Peşinen söyleyeyim ben tam gün çalışma yanlısıyım. Özellikle de üniversite için bu görüşüm gayet katı. Üniversite öğretim üyesinin bilgi üretmesi ve bilimsel süreçleri yönetmesi gerektiğine, asıl özelliğinin bu olduğuna inanırım.
Bilim yapmak ve eğitim vermek ancak tam gün çalışarak hatta tüm gün çalışarak olabilecek bir şeydir. Kendimizi kandırmayalım, sabah alelacele gelinip öğlen yemeğini bile dışarıda yemek üzere kurumdan gizlice gölgelere saklanarak ayrılan bir öğretim üyesine “bilim insanı” ya da “hoca” denir mi? Evet, istisnalar yok değil. Bu müstesna insanları tenzih ederim. Lakin benim aklım aynı anda iki ayrı kurumda ya da iki ayrı zihniyette (mantalitede) çalışılabileceğine ve bu işin de çok dürüstçe yapılabileceğine inanmıyor. Dürüstlükten ne kastediyorum açıklayayım:
Öncelikle şunu söylemeliyim ki ben –meşhur- “bıçak parası” meselesini dürüstlük perspektifinde almıyorum. Asıl sorun hekimin muayenehanesinde hastasından, bıçak parası dâhil, hangi adla olursa olsun para almasında değil. Asıl sorun muayenehaneciliğin ya da özel hastaneciliğin liberal, yarışmacı (rekabetçi) yanında. Asıl sorun hekimin muayenehanesine veya çalıştığı özel sağlık kurumuna hasta çekmek zorunda olmasında, bu noktada alternatiflerinden daha verimli olmak zorunda olmasında. İyi de bunda ne var, iyi hekimse hastası vardır diyebiliriz. Diyebiliriz de kendimizi kandıramayız. Ben onca yıllık tecrübemle iyi hekimi ayırt edemiyorum da vatandaş bu işi nasıl yapacak.
Hayır, hepimiz biliyoruz hasta özel muayene veya ameliyatı kurumda ya da dışarıda diğer hastalara karşı kendisine avantaj, öncelik sağlansın diye tercih ediyor. Daha önemlisi ancak bu önceliği sağlayabilecek olanlara gidiyor.
Bir devlet kurumuna sırtını dayamadan, o kurumu çıkar elde etmek için kullanmadan özel hasta bakma şansı yok. İşte sorun tam da bu noktada. Maalesef, özele hasta çekebilmek için devlet kurumları birçok açıdan zararına kullanılıyor. Bu zarardan geçtik, para veremeyen hastaya ikinci sınıf muamele edilmesini nasıl içimize sindireceğiz.
Tam gün olmalı.
Devlete ait hastanelerde herhangi bir gerekçe ile “özel” veya “genel” katkı payı alınmamalı ve hastalarımız arasında hele de paraya dayalı bir ayrımcılık asla olmamalıdır.
Devlete düşen, performans vb. ıvır zıvır dolambaçlı yolları bırakıp doktoruna insan gibi yaşayabileceği, iki çocuğunu okutabileceği ve emekliliğinde kimseye muhtaç olmayacağı bir standardı sağlamaktır.
Biz hekimlerin yapması gereken “gemisini kurtaran kaptandır” zihniyeti ile paçamızı kurtarmaya çalışmak yerine haklarımızı almak için örgütlü bir mücadeleye girmektir. Haklarımızı vermeyenlere karşı mücadele ederken de bize yapılan haksızlığın acısını vatandaştan çıkarmamaya özen göstermeliyiz.
Değerli meslektaşlarım, ben böyle düşünüyorum.
Sürçülisan etti isem affola,
Sevgi ve saygılar |