|
Mete GENERALOĞLU/ KONYA
Türkiye’de ilk kez Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen 1’inci Ulusal Üniversite Hastaneleri Başmüdürleri İstişare Toplantısı, çeşitli illerden üniversitelerini temsilen Konya’ya gelen Hastane Başmüdür ve Müdürlerinin katılımlıyla yapıldı.
Konya Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantının ilk gününde üniversite hastanelerinin mali, idari ve personel sorunları ayrıntılı şekilde masaya yatırıldı. Eyyüp Kalaycı Konferans Salonu’ndaki toplantıya Meram Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı, Başhekim Doç. Dr. Alper Yosunkaya, Başmüdür Dr. Mustafa Mete ile Abant İzzet Baysal, Afyon Kocatepe, Akdeniz, Celal Bayar, Erciyes, Fırat, Harran, İnönü, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa, Düzce, Selçuk Üniversitesi Meram, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Uludağ, Zonguldak Karaelmas, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakülteleri ile Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Başmüdür ve Müdürleri katıldı. Toplantı sonucunda tükm katılımcıların oy birliği ile ilgili makamlara gönderilmek üzere bir de sonuç bildirgesi yayınlandı.
4 kalite belgeli tek hastaneyiz
İlk söz alan Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başmüdürü Mustafa Mete, 1282 yatak kapasitesi bulunan hastanenin fiziki, idari ve mali yapılanmasına ilişkin katılımcılara bilgi verdi. Dr. Mete, “Hastanemiz 70 bin metrekarelik kapalı alan içinde 13 bloktan oluşmaktadır. Toplam 25 laboratuvar, 13 yoğun bakım ünitesi, 23 ameliyathane, 27 klinik ve poliklinikle hizmet vermektedir Ayrıca Türkiye’de 4 ayrı kalite belgesine sahip tek üniversite hastanesi olma özelliğini taşımaktadır.” dedi.
Mustafa Mete Sağlık sektöründeki teknolojik ilerlemelerin, değişen yönetmelikler ve hasta beklentilerinin sürekli değişmesinin, hastanelerin idari, mali, ve teknik konularından sorumlu olan hastane başmüdürlerinin ve müdürlerinin de kendilerini sürekli yenilemeleri, geliştirmeleri ve modern yönetim anlayışına sahip olmalarını gerektirdiğini ifade etti.
Mustafa Efe, “Teknolojideki hızlı değişmeler ve gelişmeler hasta bakımını da yakından etkilemektedir. Buna paralel olarak, özellik arz eden hastane yönetiminin de bu gelişmelere ayak uydurması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır” diye konuştu.
Başhekim Yosunkaya: Hazine payı yüzde 1 olmalı
Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Doç Dr. Alper Yosunkaya, eğitim görevinin yanında sağlık sisteminde tedavi edici sağlık hizmetleri içinde de bulunan üniversite hastanelerinin sağlık sisteminde son yıllarda görülen hızlı değişim ve dönüşüm sürecinde kendi üzerlerine düşen payı aldıklarını ifade etti. Sağlık sisteminde görülen değişimin aslında bütün dünya ülkelerinde olmakla beraber Türkiye’’de bu değişimin diğer ülkelere göre çok daha hızlı ve daha kontrolsüz olduğunu söyledi.
Bu değişim sürecinde üniversite hastanelerinin sahipsiz kaldığı için diğer sağlık kuruluşlarına göre oldukça fazla yara aldığını sözlerine ekleyen Yosunkaya, “Son zamanlarda yapılan tıp fakültelerine olan borçların ödenmesi ise biraz rahatlama getirecek olsa bile yaralarımızı sarmaya yeterli olmayacak gibi görünmektedir. 3- 4 yıldan bu yana üniversite hastanelerinde bir çok sebepten dolayı maliyetler artmış, enflasyon altında belirlenen bütçe uygulamaları ile de oldukça fazla gelir kayıpları görülmüştür.
Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Alper Yosunkaya ise özellikle son 3-4 yıl içinde üniversite hastanelerindeki maliyetlerin arttığını, enflasyon altında belirlenen bütçe uygulamaları ile de oldukça fazla gelir kaybına uğradıklarını söyledi. Doç. Dr. Yosunkaya, “Bu yıl nihayet yüzde 15’ten yüzde 5’e indirilen hazine payı olumlu olmakla birlikte yetersizdir. Bu indirim devlet hastanelerindeki gibi yüzde 1 olmalı ve yüzde 5’lik bilimsel araştırma payı ise gider kabul edilmeli.” diye konuştu.
Son yıllarda Avrupa Birliğine uyum çalışmaları nedeniyle bir çok kanunda köklü değişiklikler yapıldığını ifade eden Başhekim Doç. Dr. Yosunkaya. İdari, mali ve sosyal güvenlik mevzuatlarında yapılan değişikliklerin kendilerini birebir etkilediğini vurgulayarak “Sağlık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumunun çok sık değişen uygulamalarına sürekli olarak uyum sağlamak zorundayız. Bunun içinde hastane idaresinin dinamik bir yönetim göstermesi gerekmektedir. Bu bağlamda bir sağlık işletmesi olan üniversite hastanelerimizde, profesyonellerde sayı olarak oldukça yetersiz ve kadrolar da çok kısıtlıdır. Üniversitelerin bu konuya yeterince önem vermesi ve gerekli kadroların oluşturulmalı gerekmektedir” diye konuştu.
Konuşmasında paket fiyat uygulamaları, üniversite ve devlet hastaneleri personeli arasındaki döner sermaye tazminatları farkı ve personel sorunlarına da değinen Başhekim Doç. Dr. Alper Yosunkaya, “ Faturalamalar da BUT ve SUT uygulamaları, vaka başı ayaktan ödemeler, paket fiyat uygulamaları ve benzer uygulamalar sunduğumuz hizmetin fatura edilmesi sırasında bir çok problemi de beraberinde getirmektedir. Bu karmaşaya en kısa zamanda son verilmeli ve insan sağlığı için problem oluşturmaya başlayan paket uygulamalardan en kısa sürede vazgeçilmelidir” dedi
Üniversite hastaneleri ve devlet hastaneleri arasında personele örenen döner sermaye tazminatları arasında farklılıklar bulunduğunu söyleyen Yosunkaya, “Bu fark 657 sayılı kanuna tabi olarak çalışan pratisyen hekimlerde 5 kat, uzman hekimlerde 7 kat, hastane müdürü ve eczacılarda 2,5 kat, başhemşirede 2 kat ve diğer çalışanlarda 1,5 kata kadar çıkmaktadır. Bu durum ise sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere doğru bir personel kaçışına neden olmaktadır” diye konuştu.
Üniversite hastanelerinin sağlık personeli yetiştiren birer fabrika olduğunu belirten Başhekim Alper Yosunkaya, “Üniversite hastaneleri sağlık personeli yetiştiren birer fabrikadır. Bu fabrikanın iyi ürün ortaya çıkaramaması sağlık sistemimizi en az 15- 20 yıl etkileyecektir. Bu nedenle bu kurumların mali problemleri en kısa sürede halledilmelidir” dedi. Yosunkaya, “ Üniversite hastanelerinin birer eğitim kurumu olduğunu sözlerine ekleyerek, “Tabi ki eğitiminde mutlaka finanse edilmesi gerekmektedir. Sosyal güvenlik kuruluşlarının son zamanlarda devamlı dile getirdikleri ‘biz sizin verdiğiniz eğitimi finanse etmek zorunda değiliz’ söylemi gerçekten haklı gibi görünmektedir. Ancak hali hazırda böyle bir finansman olmadığı için bizler zor durumdayız. Değişen şartlara ve gelişen teknolojiye bağlı olarak hastanelerde bilgisayar mühendisi, avukat, elektrik, elektronik mühendisi, biyomedikal mühendisi, mimar, fizik mühendisi, sağlık idarecisi gibi bir çok yeni profesyonellere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle de mevzuatlarda değişiklik yapılarak ihtiyaç duyulan meslekler için kadroların tahsis edilmesi gerekmektedir” dedi.
Yosunkaya, üniversite hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı hastanelerinin personel kadroları açısından kıyaslandığında üniversite hastanelerinin çok fazla kadro eksiği ile hizmet vermeye çalıştıklarının görüleceğini ifade ederek, “Özellikle Sağlık Bakanlığı sözleşmeli statüde sağlık personeli alımı şeklinde personel ihtiyacını karşılama yoluna gitmiştir. Bu durum ise üniversite hastanelerinde yetişmiş personelin kaybına neden olmaktadır. Üniversite hastanelerine sözleşmeli statüde personel alma imkanı verilmemiştir. Oluşan personel açığı geçici şirket elemanlarıyla kapatılmaya çalışılmaktadır. Buda bizim hem maliyetimizi artırmakta hem de kaliteli sağlık hizmeti vermemizi engellemektedir”şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Özkağnıcı: YÖK, yok sayıyor
Açılış konuşmalarının son bölümünde söz alan Dekan Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı ise siyasi nedenlerle üniversite hastanelerinin sorunlarının unutulduğundan yakındı. Prof. Dr. Özkağnıcı, “Özellikle son 5-6 yıl içindeki siyasi uygulamalar nedeniyle adeta sahipsiz bırakıldık. Umarım geç kalınmış bu toplantı sorunlarımızın çözümüne katkı sağlar. Biz sıkıntılarımızın çözümü konusunda YÖK’ten de yardım bekliyoruz. Ama YÖK, üniversite hastanelerini yok sayıyor. Defalarca problemlerimizi bildirmemize rağmen bunları çözecek sistemli bir toplantı bile yapmadı.” dedi.
Tıp fakültelerinin iki farklı yönü bulunduğunu bunların birisinin eğitim ve sağlık hizmeti sunumu olduğunu ifade ederek son 5-6 yıl içerisinde tıp fakültelerinin tamamıyla sahipsiz bırakıldığını söyledi. Dekan Özkağnıcı, “Son 5- 6 yıl içerisinde tıp fakülteleri siyasi iradece tamamıyla sahipsiz bırakıldı. Aslında yaptığımız toplantının bu gün değil 5-6 yıl önce yapılması gerekiyordu. Açıkçası sadece başmüdürler değil, üniversite hastanesi başhekimleri tıp fakültesine sahip üniversite rektörleri dekanları tarafından böyle bir istişare toplantısının yapılması gerekiyordu. Biraz geç kalındı” dedi.
Sağlık eğitimi ile ilgili handikaptan söz etmek istediğini söyleyen Prof. Dr. Özkağnıcı, “Biliyorsunuz tıp fakültesi hastanelerinde asistan eğitimi ile birlikte tıp fakültesi öğrencisi eğitimi ve yan dal eğitimi var. Sağlık Bakanlığının yeni kadrolarıyla, yeni uygulamaya koyduğu sisteme baktığımız zaman, bize Tıpta Uzmanlık ve Yan dal Sınavı için gelen arkadaşlar maalesef mali sorunlar nedeniyle bizi tercih etmiyorlar. Bu tabi bize gelen asistan ve ileride öğretim üyesi olacak insan kalitesini etkiliyor. 2547’ye yönelik akademisyen eğitimi alması gereken insanlar, akademisyenliğin çok bir cazibesi kalmadığı için yine üniversite hastanesinde kalmayıp hepsi dışarıya gitmek zorunda kalıyorlar” dedi
Önümüzdeki yıl başından itibaren Tam Gün Yasası’nın uygulanmaya başlayacağını sözlerine ekleyen Özkağnıcı, tasarının genelde kabul edildiğini ancak şu anki haliyle gelecekte üniversite hastanelerinde sorun açacak gibi göründüğünü belirterek, “Çünkü yasa tasarısıyla öğretim üyeleri, asistan hekimler, hemşireler ve idare kadroya verilecek döner sermayeleri tıp fakültesi hastanelerinin mali durumları kaldıracak gibi gözükmüyor. Kanunla bir takım şeyler çıkarılmış ama bunun mali kaynaklarının nasıl sağlanacağı konusunda ne Sağlık Bakanlığı, ne YÖK tarafından maalesef her hangi bir çözüm önerisi getirilmiş değil” şeklinde konuştu.
Tıp fakültesi hastanelerinin 3. basamak sağlık hizmeti veren hastaneler olarak sınıflandırıldığını söyleyen Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı, “Sağlık uygulama tebliğlerine bakıldığında hep 3. basamak. Ama 3. basamak hizmet üretirken, 1. ve 2. basamaktaki fiyatlarla muhatap kılınıyoruz. Bu fiyat uygulamalarının bizim ürettiğimiz hizmeti karşılaması mümkün görünmüyor. Her sene gittikçe artan bir borç yüküne maruz kalıyoruz” dedi.
Sağlık Bakanlığı hastaneleri ile tıp fakültesi hastanesinde çalışan sağlık personeli arasında ücretlendirme farkı bulunduğu ancak bunun gerek basın, gerekse topluma yeterince anlatılamadığından yakınan Özkağnıcı, siyasi iradenin böyle bir hava oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Özkağnıcı, “Siyasi irade tarafından böyle bir hava oluşturuluyor. Sanki, ‘Biz bunlara veriyoruz, bunlar hala para istiyorlar’ gibi bir durum oluşturuluyor’ dedi. Özkağnıcı sözlerini YÖK’ün yaşanan sorunları görmezden geldiğini ifade ederek, “YÖK tıp fakülteleri hastanelerinin sorunlarına çözüm üretebilecek her hangi bir komisyon oluşturmadı,bir istişare toplantısı yapmadı, herhangi bir planlama yapmadı. Kısacası YÖK üniversite hastanelerini yok sayıyor” şeklinde konuştu.
KONUŞMALAR
Dinçer Hasan Gürsan (Düzce Ün. Tıp Fak. Araştırma Uygulama Hastanesi Başmüdürü
1982 yılına kadar Bütçe Uygulama Talimatlarında Sağlık Bakanlığı hastaneleri ile üniversite hastanelerinin fiyat ve ücretlendirmeleri ayrıydı. Yaklaşık bu ücretlendirmelerde de üniversite hastanelerinin ücretlendirmeleri devlet hastanelerine göre 2,5 kat kadar daha fazlaydı. Daha sonra bunlar eşit hale getirildi. Örneğin geçen seneye kadar olan hazine kesinti oranımız yüzde 15 idi. Bu yüzde 5’e düşürüldü. Halen devlet hastanelerinde yüzde 1 olarak uygulanıyor. Merkezi bütçeden eğitim sorumluluklarından kaynaklanan farklar bize ödenmiyor. Yani ek bir bütçe oluşturulmuyor.
Ayrıca döner sermaye sıkıntısından kaynaklanan problemlerimiz var. 657 sayılı yasa çerçevesinde çalışan personel arkadaşlarımıza biz istesek de, olsa da mevcut yasa gereği belli bir miktarın üzerinde ödeme yapamıyoruz. Sağlık Bakanlığında ortalama 2-3 kat arasında daha yüksek döner sermaye alınabiliyor ki buda bizden kaçmalara sebep oluyor. Üçüncü basamakta çok daha fazla yıpranan personele daha az döner sermaye katkı payı vermek durumunda kalıyoruz.
Kadro alamıyoruz. Finansman problemlerimiz her geçen gün daha ağırlaşıyor. Yapacağımız her işte mali analizlerini en ince ayrıntısına döküyoruz. Kaynaklarımız en etkin yşekilde kullanmanın yollarını arıyoruz ama herhalde biraz da Sosyal Güvenlik kurum nezdinde, Maliye Bakanlığı nezdinde aldığımız kamusal sorumlulukların, eğitim sorumluluklarının getirdiği farkın bize ödenmesi konusunda kanuni düzenlemeleri talep etmemiz lazım.
Sağlık Bakanlığı, kendi hastaneleri ile ilgi düzenlenmeler yaptıklarını, profesyonel yönetimler sağladıklarını belirterek, ‘üniversite hastaneleri alt yapılarını sistemlerini bize uyduramadıkları, işletme fonksiyonlarını yeterince yerine getiremedikleri için sıkıntı yaşıyorlar’ şeklinde açıklamalar yapıyor. Ben buna katılmıyorum. Bir tane hastane yapar, iki tane yapar, üç tane yapar. Türkiye’de bütün üniversite hastanelerinin birden hata yapması mümkün mü. Bir tek uzman siz misiniz.
2004 yılı Bütçe Uygulama Talimatları şuan uygulanmış olsa, bizim döner sermaye gelirlerimiz yüzde 40 daha fazla olacak. 2008 yılındayız. bugün baktığımızda bizim gelirlerimiz yüzde 40 azalmış olduğu gibi birde bunun üzerine enflasyon ve diğer etkenlerden kaynaklanan bir çok ek yükü de almış durumdayız. Artık bu konuları bireysel değil kitlesel olarak konuşmamızın zamanı geldi geçiyor diye düşünüyorum. Aksi halde üniversite hastanelerimiz her geçen gün elimizden kayacak durumda.
Gülşen Yüce
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi Başmüdürü
Mali konular hepimizin elini kolunu bağlıyor. Diğer hastanedeki arkadaşlarımızı aradığımızda artık ödemelerinizi en son kaçıncı aydan itibaren yapabiliyorsunuz, kesintiniz yüzde kaç gibi konuların dışında bir şey konuşamaz duruma geldik.
Bizler yönetici olarak planlı programlı olmaz zorundayız. Önceden her türlü planlamamızı yapmak durumundayız. Ancak hiçbir plan program yapamadığımız gibi, günü kurtarmaya çabalıyoruz. Çünkü kaynaklarımız çok kısıtlı. Bu kaynaklarımızı en verimli şekilde değerlendirebilmek için en başta personelimize yatırım yapmamız gerekli. Onların eğitimini sağlamamız yine finansal durumumuzla ilgili.
Bizim personelimizin yaklaşık dörtte üçü ya geçici 4/B’li kadroyla çalışıyor. Kadrolu olarak çok az personelimiz var. Sağlık Bakanlığının açtığı her sınav sonrası bu dört üçün büyük bir kısmı değişime uğruyor. Onlar gidiyor biz yenilerini alıyoruz. Yeni gelenleri oryantasyona tabi tutuyoruz. Özellikle bunu hemşire arkadaşlarımızla bu durumu yaşıyoruz. Onlara yeniden birimlerine göre eğitim veriyoruz ve bir ay gibi kısa bir süre sonra bu insanlar bizden ayrılıyor. Bana göre yeni çıkan yasada 4/B’ye göre çalıştırma esaslarının yeniden gözden geçirilmesinde bizler için büyük yarar olacağını düşünüyorum. Bir devlet memuru nasıl görevinden ayrıldıktan sonra 6 ay süreyle yeniden işe başlayamıyorsa, en azından 4/B’liler içinde böyle bir kural getirilir, yasayla bu desteklenirse .bunun bile bizi rahatlatacağını düşünüyorum.
Yeni çıkacak yasada 58. maddeyle ilgili olarak, personelimizi tutabileceğimiz, döner sermaye tavanlarının iki katına, üç katına çıkarılacağı gibi hususlar var. Ancak bunların hepsi döner sermayeye yüklendiği için hiç birimizin altından kalkabileceğini sanmıyorum. Bizler personelimize her türlü katkıyı vermek isteyeceğiz ama elimizdeki imkanlar buna şans tanımayacak. Bizi de çok daha zor durumda bırakacak. Oysa hepimizin özel bütçelerimiz var. Bu özel bütçeden personel giderleri dışında harcama yapabildiğimiz tek şey giyim yardımı. Bu özel bütçelerin geliştirilmesi bizleri en azından asgari de rahatlatacaktır diye düşünüyorum. Bu bütçelere konulacak ödenekler normal gündelik masraflarımız karşılıyor olursa, biz döner sermayeden planlı programlı olarak vereceğimiz sağlık hizmeti için gerekli harcamalarımızı yapabiliriz diye düşünüyorum.
Dr. Bilal Ak
Hacettepe Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksek Okulu emekli öğretim üyesi
Üniversite hastanelerinin işletilmesinde sorunlar var. Bu sorunların üniversite hastanelerinin kendi başlarına çözme imkanları yok. Üniversitelerin, araştırma ve uygulama hastanelerinin ne mali sorunu, ne bütçe soru nu nede diğer sorunlarının olmaması gerekli. Niçin olmaması gerekli? Bu hastaneler ikinci basamak sağlık kuruluşlarında tedavileri yapılamayan ve üniversite hastanelerine sevk edilen hastaların tedavileri ile ilgileniyorlar. Bunun yanında tıbbi araştırmaların yapılabilmesi üzerinde çalışan hastaneler. Entelektüel bir gurubun, uzman bir gurubun çalıştığı bir hizmet işletmeleri. Dolayısıyla bunların her türlü üretim ihtiyaçlarının, personel, finansman, sarf malzemeleri, bina ve bilgi ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanması gerekli. Bu gün ki yapılan uygulamada maalesef üniversitelere ayrılan bu konuda ki bütçeler oldukça yetersiz. Hem öğretim üyelerinin kadrolarında hem ücretlerinde büyük eksiklikler var. Üniversiteler personel açısından kan kaybediyor. Yeni kadrolar verilmediği için de gelişme sağlanamıyor.
Sağlık Bakanlığına bağlı 52’ye yakın eğitim araştırma hastaneleri var. Bu hastanelerde çalışan Klinik şefleri, şef yardımcıları, başasistanlar ve diğer doktorlar döner sermaye kanalıyla ayrı bir statüye tabi çok yüksek maaşlar alıyorlar. Öyle olunca üniversitede araştırma görevlisi olacak asistanlar üniversiteyi tercih yerine Sağlık Bakanlığını tercih ediyorlar. Dolayısıyla çok hevesli, yetenekli, öğretim üyesi olarak yetiştirilmek istenen kaynak bu şekilde azaltılıyor, engelleniyor, kurutulmaya çalışılıyor. Bu açıdan baktığımızda eksik kadroyla çalışan bir hastane, kıt bir bütçe ile çalışan bir hastaneden siz etkili, verimli, kaliteli, ekonomik, ulaşılabilir ve satın alınabilir bir hizmeti bekleyemezsiniz. Bu çok büyük bir sorun.
Peki çözüm ne olacak? Çözüm hukuki düzenlemelere bağlı. Siz üniversite hastanelerinin, üniversite devlet hastanelerinin bütçelerini fazlalaştıracaksınız. Öğretim üyelerinin parayla ilişkisi olmayacak şekilde ücretlerini yükselteceksiniz ve kaliteli uzman sağlık personelinin istihdamına uygun ücret ve kadro imkanlarını da sağlayacaksınız. Bu sorunları sağlamadığınız sürece sorunları da ortadan kaldırmanız mümkün değil. Üniversite hastanelerine sanki bir ceza kesilir gibi bir uygulamayı algılamak bile istemiyoruz. Üniversitelerimizin sayıları fazlalaştırılmalı ama bunları az bir bütçe açmanın da hiçbir yararı olmayacağı kanaatindeyim. Kaynakların tam verilmediği sürece verim alınabilmesi mümkün değil.
Türkiye’nin gelişmesi bilimsel çalışmalarda,Bilimsel çalışmaların kaynağı da üniversiteler ve onların araştırma merkezleri. Tıp fakültelerinin de araştırma merkezleri hastaneler. BU hastanelerde mali kaynaklar kıtsa, hastaya zamanında bir malzemeyi tedarik edemezseniz, hastaya zamanında acil bir kanı veremezseniz o hakta eks olur. İnsan hayatına maliyet biçmek mümkün değil. Siz başka bir işletmede bir malı veya hizmeti üretirken aksaklığınız olursa onu zarara yazarsınız veya sonradan telafi etmeye çalışabilirsiniz. Ama bu tür eksikliklerle eks olan bir hastayı geri getirmek mümkün değildir. Bunun maddi ve manevi sorumluluğundan kurtulmak da mümkün değil. Bu açıdan en kısa zamanda, başta YÖK, YÖK bu konuda dirayetli olacak. Hastaneler Sağlık bakanlığına bağlı değil, üniversite hastaneleri bunlar, YÖK’e bağlı. Dolayısıyla bir işletmede siz amacınızı koyarsınız, o amaca ulaştıracak organizasyonu kurarsınız, o organizasyonda gerekli pozisyonu oluşturursunuz, o pozisyonda yapılacak işlerin tanımlarını yaparsınız, o iş tanımını yerine getirecek personelin de niteliklerini belirlersiniz, onu da karar ve liyakat sistemine uygun olarak seçersiniz. YÖK’ün bunları sağlayacak düzenlemeleri yapması lazım.
Osmanlı sağlık sistemini incelerseniz ki Sağlık Bakanlığı adına Osmanlı’nın kuruluşunun 700. yıl dönümü nedeniyle düzenlediğim bir sempozyum vardı. Oradaki sunumları kitap haline getirdim. Orada Osmanlı döneminde sağlık hizmetlerinde görev alan kişilerin görevleri, yetkileri, sorumlulukları, aldıkları ücretler var. Bir örnek vereyim. Müdür-i Hastane, yani hastane müdürü bin 200 akçe aylık, 8 kişilik erzak,1 yem-i ita yani binek aracı olarak at, o atın yemi veriliyor. 8 kişilik erzak veriliyor. Bir kişilik erzağın da dökümü var. Kaç kilogram tereyağı, kaç kilogram et, kaç kilogram pirinç, bulgur vesaire, ne kadar odun, kaç adet rugan-ı sade yani rugan ayakkabı vesaire. Bunun sekizle çarpıyor ve ilgiliye veriliyor. Tabi bu maaştan hariç. Yada diyor ki bir başhekimin özelliği neler olacak? Konusunda fenni ve ilmi bilgiye sahip olacak diyor. Tecrübeli olacak, evli olacak ve dahi çocuklu olacak diyor. Tırnağını düzenli kesip saçını kurallara uygun tıraş edecek diyor. Giyimi ve yürüyüşü düzgün, arkadaşları seçkin olacak diyor. Bu kadar nitelikleri sıralıyor. Dolayısıyla bu niteliklere uymayan kişiyi göreve almıyor.
Müdür-i Hastane,biliyorsunuz Osmanlı’da Enderun denilen dünya ilk yönetim okulu var. Müdür-i Hastane o okuldan mezun olacak diyor. Diyor ki Müdür-i Hastane, hastanenin tıbbi işler dışında kalan işlerden sorumludur diyor. Başhekim, fenni işlerin dışındaki işlere kesinlikle karışmaya diyor.
Bu konudaki hastanelerin vakfiyelerine bakarsak, daha büyük Selçuklular zamanında Bağdat Hastanesinde, hastane yönetimi konusunda örnekler verilmiş. Kayıtlarda hastane başmüdürü olarak büyük Türk hekimi Mehmet Razi geçiyor. Nedir bu ta bin 100’lü yıllardır. Osmanlı zamanında Tımarhane Ağası, Bimarhane Ağası, Müdür-i Hastane unvanlarıyla karşımıza çıkıyor.
Cumhuriyet zamanına geldik, 2008’e geldik hala hastane yöneticiliği konusunda bilimsel, profesyonel hastane yöneticilerine hastaneleri teslim etmek yerine, hayatında, öğretiminde yöneticiliğin Y’sini okumamış hekim arkadaşlarımızı görevlendiriyoruz ve onlara yazık ediyoruz.
Günümüzde hekime her türlü desteği sağlayacak destek hizmetleri vermek zorundayız. O salık üreticisidir, sağlık üretme mühendisidir, onun modern işletme ilkelerine, yönetim kurallarına uygun olarak etkili verimli kaliteli çalışmasını sağlayacak imkanları oluşturmak zorundayız.
Hekim sayımız az diye bas bas bağırıyoruz. Bakın devlet hastanelerine gelir tahakkuk, giden tahakkuk memuru doktor, başhekim, başhekim yardımcıları doktor, satın alma komisyonları doktor. Hekimi kendi sahasında kullanmak zorundayız. Bu gün yönetsel durumdaki hekimlerimizi asıl işlerine, hekimlik işlerine yönlendirdiğimiz zaman tasarruf sağlanacaktır. Avrupa Birliğinde 280 kişiye bir doktor düşüyor. Bizde bu sayı 580 civarlarında. Avrupa Birliğinin seviyesine gelmek için bizim daha yaklaşık 250 bin hekimimizin olması lazım. Geçen yıl hekim sayımız 103 bin idi. Şimdi bu sayı 122 bin civarına yükseldi. Dolayısıyla bizim bir o kadar daha hekime ihtiyacımız var. Hekimin optimum kullanılması lazım. Uzmanlaşma ve iş bölümü de artık günümüzde çok önemli. Tıpta dahili harici 20’ye yakın uzmanlaşma varken, hastane yöneticiliğinde uzmanlığa, profesyonelliğe karşı durmanın da bir anlamı yok. Hekimlerin en çok bunu desteklemesi lazım. Ama maalesef Türkiye’de bu konuda geriye gidiyoruz.
Şanda Yataklı Tedavi Kurumları İşleme Yönetmeliğinde değişiklik yapıldı, hastane müdürü olabilmenin şartlarını bile ortadan kaldırdılar. Bırakın insanlar konularıyla ilgili yüksek lisans eğitimi yapsın. Bu gün üniversitelerde 8-9 tane lisans seviyesinde hastane yöneticiliği konusunda program var. Yine 10’u aşkın ki buna askeriye de dahil mastır ve doktora yapan program var. Dolayısıyla bizim artık lise mezununu, şunu bunu alıp bu görevlerde istihdam etmek yerine bu görevler için yetiştirilmiş kişileri istihdam etmemiz lazım.
Bu konuda Türkiye’deki uygulama bizim eğitimi sistemimizin çok çok altındadır. BU eğitimi almış kişiler 200’e yakın ve boş gezmektedirler. Bu kişiler istihdam edildiğinde yönetsel sorunlar büyük oranda ortadan kalkacaktır.
İsmail Yılmaz Abant
İzzet Baysal Üniversitesi tıp Fakültesi Hastanesi Başmüdürü
Bir krizden bahsediyoruz. Bu sıkıntıların bize yansıması döner sermayeye yüklenmekle olacaktır. 4/B’ler bu ülkenin kanayan bir yarasıdır. 4/B yarım yamalak insanın varla yok arası bir şey. 4/B ne işçimi SSK’ya tabi şartlarına bağlı, memur mu 657’ye tabi bağlı şarlarına bağlı. Döner sermayeden çalıştıracaksın. Bütün özlük şartlarını döner sermayeden karşılayacaksın.
4/B’ler devlet hastanesinde döner sermaye alıyor. Şuanda da Sağlık Emekçileri Sendikası SES’de mahkemeye verdi ve emin olun kazanacak ve hepimizin 4/B’ler başladığı günden itibaren faiziyle birlikte ödemeye mecburuz.
Ben diyorum ki devlete, ben bir hastane yaptım. Sağolsun İzzet Baysal bütün emeğini vermiş ve bir hastane yapılmış. Hemşire verin, vermiyor. Yataklı Kurumlar Tedavi Kurumlar Tedavi Yönetmeliğine göre çalıştırmam gereken norm kadro esasına göre 400 tane hemşirem olması gerekiyor. Devlet memuru kadrosunda çalıştırdığım mevcut hemşirem 80. Sağlık Bakanlığı’ndaki bu oran yüzde 95 oranlarında. Ama bendeki oran yüzde 25 civarında. Ben diyorum ki bana kadro ver, vermem. Olmadı 4/B’den ver, onu da vermem. Peki ben ne yapacağım. Bu hastaneyi nasıl geliştireceğim. Bu kurumu nasıl ayakta tutacağım. Ben araştırma uygulama hastanesiyim. Hemşirem olmadığı için, röntgen teknisyenim olmadığı için ünite açamaz duruma geleceğim. Kadro istiyorum. Müdür yardımcısı kadrosu. İdari bir hizmet yürüteceğim. Maliye Bakanlığı kadro vermiyor. Devlet memuru ver. Cevap gene hayır vermiyorum.
Bir diğer konu Biyomedikal. Şu anda hastanelerimizde bizim tıbbi cihazlarımızın tamiri, kalibrasyonu ve bakımı konusunda çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Firmalar bize teklifler veriyor. Dudak uçuklatan teklifler. Veriyorlar. Diyorlar ki yıllık 4 trilyon, 5 trilyon. Ve ben biyomedikal mühendisi almak istediğimde karşıma bir şey çıkıyor. Soruyoruz diyoruz ki kaç para istersin. Cevap gayet doğal, adam bu işin eğitimini almış. Diyor ki 3 bin YTL isterim. Benim 3 bin YTL verecek hiçbir kalemim yok ki. Hangi üniversitenin var. Bize yol gösterebilecek. Şöyle şöyle bir kalem var diyebilecek var mı?
Bütün bunlar mevzuatların bizlere yüklediği sıkıntılar. Kadro olmadığı için eksik elemanla çalışıyoruz,kesintilerimiz devlet hastanelerine göre daha yüksek, personel açığımızı kapatmak için istihdam yapamıyoruz. Mevcut elemanlarda devlet hastaneleri ve üniversite hastaneleri personeli arasında ücretlendirme, döner sermaye vs. yaratılan farklılık nedeniyle ayrılıp gidiyor. Tüm bun sorunların gerekli düzenlemeler yapılarak acil çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Sonuç Bildirgesi
Konya Selçuk Üniversitesi Meram Tıp fakültesi Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen 1. Ulusal Üniversite Hastaneleri Başmüdürleri İstişare Toplantısı sonucunda birde sonuç bildirgesi yayınlandı. Sonuç bildirgesinde toplantıya katılanların oy birliği ile gerekli makamlara şu konuların iletilmesine karar verildi.
Hastane Döner Sermaye İşletmelerinden alınan hazine payının yüzde 1’e indirilmesi. Üniversite araştırma fonuna ödenen ve aktarılan yüzde 5’lik kısmında muhasebece gider kaydedilebilmesi.
Tedavi hizmetleri fiyat tarifesinin Sağlık Bakanlığı Hastanelerinden daha farklı olarak belirlenmesi.
4/B kapsamında alınan personellerin özlük haklarının tamamen hastane özel bütçesinden karşılanmasının sağlanması. Sağlık Bakanlığında olduğu gibi Döner Sermaye tazminatından faydalandırılması ve nöbet ücretlerinin ödenmesi.
Maliye Bakanlığı tarafından üniversite hastanelerine gönderilen özel bütçe miktarının artırılması.
Tüm üniversite hastaneleri için idari birimlerin hepsini kapsayacak uniform Üniversite Hastaneleri Yönetmeliğinin yeniden tanzim edilmesi.
Tüm üniversite hastanelerinin yatak sayılarına göre standart personel kadrolarının belirlenmesi ve Maliye Bakanlığınca verilmesi.
Üniversite hastaneleri personellerinin döner sermayeden almış oldukları tazminat oranlarının Sağlık Bakanlığındaki personellerin almış oldukları katkı oranlarına çıkartılması için gereğinin yapılması (839 sayılı kanun ile 2547 sayılı kanunun 58. maddesinin tekleştirilmesi ve bunların Maliye Bakanlığınca çıkartılmış olan 18 sayılı tebliğin yeniden gözden geçirilmesi).
|