlemenin bu alanda çalışan sağlık personelinin sağlığını korumak için gerekli düzenlemeleri içermediği gerekçesiyle yaşam ve sağlık hakkının ihlal edildiğini öne sürdü. Açıklamada şunlar kaydedildi: “İlk olarak iyonlaştırıcı radyasyonun sağlığı olumsuz etkilemeyen bir limit değeri bulunmamaktadır. Pek çoğu son yıllarda olmak üzere düşük doz radyasyonun insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini saptayan çok sayıda bilimsel araştırma yapılmıştır. Belirlenen doz limitlerinin altında radyasyona maruz kalan sağlık personelinin çalışma süresi arttıkça sağlığının olumsuz etkilenmesi riski de artmaktadır. Bu nedenle günlük çalışma süresinin diğer personel ile aynı değil riskli-ağır ve tehlikeli meslekler sınıflandırmasında yer aldığı dikkate alınarak daha az süre ile çalıştırılmaları gerekir.”
Çalışma izni yeterli tedbir değil
Açıklamada, maruz kalınan doz limitlerinin ölçülmesi ve aşılması halinde personele verilen iznin, radyasyondan korumada öngörülen tek ve yeterli tedbir olmadığı vurgulandı. Türkiye’nin TAEK aracılığıyla Uluslararası Radyasyondan Korunma Komisyonu (ICRP), Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (IAEA) üye olduğu ve bu kurumların belirlediği standartlara uygun hareket etmesi gerektiği belirtilerek, uygulanabilir, yeterli ve güvenli bir denetleme sistemi ile bu sistemin kontrol dışı kalması durumunda yerine geçecek bir mekanizmanın kurulması gerektiği anlatıldı. Ayrıca radyasyonun yapısını ve niteliğini gösteren harici doz oranlarının ölçülmesi, fiziki ve kimyasal durumlarını gösteren hava hareketliliği konsantrasyonunun belirlenmesi, sonuçlarının kaydedilmesi ve raporlanması, koruyucu cihaz ve tekniklerin etkinliğinin düzenli kontrol edilmesi, ölçüm cihazlarının standart dozimetre laboratuvarlarına uygun olarak düzenli ayarlanması ve kullanılabilir olduklarının ve doğru kullanıldıklarının düzenli kontrol edilmesi gerektiği anımsatıldı. Bunun yanısıra, kişisel dozimetre ve çevresel izleme işlevlerinin yerine getirilmesi, çalışanların sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapılması, mesleki mağduriyet olasılığı ve bu olasılığın derecesine uygun olarak korunma ve güvenlik için uygun ve yeterli donanım, ekipman ve hizmetlerin sağlanmasının gerekli olduğu bildirildi.
Risk, ortadan kaldırılmalı
Dernek, radyasyonla çalışanların sağlığının bozulmasına sebep çalışma koşulları ortadan kaldırılmadan, gerekli denetim ve gözetim işlevini etkin bir biçimde yerine getirmeksizin çalışma sürelerinin arttırılmasının, Avrupa Sosyal Şartına da aykırı olduğunu bildirdi. Açıklamada, “Avrupa Sosyal Şartı’nın adil çalışma koşulları hakkını düzenleyen 2. bölümünün 4. bendi ile aralarında ülkemizin de bulunduğu imzacı ülkeler; tehlikeli ve sağlığa zararlı işlerdeki riski ortadan kaldırmayı, bu risklerin henüz yeterince azaltılamadığı ya da kaldırılamadığı durumlarda ya bu işlerde çalışanlara ücretli ek izin verilmesini ya da bunların çalışma saatlerinin azaltılmasını sağlamayı taahhüt etmişlerdir” denildi.
Bağımsız örgütler denetlemeli
TRD, radyasyondan korunma, tedbirler ve izolasyon konusunda üye olunan uluslararası kuruluşların da öngördüğü güvenlik ve korunma önlemlerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiği belirterek, denetim örgütlerinin içinde meslek kuruluşlarınca belirlenen bağımsız temsilcilerin de bulunması gerektiğini kaydetti.
Alınacak önlemlerin, denetime ilişkin düzenlemelerin tam gün yasa taslağında ayrıntılı yer alması gerektiği belirtildi. Açıklamada, “Önlemlerin etkin bir şekilde uygulanmaması veya kesin bir şekilde denetlenmemesi durumunda, sadece yetersiz mevzuat işletimi ile çalışanların sağlığının risklerden korunması da garanti altına alınamaz” denildi.
SES, tam günü savunuyor
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) de Sağlık Bakanlığına tam gün yasa tasarısı ile ilgili görüş bildirdi. Sağlık personelinin tam gün çalışmasını kamusal bir sağlık sistemi içerisinde savunduklarını kaydeden SES, buna karşın kamu hastane birlikleri tasarısının kabul edilemez özellikler içerdiğini bildirdi. Sendika, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın tehlike ve zararlarına işaret ederek, atılan tüm adımların sağlıkta özelleştirmeyi hızlandırdığı, sağlık hizmetlerinin koruyucu sağlık hizmetleri aleyhine, tedavi edici hizmetler lehine bozulduğunu bildirdi.
Tam gün çalışma yasa tasarısıyla yabancı hekimlere Türkiye’de çalışma imkanı getirilmesine itiraz eden SES, tepkisini şöyle dile getirdi:
“İthal hekimle birlikte uluslararası sermaye şirketlerinin Türkiye’deki sağlıkta özelleştirme uygulamalarının önünü sonuna kadar açma girişimleri olacaktır. Özellikle sağlık turizmi uluslararası sermayenin hizmetine sunulacaktır; sağlık alanında ucuz iş gücü temini yoluna gidilecektir. İthal hekimin ülkemiz sosyo-kültürel yapısına uygun hizmet vermesinin mümkün olmadığını düşünmekteyiz. Dil probleminin çözülemediği bir yerde nitelikli sağlık hizmetinin verilmesi söz konusu olmayacaktır.”
Performans iş barışını bozuyor
SES, performansa dayalı ek ödeme uygulamasını da eleştirerek, sistemin hekim merkezli olduğunu, oysa sağlık hizmetinin bir ekip işi olduğunu belirtti. Performans uygulamasının çalışanlar arasındaki iş barışını bozduğu belirtilerek, “Performans uygulaması sağlık harcamalarının artmasına neden olmuştur. Nitekim Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin döner sermaye alacaklarının önemli bir kısmının kanunla silinmiş olması ve yakında üniversite hastanelerinin döner sermaye alacaklarının bir kısmının silinmesi için kanun çalışması yapılması, bütçe içerisindeki sağlık giderlerinin abartılı biçimde artması bu iddiamızı kanıtlamaktadır” denildi. Taslakla istenilen hekim-hasta arasındaki para ilişkisinin bitirilmesinin mevcut performans sisteminde imkansız olduğu vurgulandı. “Doğrudan para alma olayı yaşanmasa bile hastaya yapılan her müdahale ya da tedavinin işlem olarak puanlandırılması, tıbbi ihtiyaç olmamasına rağmen hastaların yatırılması, ihtiyaç olmadığı hâlde ameliyat (sezaryen gibi), tetkik vb. işlemlerin işlemleri arttıracağı kesindir” denilerek para ilişkisinin tümden bitirilmesi için mevcut performans sisteminden vazgeçilmesi, ücretlerin emekliliğe de yansıyacak biçimde belirlenmesi gerektiği ifade edimdi.
Performansa karşı havuz sistemi önerisi
SES, görüş raporunda performans sisteminde personele verilmesi öngörülen oranlarda çok ciddi bir adaletsizlik bulunduğunu ileri sürdü. Açıklamada, “Bu sistemde ücret farkı, maaş sistemindeki ücret farkının çok üzerine çıkmış 20 kata yakın ücret farkı oluşmasına neden olmuştur. Bu nedenle oranların yeniden gözden geçirilerek özellikle düşük gelir grubunda bulunanların oranlarının artırılması sağlanmalıdır” denildi. Performansa dayalı sistemde verilen ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmadığına dikkat çekilerek, çalışanların emekli olunduğunda düşük ücrete tabi olacağı vurgulandı. Bunun giderilmesi için kademeli olarak döner sermayeden alınan ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması talep edildi. Açıklamada şunlar kaydedildi: “Performansa dayalı döner sermayeden ek ödemede taban aylık ve kıdem aylık matraha dahil edilmediğinden, düşük oranlarda ücret alanların aleyhine bir durum oluşmaktadır. Oranlarının artırılmaması halinde taban aylık ve kıdem aylığın matraha dahil edilmesi sağlanmalıdır. Sendikamız performans sistemi uygulamaya geçmeden önce de Sağlık Bakanlığına değişik kereler sunduğu tekliflerde havuz sistemi kurulmasını önermiştir. Bu sistemde tüm gelirler belli bir havuzda toplanacak ve personele bu havuzdan görevine, mesleğine ve öğrenim durumuna göre belirlenecek kriterlere uygun olarak ek ödeme yapılacaktır. Bu sistemle performans sisteminin olumsuzlukları giderilmiş olacak, personel arasındaki ücret adaletsizliği en alt seviyeye inecek, bölgeler-iller-hastaneler-basamaklar arasındaki ücret farklılıkları kapanacak ve en önemlisi de sağlıkta israfın önüne geçilecek, denetlenmesi daha kolay olacaktır.”
Görev tazminatı tüm personele verilmeli
Üniversite hastanelerinde görev yapan sözleşmeli personelin döner sermayeden ek ödeme almasının düzenlenmesi sendikaca olumlu karşılandı. “Ancak, ekim 2007’den itibaren üniversitelerde göreve başlayan 4/B statüsündeki sağlık personelinin hizmetlerinin karşılığı olarak tıpkı Sağlık Bakanlığında olduğu gibi ek ödeme almalarının sağlanması için yasanın yürürlük tarihi Ekim 2007 olmalıdır” denilerek, aksi hâlde yaklaşık 9 aydır çalışıp karşılığında ek ödeme alamayan personele “angarya” hükümlerin uygulanacağı ileri sürüldü. Raporda, görev tazminatının tüm personele verilmesi gerektiği kaydedildi. Tasarı taslağı ile tüm sağlık personelinin tam güne geçmesinin öngörüldüğü ifade edilerek “Bu durumda tam güne tabi olan personele verilecek iyileştirmelerden tamamının birden yararlanması gerekmektedir. Ancak tasarı taslağı ile uzman tabip, tabip, diş tabibi ve eczacı ünvanlı personel dışındakilere görev tazminatı verilmeyecek olması büyük bir tezatlık oluşturmaktadır” denildi.
Nöbette süre sınırı belirlenmeli
Taslakla haftalık mesai süresinin 40 saate indirilecek olması, 12 Eylül hukukunun sona ermesi olarak değerlendirildi. Nöbet ücreti ödenmesinde 25 yatak sınırının kaldırılması ve nöbet tutan tüm personele nöbet ücreti verilecek olması da olumlu bulundu. Fakat, nöbet tutmada ve icap nöbetine kalmada herhangi bir saat sınırı getirilmiş olması, fazla çalıştırmanın önünü açabileceği gerekçesiyle eleştirildi. Açıklamada şöyle denildi:
“İcap nöbetine kalmada herhangi bir kıstasın olmaması özellikle sayısal açıdan az bulunan branşların 365 gün icapçı kalmasına neden olmaktadır. Bu durum çok büyük sakıncalar doğurmaktadır. İcap nöbetine kalmayla ilgili objektif ve personel aleyhine sonuç doğurmayacak çeşitli kriterler belirlenmelidir. Aksi hâlde, hizmet veren personelin sağlık ve sosyal açıdan nitelikli hizmet vermesinin önü kesilecektir.”
Radyolojide çalışma süresi 5 saat olmalı
Raporda, iyonizan radyasyon kaynaklarıyla çalışanların mesai süresinin artırılmaması gerektiği kaydedildi: Personelin çalışma süresinin günlük 5 saatten 9 saate çıkarılması nedeniyle, SES’in de davacı örgütlerden olduğu belirtilerek, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun çalışma süresini 5 saat olarak belirlediği anımsatıldı. Raporda, “Danıştay kararı doğrultusunda hareket edilerek, radyoloji çalışanlarının sağlık açısından zorunlu olan günlük 5 saatlik çalışma süresi aynen korunmalıdır” denildi. SES, taslakla kamuda tam gün çalışmanın düzenlendiğini ancak sağlık personelinin iş güvencesiyle ilgili herhangi bir düzenleme yapılmadığını belirtti. Sağlık Bakanlığı ve üniversite hastanelerinde sayıları 50 bini geçen sözleşmeli personelin iş güvencesinin sağlanması için kadroya alınması gerektiği vurgulandı.
Döner sermaye farkı giderilsin
Türk Sağlık-Sen ise, Sağlık Bakanlığına sunduğu görüş raporunda, sağlık personelinin bir bütün olarak değerlendirilmediğini, sözleşmeli personelin döner sermaye dışındaki özlük haklarında düzenleme yapılmadığını ifade etti. Nöbet ücretlerinin yaygınlaştırılması ve arttırılması, 45 saatlik haftalık çalışma süresinin 40 saate düşürülmesi, üniversite hastanelerinde çalışan 4/B’lilere ve geçici işçi kadrosunda iken 4/B statüsüne geçenlere döner sermaye ödenmesine yönelik düzenlemeler olumlu karşılandı.
Sadece idari sağlık müdür yardımcılarının ek ödeme tutarının artırılmasının idari görevlerde bulunan diğer şube müdürü, şef gibi kadrolarda görev yapan personel bakımından adaletsiz bir uygulamaya neden olacağı öne sürüldü. Raporda şöyle denildi:
“İdari il sağlık müdür yardımcılarına yapılan artış, tabip unvanlı il sağlık müdür yardımcıları arasındaki döner sermaye farkını giderecektir. Ancak, şube müdürü kadrosunda görev yapan personellerden tabip olan ve olmayan arasındaki farkın giderilmesi ile ilgili herhangi bir düzenlemeye yer verilmemesi hakkaniyet ve eşitlik kuralı ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, kadro unvanı gözetmeksizin gerek il sağlık müdür yardımcıları gerekse şube müdürleri arasındaki döner sermaye farkının kapatılması ve döner sermaye oranları, yönetim kademelerinde bulunan il sağlık müdür yardımcısı, şube müdürü ve şef gibi unvanlar bakımından makul farklılıklar olacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.”
Ek ödemeler yeniden planlanmalı
Sendika, benzer uygulamanın 2. basamak sağlık hizmeti sunan kurumlar için de geçerli olduğunu bildirdi. Hastane müdürü, eczacı ve başhemşirelere uygulanan oran gerekçesinin makul olmadığı vurgulandı. Hastane yönetiminde görev alan personele ayrı ayrı oran lar uygulanmasının yöneticilerin motivasyonunu olumsuz etkileyeceği belirtilerek, hastane müdür, müdür yardımcıları ve şefler kendi aralarında başhemşire ve başhemşire yardımcılarının kendi aralarında kategorize edilmesi gerektiği ifade edildi. Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Keza, eczacıların diğer kariyer unvanlı personellerden ayrı tutularak oranlarının yüksek tutulması, döner sermaye gelirinin personele dağıtılmasını düzenleyen kanun ve diğer mevzuatların mantığına ters düşmektedir. Bu nedenle idari kadrolarda görev yapan personellerin kendi aralarında makul farklılıklar olacak şekilde yeniden bir düzenlemeye gidilmesi ve eczacılara uygulanan döner sermaye oranının eczacı unvanı ile aynı düzeydeki diğer unvanlı personellere de uygulanması gerekmektedir.”
Tabip olmayanların da dönerleri arttırılsın
Taslakta, 1. ve 2. basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarda görev yapan tabip dışı personellere uygulanan döner sermaye oranlarının muhafaza edildiği belirtilerek, tabip dışı personellerin döner sermaye oranlarının arttırılmamasının sağlık çalışanlarının motivasyonunu olumsuz etkileyeceği öne sürüldü. Raporda, “Mevcut oranlar, kurum ve kuruluşlarda elde edilen döner sermaye gelirinin anılan personele yansıtılmasını engellemektedir. Elde edilen gelirin fazla olduğu aylarda tavana takılan personeller bu katkıdan yararlanamamaktadır. Bu nedenle, tabip dışı sağlık personellerinin döner sermaye oranlarının yüzde 150’den yüzde 300’e çıkarılması, diğer GİH, YH ve TH sınıfında görev yapan personellerin döner sermaye oranlarının ise yüzde 150’den yüzde 250’ye çıkarılması gerekmektedir” denildi. Taslakta riskli birimlerin de kapsam dışı bırakıldığı belirtilerek 112 acil sağlık hizmetleri, diş üniteleri, intaniye servisleri, laboratuvar ve radyoloji servisleri gibi özellik arz eden riskli birimler kapsamında değerlendirilerek oranlarının arttırılması gerektiği talep edildi.
Sendika, öğretim üyeleri için getirilen şartlar ölçüsünde üniversitelerden özel sektöre doğru bir kopmanın yaşanacağını öngördü. “Bilindiği gibi özellikle tıp alanında öğretim üyeleri özel sektör tarafından sürekli olarak transfer edilmektedir” denilerek, üniversite hastanelerinde öğretim üyesi sayısında azalma olacağı, tıp eğitimde da aksaklıkların ortaya çıkacağı belirtildi.
Kurum farklı da olsa haklar eşit olmalı
Askeri tabip, diş tabibi ve uzman tabiplerin kapsam dışı bırakılması konusunda şunlar ifade edildi:
“Böylelikle askeri hekimler ile Sağlık Bakanlığında görev yapan hekimlerin maaşlarındaki dengesizlik, askeri hekimlere yarı zamanlı çalışma imkanı verilerek aşılmaya çalışılmıştır. Oysa ki tüm kamuda görev yapan hekimlerin farklı kurumlarda görev yapsalar bile aynı mali ve sosyal haklara tabi olması gerekmektedir. Ancak böyle bir eşitlik sağlanabilecek bir kurumun diğerinden üstünlüğü veya tercih edilmesi açısından ciddi farklılıkları olmasının önüne geçilebilecektir.”
Yabancı hekim, hekim açığını kapatmaz
Hekim açığının yabancı doktor getirmekle giderilemeyeceği belirtilerek, “Ülkemizdeki doktor açığı ancak, ülkemizin şartları göz önüne alınarak YÖK ile işbirliği hâlinde yapılacak çalışmalarla giderilebilecektir. Bunun için de öncelikle tıp fakültelerinin kontenjanları arttırılmalıdır. Türkiye’deki tıp fakültelerinden mezun olana yabancılara Türkiye’de hekimlik yapma olanağının sağlanması fayda sağlayacaktır. Fakat bu kapsamda mezun olanlar sınırlı sayıda olduğu için bir çözüm yolu olmayacaktır. Ayrıca yurt dışında okuyan tıp öğrenimi gören Türk öğrencilerinin gittiği okulların büyük bir bölümüne de YÖK tarafından denklik verilmemektedir. YÖK’ün denkliği aradığı kıstaslarda herhangi bir değişiklik olmazsa bu vatandaşlarımızın da ülkemizde doktorluk yapmalarına imkan yoktur” denildi.
Özele geçiş kaçınılmaz
Tasarıyla hekimlerin yarı zamanlı çalışmasına getirilen kısıtlar eleştirilerek, “Bugün Sağlık Bakanlığında bir doktorun aldığı maaşın neredeyse 3 katı veren özel hastaneler olduğu dikkate alınırsa SGK ile anlaşması olan hastanelere kamudan bir geçiş söz konusu olacaktır” denildi. Sağlık Bakanlığının geçişe önlem olarak almak istediği yüzde farkı sınırlamasının da göz önünde tutulmasıyla, kamuda yarı zamanlı olarak görev yapan 8 bine yakın uzman doktor ve 10 bin pratisyen hekimden özel sektöre ciddi geçişler olabileceği kaydedildi. Raporda şu görüşlere yer verildi:
“Özellikle tam gün yasasının tartışmaya açıldığı 2007 yılında 1561’i uzman doktor olmak üzere toplam 3 bin 16 doktorun Sağlık Bakanlığındaki görevinden istifa etmesi, bu sayının 2006 yılının iki katı olması ve sıkça gazetelerde ‘Doktor istifa etti, hastanede hizmet aksadı, ilçe doktorsuz kaldı’ gibi haberlerin yer alması da özel sektörü tercihin önemli kanıtlarıdır. Yine özellikle bu dönemde özel sektörün teşvik edilmesi sonucunda özel sağlık kurum ve kuruluşlarının hızla çoğalması ve hekim ihtiyaçlarını kamudan karşılamaya yönelmeleri de hekimlerin kamudan ayrılmalarının nedeni olmuştur.”
Hekimler tercihe zorlanıyor
Hekimlerin kamu hastanelerinde tam gün çalışmasının doğru uygulama şeklinde değerlendirilmesine karşın, özele hekim transferinin önlenemez olduğu bildirildi. Açıklamada, “Hekimleri kamuda tutmaya sağlayacak iyileştirmeler ve önlemler ortaya konulmadan hekimleri bir tercihe zorlamak kamunun sağlık hizmetini yürütmesinde ciddi aksaklıklara yol açacaktır. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarının daire tabipliklerinde görev yapan tabiplerin serbest çalışıp çalışmayacakları ve bu kanun kapsamı dahilinde sayılıp sayılmadığına ilişkin bir hükme yer verilmemesi tereddütlerin oluşmasına sebebiyet verecektir” denildi.
Radyolojide çalışma saatleri kamu yararına ters
Radyasyonla teşhis, tedavi veya araştırmanın yapıldığı yerler ile bu iş veya işlemlerde çalışan personel için haftalık çalışma saatinin 40 saate çıkarılması da eleştirildi. “Bugün kamu kurumlarında bulunan röntgen makinelerinin yüzde 44’ünün ruhsatsız olması, lisans problemleri olması ve TAEK tarafından düzenli kontrollerin yapılmaması nedeniyle günlük 5 saatlik mesaide bile radyoloji çalışanları büyük bir tehdit altında, sağlıklarını riske ederek görev yapmaktadırlar” denilerek, günlük çalışma süresinin 8 saate çıkarılmasının sağlık riski getireceği vurgulandı. Uygun ortamlar hazırlanarak radyoloji ünitelerinin güvenli hâle getirilmesi talep edildi. Raporda gelişmiş ülkelerin uygulamalarına dikkat çekilerek teknisyen başına düşen expojour sayısının daha az, teknik imkanlar ve alınan önlemler seviyesinin daha yüksek olduğu belirtildi. Raporda, “Gelişmiş ülkelerdeki mesai saati uygulaması örnek alınmadan önce TAEK’in uygulamalarının gözden geçirilmesi ve radyoloji teknisyenlerinde görülen mesleki hastalık risklerinin minimuma indirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Personel ve çekim odalarının yetersizliği nedeni ile çalışılan ortamda biriken radyasyon, günlük 8 saatlik mesai içinde personelleri doğrudan etkisi altında bırakmaktadır” denilerek mesai saatlerinin yükseltilmesinin kamu yararı ile bağdaşmadığı dile getirildi.
Sendika, hekimlere ödenecek görev tazminatının tüm sağlık çalışanlarına yayılması gerektiğini kaydetti. Raporda, “Aksi takdirde doktorlar ile diğer sağlık personeli arasındaki ücret adaletsizliği daha da büyüyecek makas açılacaktır. Bu da işyerlerinde çalışma barışını zedeleyecektir” denildi.
TTB, tam gün raporunu Bakanlığa sundu
Sağlık Bakanlığına tam gün konusundaki görüşlerini ileten TTB, tam süre çalışmayı destekledi. Ancak ücret, görevlendirme, yabancı hekim çalıştırılması, askeri hekimlerin kapsam dışı bırakılması ve radyolojideki çalışma süresi gibi düzenlemelerin kabul edilemez olduğunu bildirdi. TTB ayrıca, işyeri hekimliğinde yapılacak düzenlemelerde de söz hakkı istedi
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, tam gün çalışma taslağıyla ilgili görüşlerini tabip odaları, uzmanlık dernekleri ve üniversitelerden gelen görüşler doğrultusunda oluşturarak Sağlık Bakanlığına iletti. Tasarının hekimlerin çalışmalarına sınırlandırmalar getirdiğini belirten TTB, kamu kurumlarında, özellikle de tıp fakültesi hastanelerinde öğretim üyeleri ve diğer personelin tam süre çalışmasının desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Fakat, yarı zamanlı çalışma ve “mesai dışı katkı“ nedeniyle ortaya çıkan sorunların yasa ile önlenip önlenemeyeceği, özellikle eğitim veren hekimler olmak üzere, kamuda çalışmayı seçen hekimlerin bütün enerjilerinin toplum yararına vakfetmelerini sağlayacak ortamın yaratılıp yaratılamayacağı noktasının sorunlu olduğuna işaret edildi.
Tam gün yasasının özlük haklarında yapılacak kapsamlı bir iyileştirme ile amacına ulaşabileceği ve bunun da tıp fakültelerinde ücretlendirme sisteminin kurulması ile olanaklı olabileceği bildirildi. Taslağın döner sermaye gelirlerinde bir artış olanağı sağlamadan, giderlerin belirgin şekilde arttırılmasına neden olacak düzenlemeler içerdiği açıklandı.
Düzenlemeler giderleri daha da arttırıyor
Nöbet paralarının döner sermayeden ödenmesine yönelik düzenleme, part-time çalışan hekimlerin tam gün çalışmaya geçişleri ile birlikte mevcut döner sermaye gelirlerinin daha çok personele paylaştırılması, çalışan diğer personelin, araştırma görevlilerinin, idari personelin döner sermayeden alacakları ek ödeme oranlarının arttırılması gibi düzenlemelerin giderleri arttırdığı öne sürüldü. Açıklamada şöyle denildi:
“Tıp fakülteleri sadece hasta bakan kurumlara dönüştürülmemeli, 2547 sayılı Kanun’da öngörülen işlevine uygun olarak eğitim ve araştırma hizmetlerinin döner sermaye gelirleri dışında hangi kaynaktan nasıl teşvik edileceği açık bir biçimde düzenlenmelidir.”
Görevlendirmeler eşitliğe aykırı
Taslakta askeri hekimlerin kapsam dışı bırakılması eleştirilerek, “Hekimlerin askeri hastanelerde çalışıp çalışmamasına göre değil hekim oldukları ve sağlık hizmetinin gerekleri dikkate alınarak ayrımcı değil bütüncül bir düzenleme yapılmalıdır” denildi. Taslakta geçen görevlendirme konusuna ilişkin, eşit konumdaki kişiler arasında nasıl seçim yapılacağı, ihtiyacı kimin belirleyeceği ve kim tarafından onaylanacağının düzenlenmediği vurgulandı.
Performansla gelecek iyileştirme sakıncalı
Hekimlerin kamuda çalışmalarını cazip hale getirecek ücret iyileştirmelerinin esas olarak döner sermaye ve performans ödemeleri ile yapılmasının ciddi sakıncalar taşıdığı kaydedildi. Performans sistemi eleştirilerek,
“Örneğin iki farklı kamu hastanesinde aynı performans puanına sahip aynı dal uzmanı hekimler farklı ücret almaktadır. Bu sistem ‘kar eden’ ve yüksek performans ücreti ödeyen hastaneler ile ‘kar etmeyen’ ve düşük performans ücreti ödeyen hastanelerde aynı hizmeti üreten çalışanlar arasında eşitsizlik yaratmakta adaletsiz ücret uygulamasını derinleştirmektedir” denildi.
“Diploma denkliği ile yetinilemez”
Taslakta yabancı hekim çalıştırılması eleştirilerek, Türkiye’de denkliği belirlemede yetkili organ olan YÖK ve belgeyi tescil edecek kurum olan Sağlık Bakanlığı tarafından nasıl incelemeden geçirileceğinin belli olmadığına dikkat çekildi. hekimlikte vatandaşlık koşulu kaldırılırken diploma denkliği ile yetinilemeyeceğini belirten TTB, tasarının bu haliyle yasalaşması halinde kaotik bir ortamın oluşacağını bildirdi. Radyoloji çalışanlarının haftalık çalışma sürelerinin 40 saate çıkarılması da kabul edilemez bulundu.
İşyeri hekimliğinde söz istedi
Taslağın sayıları 10 bine yaklaşan işyeri hekimlerini ve işyeri sağlık hizmetlerini doğrudan etkileyeceğini belirten TTB, bu alanda yapılacak yasal düzenlemede uygulama işlemlerini gösterir yönetmeliğin kendilerinin de görüşü alınarak çıkarılması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, sağlık personeline ayrımsız, iş güvencesi, grev ve toplu sözleşme hakkını içerir sendikal hakların verilmesi gerektiği, tüm kamu hastanelerine alt yapı, yeni tıbbi teknoloji gereksinimleri için bütçeden yeterli ödenek aktarılması ve sadece hekim değil diğer sağlık personeli açıklarını da giderici önlemlerin alınması gerektiği bildirildi. TTB’nin hazırladığı görüş raporuna özellikle Afyon, Antalya, Aydın, Çanakkale, Gaziantep, İstanbul, Kırklareli, Manisa, Mersin, Tekirdağ, Van Tabip Odası ile çok sayıda tıp fakültesi ve uzmanlık derneği aktif katkıda bulundu.
TTB eyleme hazırlanıyor
TTB’den görüş alınmadan hazırlanan ve açıklandıktan sonra 1 haftalık görüş süresi tanınan tam gün yasa tasarısına karşı hekimler eylem planı yapıyor
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Sekreteri Altan Ayaz, tam gün yasa taslağının, kendilerinden, ilgili odalardan, tıp fakültelerinden ve çeşitli derneklerden görüş alınmadan hazırlandığını belirterek, taslağa karşı TTB’nin her türlü girişimde ve eylemde bulunacağını söyledi. Ayaz, "Önümüzdeki günlerde Türkiye'deki 105 bin hekimin bu konudaki düşüncelerini alarak, haziran ayının ilk haftasında eylem yapmak için referandum yapmayı planlıyoruz. Bunun sonucuna göre, haziran ayının ortasında iş bırakma eylemi yapmayı düşünüyoruz" diye konuştu. Ayaz, taslak bu haliyle yasalaşırsa Anayasa Mahkemesi'ne götürmesi için CHP ile de görüştüklerini bildirdi.
Veteriner hekimler de tam günde yer istedi
Veteriner Hekimler Derneği, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a veterinerlerin sorunları ile ilgili bir rapor sundu. Dernek Başkanı Prof. Dr. Şakir Doğan Tuncer imzasıyla sunulan raporda, veterinerlerin tam gün yasa taslağı dışında bırakılmasının “hayal kırıklığı” yarattığı belirtildi. Raporda ayrıca, veterinerlerin döner sermaye ödemelerinde en az diş hekimlerinin bulunduğu gruba alınmaları gerektiği, Sağlık Bakanlığında yetkili bir veteriner halk sağlığı otoritesi oluşturulması gerektiği, ağırlıklı olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve belediyelerde görev yapan veteriner hekimlerin diğer mesleklerde yapılan iyileştirmelerden sağlık hizmetleri sınıfında olmaları gerekçe gösterilerek yararlandırılmaması konusunda düzenleme yapılması gerektiği belirtildi.
Hayvanlarla insanlar arasında 200 ortak hastalık var
Hastalıktan korumanın her zaman tedavi etmeye göre etkili ve ucuz bir yöntem olduğunun belirtildiği raporda, hastalıktan korumada veterinerlerinin rolünün büyük olduğu anlatıldı. Hayvanlarla insanlar arasında 200’e yakın ortak hastalık bulunduğunun ve bunların bir kısmının direkt temasla bir kısmı hayvansal ürünler vasıtası ile bulaşabildiğinin de belirtildiği raporda şu ifadelere yer verildi:
“Özellikle son yıllarda ortaya çıkan deli dana hastalığı, kuş gribi gibi hayvan kaynaklı küresel boyutu bulunan hastalıklar veteriner halk sağlığının önemini daha da artırmıştır. ABD’de bulunan CDC’nin (Hastalık Kontrol Merkezi) çalışmalarına göre insan sağlığını tehdit eden ve enfeksiyonlara yol açan toplam mikroorganizma sayısının 1415 olduğu, bunların yüzde 61’inin, yani 868 adedinin zoonotik (hayvanlarla insanlar arasında ortak) karakter taşıdığı, bu mikroorganizmaların da yüzde 33’ünün insanlara, daha sonra da insandan insana bulaştığı ortaya konulmuştur. Bu durumu göz önüne alan gelişmiş ülkelerde bilim adamları, “tek tıp tek sağlık” yaklaşımını gündeme getirmişlerdir.
Mevzuatta var, uygulamada yok
1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’yla 1930’lu yıllarda koruyucu sağlık hizmetlerinin öneminin dikkate alındığı ve Bakanlığın asli unsuru olarak değerlendirildiği belirtilerek, veteriner hekimlerin sağlık hizmetlerinin “olmazsa olmazı” olduğu ifade edildi. Dünyadaki gelişmelere ve mevzuata rağmen, Sağlık Bakanlığında yetkili bir veteriner halk sağlığı otoritesi oluşturulmadığının ifade edildiği raporda “Bakanlık oluru ile 1996 yılında fiilen kurulan Veteriner Halk Sağlığı Dairesi Başkanlığının ömrü ancak üç yıl sürmüş, Başkanlık bir sonraki Bakan döneminde kapatılmıştır. Bakanlık bünyesinde hâlen az sayıda istihdam edilen veteriner hekimler yardımcı sağlık personeli olarak kabul edilmekte ve döner sermaye ödemelerinde biyolog, avukat, sivil savunma uzmanı gibi mesleklerle birlikte değerlendirilmektedir. Hastane merkezli geleneksel sağlık anlayışından vazgeçip, katılımlı sektörler ve disiplinler arası işbirliğine ve herkese sağlık imkanı yaratan çağdaş sağlık anlayışına geçmek gerekmektedir” denildi.
Veteriner halk sağlığı otoritesi oluşturulmalı
Bu konuda Bakanlık tarafından yapılması gerekenlerin de anlatıldığı raporda şu ifadelere yer verildi:
“Bakanlıkta yetkili bir veteriner halk sağlığı otoritesi oluşturulmalıdır. Ağırlıklı olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve belediyelerde görev yapan veteriner hekimler buralarda diğer mesleklerde yapılan iyileştirmelerden sağlık hizmetleri sınıfında olmaları gerekçe gösterilerek yararlandırılmamaktadırlar. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında aynı odada görev yapan ziraat ve gıda mühendislerinden bir yıl daha fazla eğitim alan meslektaşlarımız onlardan 350 YTL daha düşük maaş almaktadırlar. Hükümetimizin bu durumu düzeltmesi gerekir. Bakanlığınızca hazırlanan ve kısaca ‘tam gün’ yasası olarak isimlendirilen kanun taslağında hekim, diş hekimi ve eczacılara görev tazminatı ve diğer iyileştirmeler ön görülürken veteriner hekimlerin bu kapsam dışında bırakılması tüm meslek kamu oyunda hayal kırıklığı yaratmış, bu uygulamaya bir anlam verilememiştir. Tam gün yasasında veteriner hekimlerin de diğer sağlık personeline yapılması düşünülen iyileştirmelerden yararlandırılması gerekir.
Döner sermaye ödemelerinde de veteriner hekimlerin, emsal teşkil etmesi nedeniyle en az diş hekimlerinin bulunduğu gruba alınmaları gerekir.”
|