Bildiğiniz gibi Sağlık Bakanlığının üzerinde çalıştığı taslak bir tüzük var. Buna göre, eğitimini tamamlayan asistanlar merkezi olarak belirlenen gün, saat ve yerde, yine merkezi belirlenen jüriler önünde uzmanlık sınavına gireceklerdir. Böyle bir durumun olması halinde, uzmanlık öğrencilerine verilen eğitim ve öğretim aşamalarının herkes için eşit olup olmadığının sorgulanması gerekir. Yani Doğu’da yeni açılan bir tıp fakültesinde verilen uzmanlık eğitimi ile merkezde bulunan ve kendini kanıtlamış bir tıp fakültesinde verilen eğitimin, her ikisinde de, eşit asgari düzeyi yakalaması gerekir. Bu durum günümüz şartlarında vazgeçilmez bir gerekliliktir. Özellikle, tıpta lisans düzeyindeki eğitim-öğretimin, Çekirdek Eğitim Programı çerçevesinde şekillendirilmesi, konuya belirli standartlar getirilmesini sağlamıştır. Aynı şekilde, lisansüstü düzeydeki uzmanlık eğitiminde de, bu standartların yakalanması ve her uzman adayının Çekirdek Eğitim Programı çerçevesinde; “Bilmesi gerekenler, kazanması gereken tutum ve davranışlar ve uzmanlık eğitimi süresi içinde tamamlaması gereken zorunlu uygulamalar” gibi birtakım kıstaslar doğrultusunda eğitilmesi, tıpta uzmanlık eğitiminin ulusal standartlarını oluşturacaktır.
Bir an için bu şartların yerine getirildiği bir zaman dilimini düşünelim. Bu durumda asgari koşullarda eğitim ve öğretimini tamamlamış uzmanlık öğrencileri için, eşit şartlar gereği, merkezi olarak yapılacak bir ölçme ve değerlendirme sınavında sorun yok demektir. İşte, tam da işin bu safhasında uzman adaylarının değerlendirildiği kurumlara ihtiyaç duyulacaktır. Ulusal yeterlik kurulları, uzman hekim adaylarının eğitim ve öğretimlerinde asgari gereklilikleri sağlamayı amaçlayan ve bu doğrultuda ölçme ve değerlendirme yapabilecek önemli kurullardan biri olacaktır.
Sistemin iyi çalışması halinde, uzman yetiştirecek anabilim dalının öğretim üyeleri, yetiştireceği öğrencilerinin, “bilgi, beceri, tutum ve davranış” olarak tanımlanan asgari kıstasları yerine getirmesinde, birinci dereceden sorumlu olacaktır. Bu anlamda da, yetiştirdiği uzmanının eğitim-öğretim açısından başarılı olması için elinden geleni yapacak ve adeta kendileri sınava giriyormuş gibi hareket edeceklerdir. Dolayısıyla, uzman adayının yetişmesinde tüm anabilim dalı seferber olacaktır. Anabilim dalının hocaları ve uzmanlık öğrencileri, birlikte sergiledikleri performans ile diğer anabilim dallarıyla tatlı bir rekabete girecek, zamanla en iyi anabilim dalı olma gibi payelerle ödüllendirilerek, fakülte ve üniversitesinin başarılarına katkıda bulunacaklardır. Bu tarz seviyeli yarışlarla, anabilim dalları ülke çapında tanınmanın yanı sıra, kendilerini bilim ve teknoloji açısından da yenilemiş olacaklardır. Bu da iki taraflı olarak, hem eğitimi veren ve hem de alanlar açısından iyi bir teşvike dönecektir.
Günümüzde, ölçme ve değerlendirme konusunda “yeterlik kurulları”nın henüz resmiyet kazanmadığı bilinse de, bazı ulusal uzmanlık derneklerinin öğretim üyeleri, kendi aralarında aldıkları kararla, uzman olacak adaylara sınav öncesi belirli kıstaslar uygulamaktadırlar. Hatta uzmanlık safhasından sonra da konuyu takip ederek, doçentlik sınav aşamasında belirli prensipleri uygulayan uzmanlık dernekleri bulunmaktadır. Konu çok daha detaylandırılabilir ama şimdilik bu kadarıyla bitiriyorum. |