Özellikle son bir aydır, tam gün tartışmalarından anlaşılıyor ki, hekimler bu konuda ikiye ayrılmış durumda. Medimagazin’de yaptığımız ankette bu ayrılmanın kenardan köşeden değil, aşağı yukarı tam ortadan olduğu ortaya çıkıyor (Yüzde 40’a yüzde 60 gibi). Bu oranlardan anlaşıldığı gibi, genelde muayenehanesi olanlar veya kamu hastanelerinin dışında işyeri hekimliği veya özel hastane gibi ek işte çalışanlar tam güne karşı çıkarken, özellikle Bakanlığa bağlı hastanelerde tam gün çalışan arkadaşlar, tam güne destek veriyor. Yani tam gün çalışanlar tam güne destek veriyor, part time çalışanlar ise tam günü istemiyor.
Bundan bir kaç yıl önce, yani performans uygulamasının başlamadığı dönemlerde bu tartışma yapılsaydı eminim hekimler arasındaki bu ayrılma tam ortadan değil, biraz kenardan(!) olurdu. Örneğin hekimlerin yüzde 70’i tam güne karşı çıkarken, tam günü savunanların oranı yüzde 30’da kalabilirdi. Veya bundan bir kaç yıl sonra, diyelim ki performansımız düştü! Tam gün çalıştığımız için performansımızı göstereceğimiz tek bir yer var! Maliye Bakanlığı da bundan önce olduğu gibi, o gün de hekimlerden kıstıkça kısıyor! O zaman bu anket oranları ne olacak?
Bu manzara aslında tam gün hakkında tartışmalara ne kadar konjonktürel yaklaştığımızın bir göstergesidir. Bu kaygan zeminde Bakanlık da, tam gün yasasını istediği gibi şekillendirme şansına sahiptir. Zaten muayenehanelerin yanlış kullanılmaları sonucu, tam gün yasasıyla ilgili olarak halkın tam desteğini almış Bakanlık, hekimler ve diğer sağlık çalışanlarının da önemli ölçüde desteğini almış bulunuyor. Ve bu destekle muhtemelen 2008 yılının başında tam gün çalışmaları tamamlanmış olacak.
Muayenehanelerin yanlış kullanılmaları demişken... Ben bu konuda “çürük yumurta” teorisinin tam geçerli olduğunu düşünmüyorum. Ve bu konuda, yani muayenehanelerin yanlış kullanımında hekimlerden çok, tabip odaları ve Bakanlığın sorumlu olduğunu düşünüyorum. Yıllardır bu yanlış kullanımı ne tabip odaları ve TTB, ne de Bakanlık “doğru”ya çevirmek adına gerçekçi bir girişimde bulunmamıştır. Şu anda da tam güne geçmenin en geçerli sebebi olarak da hastane poliklinik odalarının muayenehanelere koridor yapılması olduğu söylenmektedir.
Peki şimdiye kadar bu koridor neden açıktı? Açıkça şu söylenmek isteniyor mu? Şimdiye kadar suistimallere göz yumduk, artık yeter! Peki şimdiye kadar olan yanlışta suistimalleri yapan kadar suistimallere göz yumanlar da sorumlu değil mi? Geldiğimiz nokta sepetin bizzat kendisinin çürük olduğu durumda, içindeki çürük yumurtaları mı tartışmak olmalıydı?
Hekimler arasında tam gün yasası neredeyse tamamen ekonomik bir zeminde tartışılmaya devam ederken, şöyle etik bir soru sormanın da tam zamanıdır; Bir hekim başka bir hekimin kendisinden daha fazla kazanmasını ister mi? Elbette bu sadece hekimler arasında sorulması gereken bir soru değildir, her meslek olabilir. Bizler toplum olarak neden bir başkasının (özellikle “biz”den olanın) daha iyi olmasını veya daha fazla kazanmasını istemeyiz? Neden başkasından daha iyi olmayı, onun bizden daha kötü olmasını isteyerek gerçekleştirmeye çalışırız? Birbirimizi hep aşağı çekmek istememiz, “yukarı”yı bilmememizden mi kaynaklanıyor? Elbette sadece hekimler değil toplum olarak bu soruların cevabını açık yüreklilikle vererek, tartışmalarımızı konjonktürel değil, etik, hukuk, hak, eğitim gibi temel değerler üzerine oturtmalıyız. Bu temel değerler zemininde tartıştıktan sonra tam gün çalışmışız, yarım gün tartışmışız, günde 2 saat çalışmışız...
Hepsi teferruatta kalacaktır. |