“Üreme fonksiyonu”nun en ağırlıklı yükünü, fizyolojik olarak “kadın cinsiyeti” üstlenmektedir. Yapılan hesaplamalara göre kadınların üreme sağlığına bağlı hastalık yükü erkeklere kıyasla 3 misli daha fazladır.
Bu yükün içerisinde kuşkusuz kadınlardaki üreme organlarının kanserlerinin de payı vardır. Kadın kanserleri denildiğinde türleri çok çeşitli olup her bir türün ayrı önemde sağlık hizmetleri içerisinde ele alınması gerekmektedir.
Bu yazı kapsamında, uygun programlarla korunmanın olası olduğu, erken tanı konulduğunda da tedavisinin yüzde yüz mümkün olduğu bir kanser türünden, yani halkın “rahim ağzı kanseri” olarak bildiği, servikal kanserden söz etmek istiyorum.
Dünya istatistikleri incelendiğinde, servikal kanserin gelişmekte olan ülkelerdeki görülme hızının daha yüksek olduğunu ve kadınlarda en yaygın kanser türü olan meme kanserinden sonra en sık rastlanan kadın kanseri olduğunu görüyoruz. Örneğin gelişmiş ülkelerde bir yılda 91 bin yeni vaka görülürken bu sayı gelişmekte olan ülkelerde 379 bindir. Türkiye’de ise, 1996 yılında servikal kanser, kadın kanserleri arasında sıklık yönünden, 7. sırada iken 2002 yılında 10. sırada, 2003 yılında ise 9. sıradadır. Sayı olarak da bir yılda sırası ile 623, 708 ve 763 vaka bildirilmiştir.
Artık, servikal kansere neden olan, kısaca HPV denilen ve cinsel temasla bulaşan virüs bilinmekte ve bu virüse karşı aşı da geliştirilmiş durumdadır. Ancak hastalıklardan korunmada, sadece aşı ile korunmak yerine bu kanser için diğer risk faktörlerinin de bilinmesi ve her şeyden önce onlardan kaçınılması gerekmektedir. Servikal kanser için risk faktörleri:
Çok eşli olma, eşinin çok eşli olması, erken yaşta cinsel aktiviteye başlama, sigara içme, cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, HPV enfeksiyonu öyküsü, HIV enfeksiyonu, daha önce tarama yapılmamış olması, vitamin C, A, beta karoten ve folat eksikliği, düşük sosyoekonomik düzey, kötü hijyen gibi faktörler servikal kanser gelişmesine zemin hazırlayan risk faktörleridir.
Her şeyden önce toplum, bu faktörlerin farkında olup uzak durmalı ya da gereğini yapmalıdır. Servikal kanser gelişmesi yaklaşık 15-20 yıllık bir süreyi almaktadır, o halde hastalığın belirti vermediği çok başlangıç döneminde tanısının konularak gerekli tedavisinin yapılması ile kesin tedavisinin yapılabildiğini artık bilmekteyiz. Erken tanıda yaşamsal önemi olan, rahim ağzından sürüntü alınması (servikal smir testi) ve bu sürüntünün sitolojik incelemesinin yapılmasıdır.
Dünya Sağlık Örgütünün smir testi yapılması için önerdiği şema: 35-40 yaş grubu kadınlar, servikal smir alınarak bir kez taranmalıdır. Bu grubun % 80’i tarandıktan sonra program, “30-60 yaş grubu kadınların 10 yılda bir” taranması şeklinde genişletilmelidir. Daha sonra tarama aralığı 5 yılda bire indirilir. Bütün bunlar sağlık sistemi kapsamında başarılırsa, son olarak yaş sınırı 25’e çekilmelidir.
Servikal smir testi ile yapılan taramalarla, pek çok batı ülkesinde servikal kansere bağlı ölümler ciddi oranda azaltılmıştır.
Servikal kanserin en sık görülen semptomları: anormal, düzensiz vajinal kanamalar, cinsel ilişki sonrası olan kanamalar, menopoz sonrası olan kanamalardır.
İlerlemiş vakalarda, kötü kokulu vajinal akıntı, bele veya bacağa vuran ağrı, anemi, kilo kaybı, üriner şikayetler, alt ekstremitelerde ödem de görülebilir. Önemli olan kadınların bu belirtilerin ve anlamının bilincinde olmasıdır.
HPV aşısının, 4’lü ve 2’li tipleri geliştirilmiş olup 9-26 yaş gurubu kadınlara uygulanması önerilmektedir. Uygulandığında 5 yıl etkili olmaktadır. Aşının maliyeti halen oldukça yüksektir.
Servikal kanserle ilgili Türkiye’de acaba nasıl bir yaklaşım izlenmelidir? Türkiyedeki istatistikler diğer pek çok sağlık olayında olduğu gibi bu konu ile ilgili de yetersizdir ve gerçek durumu yansıtmamaktadır. Mevcut sayılar serviks kanseri insidansının düşük olduğuna işaret etmektedir. Ülkede hedef gurubun rutin olarak taranmasından ne yazık ki söz edemiyoruz. Bu gerçekler ışığında “servikal kanserin kontrolünde başarılı olunması için” sağlık sistemindeki yetkililer şu sorunun yanıtını vermelidirler: Türkiye’de ağırlık taramaya mı yoksa aşıya mı verilmelidir? Aşı maliyetinin ulusal program kapsamında karşılanması, sağlık bütçemiz düşünüldüğünde yakın gelecekte olası görünmemektedir. Bu durumda, servikal kanser kontrolünde Türkiye’de, toplumun risk faktörleri ve kanserin erken belirtileri yönünden bilinçlendirilmesi, smir taramalarının birinci basamakta yapılması, gerekli sitolojik incelemeler için alınan smirlerin incelenebileceği teknik altyapının ülke genelinde sağlanması ve uygulanan programların kayıt bildirimleri ile izleme ve değerlendirilmelerinin yapılması sağlanmalıdır.
Bütün bunların başarılabilmesi için, Türkiye’deki sağlık hizmetlerinin, “sağlıklı bireyleri” hedef alan, ekip hizmeti ve temel sağlık hizmeti gibi, entegre, çağdaş yaklaşımlarla ele alınmasını gerektirdiği bilimsel gerçeği, sorumluların hatırlaması gereken hususlardır. |