Hacettepe Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (HÜKSAM)’nin Türk Tabipleri Birliği-Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu ile birlikte düzenlediği, ana teması “Kadına Yönelik Şiddet” olan I. Kadın Sağlığı Kongresi 20–22 Mart’ta ve Uluslararası Geriatri Kongresi de 5 Nisan 2008 tarihinde Antalya’da- IAGG (International Association of Gerontology and Geriatrics) ve INIA (International Institute on Ageing) katkılarıyla gerçekleştirildi.
Her iki etkinliğin çağrıştırdığı kavramlar biyoetik literatüründe örselenebilir/etkilenebilir gruplar olarak sözü edilen ve haklarının, onurunun, gönencinin merkeze konması konusunda her türlü önlemin alınması istenen başvuran/hasta grupları oldu.
İster tanı - tedavi uygulaması, isterse araştırma olsun, kadınların ve yaşlıların, özellikle de “yaşlı kadınların” tıp uygulaması içerisinde özel olarak değerlendirilmeye, özen gösterilmeye ve korunmaya gereksinimleri olduğu açıktır.
Kadınların sağlık hizmetlerinden tam, eşit ve en yüksek standartlarda faydalanmalarını sağlamak, kadının insan haklarının tam olarak sağlanmasının temel koşullarından biridir. Kadın sağlığı duygusal, sosyal ve fiziksel iyiliği içermekte ve biyolojik olduğu kadar, hayatın sosyal, politik ve ekonomik boyutu tarafından da belirlenmektedir. İnsan hakları açısından bakıldığında sağlık konusunda kadınların dezavantajlı olduğu durumlar hak ihlali olarak düşünülmektedir.
Kadın sağlığı, aile ve toplumdan kaynaklanan psiko-sosyal faktörler, kadının bireysel sağlık durumu, doğurganlık davranışı, sağlık hizmetlerinin durumu gibi pek çok faktörden etkilenmektedir. Bu nedenle kadın sağlığının yalnızca üreme sağlığı ve aile planlaması olarak ele alınmaması gerekmektedir.
Kadınların sağlık sorunları ve hastalık riskleri kadın ve sağlık alanında ele alınması gereken konuların başında gelmektedir. Kadınların beklenen yaşam umudu erkeklere kıyasla daha fazladır; ancak hemen hemen tüm toplumlarda kadınların erkeklere göre daha fazla hastalık ve stres yaşadıkları bildirilmektedir. Kadınların daha uzun yaşamaları, onların daha yüksek hastalık oranlarının da bir nedenidir. İkincisi, kadınlar ve erkeklerin üreme ile ilgili hastalık yükleri incelendiğinde, kadınların üreme sağlığı sorunlarını erkeklerden çok daha fazla yaşadıkları ve bu duyarlılığın üreme çağında (15–49 yaş arası) daha da arttığı görülmektedir. Ayrıca yaşam süresinin uzun olmasına bağlı olarak menopoz dönemi hastalıkları, kadınların yaşamında önemli bir yer tutmaktadır. Tüm bunlara tütün kullanımının kadınlar üzerindeki etkileri, obezitenin ve kadın kanserlerinin etkisi ve ruh sağlığı sorunları da eklendiğinde kadınların yüz yüze kaldığı sağlık sorunlarının büyüklüğü ortaya çıkmaktadır.
Toplumda şiddete maruz kalanların büyük ölçüde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar olduğu göz önüne alındığında, şiddetin neden olduğu fiziksel ve psikolojik sağlık sorunları, bu grupları olumsuz etkileyen konuları oluşturmaktadır. Ülkemizde çocuk ihmali ve istismarını önleme konusunda disiplinlerarası ve strandardize edilmiş uygulamaların yaygınlaştırıldığı günümüzde benzer modellerin kadın istismarı ve kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet ve yaşlı istismarı konusunda da geliştirilmesine, sağlık bakım hizmetlerinin uygulanmasında standardize edilmesine gereksinim vardır. I. Kadın Sağlığı Kongresi, kadına dönük olarak bu gereksinimi yüksek sesle dillendirmemizi sağlamıştır. Bu bağlamda, “Kadına yönelik şiddet açısından sağlık çalışanlarının eğitimi”, “Şiddete uğrayan kadınlara sağlık hizmeti sunumunun örgütlenmesi”, “Şiddete uğrayan kadınlar için koruyucu hekimlik, tanı ve tedavi yaklaşımları”, “Şiddete uğrayan kadınlar için sektörler arası işbirliği nasıl olmalı” başlıklı dört atölye çalışması gerçekleştirilmiştir.
Toplumsal cinsiyet bağlamında dünyada ve Türkiye’de kadınların her açıdan derin eşitsizlikler yaşadığı ve bu eşitsizliklerin şiddeti beslediği vurgulanmış, şiddetin yol açtığı sağlık sorunlarının neler olduğunu ve mevcut sağlık sisteminde kadına yönelik şiddetin ele alınış biçimi masaya yatırılmıştır.
Kadına yönelik aile içi şiddetle mücadele ulusal eylem planının altı hedefinden biri, “Aile içinde şiddet gören kadına ve şiddet failine yönelik tedavi ve iyileştirme hizmetlerini düzenlemek ve uygulanmasını sağlamak” olarak belirlenmiştir. Buna göre, kadına yönelik aile içi şiddet, gerek şiddet mağduru olarak kadınları gerekse şiddetin faillerini etkileyen ve tedavi ve rehabilite edici geniş çaplı sağlık hizmetlerini gerektiren bir halk sağlığı sorunu olarak tanımlanmakta; bu sorunun çözümü için yapılması gereken aktiviteler ve sorumlu kuruluşlar belirlenmektedir.
Eş zamanlı olarak toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmek, toplumsal cinsiyet eşitliğini ana plan ve programlara yerleştirmek, bu konuya yoğunlaşmış politika ve uygulamaların varlığına bağlıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik bu politikalar, Türkiye’de kadın-erkek eşitliği alanında gerçekleştirilen yasal, idari ve kurumsal düzenlemelerin sistematik bir dökümünü yapmada ve toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi ile bilgi oluşturma sürecine katkıda bulunmada kullanılmaktadır.
Geriatri Derneği tarafından düzenlenen “Uluslararası Geriatri Kongresi” ise yaşlılık ve yaşlıyı etkileyen her türlü durumun tartışıldığı bir etkinlik oldu. Kuşkusuz yaşlılık ve yaşlılar konusunda farklı toplumlarda, tarihsel ve sosyo-kültürel yapılarına bağlı olarak farklı görüş ve uygulamaların olması kaçınılmazdır. Ancak gözlemler ve yapılan çalışmalar göstermektedir ki; genel olarak kız ve bazen de erkek evlatlar, bugün de yaşlı yakınlarına bakmaktadırlar, ancak bu gençlerin büyüklerine bakabilme kapasiteleri, yaşam tarzlarındaki farklılaşma nedeniyle değişmiştir. Geleneksel bakıcı olarak kadın artık çalışma yaşamına katılmakta, dolayısıyla bu geleneksel rolü eskisi gibi yerine getirememektedir. Bu açığın kapatılması için kamunun giderek artan müdahalelerde bulunması gerekmektedir.
Müdahaleler kapsamında, sosyal hizmetler, yaşlılara yönelik hastaneler, bakımevleri ve çeşitli sosyal tesislerin yapımı da olmalıdır. Ancak çözülmeye başlayan aile yapısının ve bağlantılarının, yani yardım etmenin temeli olan akraba ilişkilerinin yerini dolduracak üçüncü kişilerin, kendileri için yabancı olan bir insana yardım etmelerini sağlayacak yeni yollar nasıl bulunacaktır?
Yaşlı insanlar bu bakımın talep edebilecekleri bir haktan çok, her zaman esirgenecek ya da yetersiz kalabilecek bir merhamet olmasından korkarlar. Ya da kendileri ile ilgilenilmesinin önkoşulları olarak kendi verebileceklerini ortaya koyabilirler. Böylesine kırılgan olan bu ilişki, hepimizin yaşamda üç kuşak evresini geçirdiğimiz, geçireceğimiz hatırlansa daha sağlam olurdu: Herkes yoluna yardıma muhtaç bir çocuk olarak başlar, sonra yaşamın doğal işleriyle ilgilenir, en sonunda ise yine bunlarla vedalaşarak gücünü kaybeder, tekrar yardıma muhtaç olur. Böylece sosyal etik bir talebi dile getirmek mümkün olur: Herkes, çocukken fiziksel zaaflarını nasıl kötüye kullandırtmak istememiş ise, yetişkin olarak da yaşlıların zaaflarını aynı doğallıkla kötüye kullanmamalıdır. İnsanın yaşamının başında ve sonunda yardıma muhtaç olması, şöyle bir sosyal etik öneriyi de haklı kılar: Yaşamımızın başlangıcında bize gösterilen yardımı, yaşlılara gösterdiğimiz yardım ile telafi etmeliyiz. |