Geçen hafta sonu TTB’nin büyük kongresi Ankara’da yapıldı. Kongrelere, genel kurullara ve dahi bir çok TTB toplantısına katılmış bir meslektaşınız olarak, her ne kadar katılımcıların demografik yapısında pek değişme gözlemlemesem de, kongrelerin genel tarzı ile ilgili size, yani kongrelere katılmak isteyenlere bir klavuz yazmak artık boynumun borcu olmuştur! Bu borcu ödemek için buyrun Yeni Başlayanlar İçin TTB Kongresi Klavuzu’na:
Eğer salona girdiğinizde genç hekimlerin oranı, orta ve ileri yaşlı ağabeylerimizin oranının yüzde 5’ini geçmiyorsa muhtemeldir ki siz bir TTB Kongresine ayak basmaktasınız.
Boş bulduğunuz bir koltuğa -ki boş koltuk bulmak hiç de zor değildir- oturdunuz ve konuşmalara kulak kabarttınız. Eğer emperyalizm, Soros, asimilasyon, Kürt sorunu, neoliberal politikalar, darbe, 12 Eylül, 27 Mart, 1 Mayıs, tezkere, Kızıl elma, yeşil sermaye, turuncu devrim, mavi boncuk(!)... gibi kelimelerin arasında ara sıra da sağlık ve hekim kelimelerini duyuyorsanız “TTB Kongresine Hoş geldiniz!”
Aynı konuşmada bir dakika içinde hem antiemperyalizmden hem de gastrointestinal endoskopinin kimler tarafından verilmesi gerektiğini bir yerde duyuyorsanız,
Yine “Konuşmamın son kısmında bir iki cümleyle de hekimlerin sorunları ve sağlık ortamından bahsetmek istiyorum” diye bir cümle söylenmişse,
3-4 kez aynı konuşmaları dinlemiş ve kendinizi bir fanus içinde, hekimlik ortamından uzaklaşmış hissediyorsanız, bir eğitim toplantısında veya bir bilimsel kongrede değilsinizdir, Bilin ki TTB Kongresindesiniz.
Programa bakmadan kimlerin konuşacağını, kimin neler konuşacağını, kime kimin ne tür cümlelerle tepki göstereğini biliyorum diyorsanız, zaten siz iyi bir TTB kongre izleyicisi olmuşsunuzdur.
Eğer bir toplantıda hararetin arttığı anlarda uzun boylu ve kumral bir “gezici güç”, harareti artan noktaları tek tek gezip, motorun su kaynatmasına izin vermiyorsa, toplantıdakiler onun babacan yüzünü görüp “Tamamdır, asayiş belkameldir” hissine kapılıyorsa TTB kongresindesiniz ve bu gezici gücün adı Dr.Mustafa Yurtsevendir!
Eğer birilerinin sağlık ortamı üzerinden hatta sizin üzerinizden “yüksek gaye”lerle politika yaptığı hissine kapılıyorsanız, muhtemeldir ki TTB genel kurulundan çıkıyorsunuz. Geçmiş olsun!
Klavuzumuzu burada bitirip, TTB’nin geçen hafta sonu yaptığı kongreden özel notlarla bitirelim.
Soros da TTB genel kurulundaydı!
Toplantıya hekimlerin veya sağlık ortamının değil, hani şu Turuncu devrimlerin arkasındaki güç varya, George Soros, işte O damgasını vurdu! Konuşmalarda devamlı Soros aşağı, Soros yukarı derken, içimden “Vay be, dünyanın en ünlü para spekülatörü bile gelmiş, genel kurulumuzu izliyor, Acep darbe sırası TTB’ye mi geldi!” diyordum ki, Soros’un kongrede olmadığını, sadece oyalanıp eğlenmemiz için ismini gönderdiğini öğrendim! Biz de "Sam Amca"mızı kırmadığımız gibi Soros Amcamızı da kırmadık! Kongre boyunca hep ismini andık! Ne demek hekimlik sorunları, kime ne sağlık ortamından, biz mutlaka birkaç istismar edilecek şey bulup, birbirimizle uğraşırız!
Gelgelelim delikanlılık meselesine!
Kongre sürüyor ve laf atmalar başlamıştır. Kürsüden yapılan konuşmalar harareti yükseltmiş, Kurtlar Konseyinin vadisinde artık sabır kalmamış ve duruma müdahele zamanı gelmiştir. E-bildiri yayınlamayı uygun görmeyen konsey başkanı artık bir anda Kasımpaşalılık damarından nabız alabildiğini görür ve nabızın hızlandığını anlayınca arkasına dönüp toplantıya damgasını vuran iki kelimeyi patlatıverir: Delikanlı ol!
Hemen önümdeki sırada oturan TTB Merkez Konseyi Başkanı Gençay Gürsoy tarafından arkamdaki sıradaki eski Bursa Tabip Odası başkanı Murat Ünal’a gönderilen bu “doğrudan bildiri” kürsüden Gençay hocanın 35 yıldır çizgisini değiştirmediğini söyleyen birine Dr.Ünal’ın Başbakanın da değiştiği, O’nun arkadaşlarının da değişebileceğini Gençay Hocaya duyuracak bir şekilde ifade etmesinden sonra olmuştur. Nitekim “Delikanlı ol” u neden söylediğini Gençay Hoca “Beni Başbakana benzetti” diyerek açıklamıştır. Tabiki “gezici güç” bu durmda da devreye girmiş ve “Ben her toplantıya lazımım” dercesine olaya “el atarak” toplantıyı izlemesi gereken “hükümet komserlerine” bir kez daha gerek olmadığını anlatmıştır. |