Günümüzde en çok tartışılan konulardan biri de, tıp fakültesi sayısının ve öğrenci mevcudunun artırılması meselesidir. Elbette ülkemizin ihtiyaçları bu konuyu daha hassas hale getirmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın ifadesiyle hekim açığı mevcut; Tabipler Birliğine göre de hekim dağılımı yanlıştır. Her iki görüşünde haklı yanları vardır. Yeter ki konuya yaklaşımımız çözmeye yönelik olsun.
Şimdi farz edelim tıp fakültesi sayısını artırmakla işe başladık. Peki, temel bilimlerde öğretim elemanı konusunu nasıl halledeceğiz? Uzmanlık yapmış veya doktorasını tamamlamış elemanlar hemen bulunabilecek mi? Bir yandan temel bilim konusu hekimler nezdinde ikinci sıraya itilir ve de horlanırken, en temel ihtiyaç olan temel bilimlere asistan bulmayı nasıl sağlayacağız? Ya da hasbelkader temel bilimlerden bir dal seçen asistanı, o anabilim dalında tutabilecek miyiz? Mevcut öğretim elemanını motive etmekte nasıl bir yol izlememiz gerekecek? Görüldüğü üzere çok sorulu ve bir o kadar da çözümü zor görünen bir konu! Peki, bu anlamda öğretim üyesi bulmakta zorlanırken ve hekimler de özel sektöre meyleder hale gelirken, yarın açılması planlanan tıp fakültelerini hangi kadroyla ve nasıl verimli çalıştıracağız?
Öğrenci mevcudunun artırılması konusu da bir o kadar zor görülüyor. Şöyle ki, fiziki mekân ve laboratuvar imkânları çok mühim. Kadavra, mikroskop gibi eğitim araçları, hekimlik temelinin olmazsa olmazları! Kadavra konusu nasıl çözülecek? Türkiye’de “kadavra sorunu” tıp fakültelerinin en önemli problemlerinden biri. Kadavra eğitimi almadan mezun veren fakültelerimiz var. Bu da hekimin yetişmesinde eksikliklere neden olmaktadır. Bu arada Ulusal Anatomi ve Klinik Anatomi Derneğinin kadavra temini için yaptığı hummalı çalışmaları takdir ediyor ve bu köşeden onları kutluyorum.
Kendi dönemlerimizde, temel bilimlerde mevcut hocalarımızın, sahasında söz sahibi olduklarını, fakültelerini başarılı ve hep önde bitirdiklerini kolayca hatırlıyoruz. Elbette bu hocalarımızın verdiği dersler de bizlere ayrı bir motivasyon katmaktaydı. Ama günümüz şartlarında, yetersiz altyapılar, temel bilimleri seçen öğretim üyelerine bakış ve bu dalları seçecek hekimlerde oluşan isteksizlik, topyekûn camiada olumsuzluk yapmakta ve bu da yetişecek hekimlere yansımaktadır. Günümüzün moda tabiriyle “mahalle baskısı” her temel bilimcinin karşılaştığı bir sorun olarak durmaktadır. Önce ailesi baskı yapar: “Evladım, biz seni hasta muayene edesin diye bu kadar sene bekledik, kahır çektik, sen bizi mahcup ettin!” Sonra, çalıştığı kurumun baskısı gün yüzüne çıkar: “Sen hastane döner sermayesine ne kadar katkıda bulunuyorsun?” Aslında bu baskılar hiç bitmez. Bir otobüs yolculuğunda veya halkın arasında bulunduğunuz bir esnada size hastalığını soran çok insanla her karşılaşmanız, sizi hastanın teşhis ve tedavisiyle özdeşleştiren bir yaklaşımın baskısıyla, yani bilim adamı olmak gayretlerinizi küçümseyen tablo ile sonuçlanır.
Yaşadığım bir örneği sizinle paylaşmak isterim. Hasta ziyaretine gelmiş, yüzü bürüklü yaşlı bir teyzenin olduğu aynı ortamda, örtüsünü elleriyle sıkıca ağzını kapatmış şekilde tutan teyze, annem beni doktor diye tanıtınca, boğazında bir rahatsızlık olduğunu anlatarak örtüsünü yavaşça gevşetip, boğazına doğru indirmeye başladı. Ben de sonunu kestirircesine “Teyzecim, ben “ölü doktoruyum” diyerek tepkisini görmek istedim. Teyze de, doğuya has şivesiyle; “Vişş sen ölü dohtorisen!” deyip tekrar eski haline döndü.
Tablo bu olumsuzlukları içerirken, bir de sorunlara yenilerini eklemek nasıl bir çözüm olacak? Kanaatimce, ilgili tüm bilim dallarının temsil edildiği bir platformda, konu enine boyuna tartışılarak çözüm üretilebilir. Yeter ki, çözüm konusunda katılımcılar ısrarlı olsunlar. |