Geçen ayki köşe yazımda SSYB’nin 2003’ten itibaren “sağlıkta reform” adı altında yaptıklarını farklı bir bakış açısından değerlendirmiş, yapılan değişikliklerin sade vatandaş gözüyle güzel uygulamalar olduğunu vurgulamış, ancak üniversite penceresinden bakarsanız yapılan çoğu uygulamanın üniversitelere nasıl zarar verdiğini dile getirmiştim.
Uygulamaların, üniversite veya daha dar anlamda tıp fakültelerini hedef alarak “onları mağdur etmeye yönelik uygulamalar” olduğundan endişe ederek ve üzülerek, “nedir bu kompleks veya düşmanlık” diye yakınmıştım. Yapılanları özetleyecek olursak, önce bakanlık hastanelerinden tıp fakültelerine sevki durdurmak, sonra özel sektöre inanılmaz kolaylıklar gösterip tıp fakültelerine peşkeş çekercesine sağlık piyasasını özelleştirip holdinglere emanet etmek, özel sektör ödemelerini anında yaparken fakülte hastanelerine aylar sonra yarım yamalak ödemeler yapmak, özel sektörden canı yanmaya başlayınca yasakladığı fakülte sevklerini sonuna kadar açarak fakülte hastanelerine hastaları yığarak onların rutinlerini zorlaştırmak ve de birinci basamak hekim muamelesiyle tetkike abartılı sınır koyup “muayene et ve reçete yaz gönder” mantığı ile sadece vatandaşa şirin görünüp oy almaya yönelik uygulamaları sıralayabiliriz.
Sırada fakülte hocaları, muayenehanesi olan şef, şef muavini ve uzman doktorları adeta cezalandırmayı hedefleyen tam gün uygulaması var.
Ülkesini ve mesleğini seven, insanı seven hiçbir hekim ve öğretim üyesi tam günün ruhuna, felsefesine karşı çıkmaz. Tabii ki idealler doğrultusunda her şey daha iyi olacaktır. Ancak karar vermekte herkes özgürdür, hekim haklarını da düşünüyoruz, “Tercihinizi rahat olarak yapınız” diyerek önümüze sunmaya çalıştıkları tam gün uygulamasının aslında diğer reform dedikleri uygulamalar ile maalesef aynı hedefe ve amaca kilitlendiği anlaşılmaktadır. Hekimin kimliğini silmek, emeğini çalıp holdinglere peşkeş çekmek, hekimi süründürmek, vatandaşı hekim aleyhine kışkırtıp hekimi hedef haline getirmektir. Nasıl mı?
1. “Hekim özgürce karar verebilir rahat olsun” deniyor. Ancak muayenehaneyi seçene “Sen muayenehanende aşı yapamazsın, müdahale yapamazsın, hastanı özel sağlık kuruluşuna yatırıp tedavi edemezsin, hiçbir özel veya kamu kurumu ile anlaşma ve sözleşme yapamazsın” deniyor. Nedir bu? “Muayenehaneyi seç de gör gününü” demektir. Hekim haklarına ve hekime saygısızlık demektir.
2. Muayenehane yerine özel sektörü seçebilirsiniz. Bu durumda ismi öne çıkmış bir hekim değilseniz kimlik kaybına uğrayacaksınız. Sizin adınız artık önemli değil. Sadece hastanenin adı var ve siz oranın bir çalışanısınız. Oradaki patron veya patronlar sana ne verirse odur. İstersen. Peki, patronlar hekim midir? Hayır. Şimdi daha cazip görünen özel sektörü tercih edenlere kanımca ileride şimdiki ödemeler de önerilmeyecektir. Çünkü piyasayı küçük özel sektörden kurtarıp holdinglere teslim etmek reformun özel sektör açısından son aşamasıdır. Kimdir bu holdingler? Hemen hepsi hükümeti destekleyen ve kimi yakınlarına ortaklık önerdiği söylenen, çoğu hükümet dostu holdinglerdir.
3. Çalıştığın kurumda tam gün çalışmayı seçebilirsin. Farz edin ki tıp fakültesinde benim gibi öğretim üyesisiniz ve muayenehaneniz var. İşinizi, bu ülkeyi ve insanlarını seviyorsunuz. Tam gün çalışmayı seçerken ne düşünürsünüz. Haklarım ne olacaktır? Hiçbirimiz sanıldığı gibi hastaların sırtından çuvalla falan para kazanmıyoruz. İstisnalar gerçekleri değiştirmez. Tüm iyi niyetinizle düşünüyorsunuz ki devletimiz kendi hastanesindeki performans uygulaması ile uzmanına ayda 5-6 bin YTL ödeyebiliyorsa, yardımcı doçentine 6-7 bin YTL, doçentine 8-9 bin YTL profesörüne de 10-11 bin YTL ödeyecektir. Bundan daha normal bir beklenti olabilir mi? Ama hayır. Gördüğümüz kadarı ile ne Sayın Başbakan ne Sayın Bakan ne de taslağı hazırlayan bürokratlar böyle düşünmemektedir. Mantıklı görünen bu ödemeler dahi yapılmayacaktır. Ödenmediği gibi hali hazırda tam gün çalışan üniversite hocasının özel hasta bakması da yasaklanacak, olasılıkla performans uygulaması da azaltılacak ya da kaldırılacaktır. Çünkü amaç hekimlere haddini bildirmektir. Emeğine el koymak ve de ses çıkaranı hedef göstermek. www.hastaninhaklari.com internet sitesinde SSYB Hasta Hakları Şube Müdür Vekili Sayın Mehmet Kaymakçı’nın dile getirdikleri gerçekten üzücüdür ve çok sığ görüşlerdir. Sayın Kaymakçı emniyetin değerli polisleri ile ordumuzun uzman çavuşları ve subaylarını bizlerle karşılaştırıp bir yerde hekimlere hadlerini bilsinler demeye çalışmış. Sayın Kaymakçı, ben hiç mecburi hizmet yapmadım. Ancak 6 sene fakülte, 5 yıl ihtisas, 3 yıl da yan dal ihtisası, 2 yıl yabancı ülkede eğitim (yabancı ülke bursu ile) ve de 1.5 yıl askerlik sonrası 38 yaşında eğitimimi tamamlayıp görevimin başına geçtiğimde hayata yeni başlamış gibiydim. Hâlâ daha ders çalışıyorum. Hiçbir zaman para bazı değerlerimin önüne geçmemiştir. Benim gibi bulunduğu yere senelerce yılmadan çalışarak alnının hakkı ile yükselen birçok meslektaşımız var. Devletten beklentilerim hiç de anormal değil. Karşı örneklere hiç girmeyelim isterseniz. Nasıl bir hekim düşmanlığıdır, nasıl bir kindir? Nasıl bir komplekstir bu anlaşılmaz. Her meslekte yanlış insanlar olabilir. Bunları ayıklamak, denetlemek devletin görevi değil mi?
Sevgili okurlar, şimdi bu reform adı altında ortaya atılan TAM GÜN uygulamasının tamamen bir TAKİYE olduğunu düşünmek yanlış mıdır? Bu bir aldatmaca, dayatma, hekime saygısızlık değil midir? Daha acısı ülkenin sağlığı ile oynamaktır. İnsan sormadan edemiyor tabii ki NEDEN, NİÇİN diye? Herkes 8 saatlik mesaiye uyacaktır, sonra isteyen evine gider, isteyen hastanesinde özel hasta bakar, isteyen de muayenehanesinde veya özel sektörde çalışır mantığı gibi kolay çözümler varken, “ben yaptım oldu” mantığı ile niçin böyle bir uygulamada ısrar edilir ki? Anlamak gerçekten zor. Maalesef hekimleri, meslektaşlarımı iyi günler beklememektedir. İnşallah yanılırım da yasa bu şekilde çıkmaz. Aksi taktirde ülkenin sağlığı ile bu şekilde oynamanın sonuçlarına başta vatandaşlar olmak üzere herkes katlanacaktır. |