Burada dile getireceklerimi zaman zaman köşemde yazmıştım. Ancak muhtemelen tıp ağırlıklı olan yayınımızı Sayın Başkan okumamıştır. YÖK Başkanından ricam eğer bu milleti ve üniversiteleri seviyorsa bir an önce bahsi geçen konulara el atmasıdır. Zaten ilk adımlar da bunu göstermektedir.
Bugün bir bakan bile direkt olarak işe eleman alamazken; herhangi bir üniversitenin rektörünü tanıyorsanız, eğer eğitimli iseniz herhangi bir asistan kadrosuna veya öğretim üyesi kadrosuna girebilirsiniz. Sizden hiçbir kriter istenmez, bir zamanlar var olan derme çatma atanma kriterleri de yargı tarafından iptal edildiği için sıfır yayın ve sıfır puan ile de atanma şansına sahipsiniz. Eğer herhangi bir eğitiminiz yoksa da akademik olmayan, bir kısmı şirketlerce yürütülen personel kadrolarına yine rektörü tanırsanız girersiniz. Akademik kadroya alınan kişiye ortalama otuz, kırk yıl yüksek dereceden maaş ödenir. Emekli olduktan sonra da Allah ne kadar ömür vermişse maaş almaya devam eder. Son olarak durdurulan kadrolara baktığımızda durum hayret verici. Bir üniversite kırk sekiz akademik kadro istiyor, bir diğeri yüz otuz. Milletin parası bu şekilde dağıtılmamalıdır. KİT haline çoktan dönüşmüş bu arpalık ve çiftlik düzeni değişmelidir. İşte onun için yeni YÖK Başkanından üniversitelerle ilgili düzenlemelerde aşağıdaki hususları dikkate almasını rica ediyorum.
1-Yeni kadro ve eleman alımları yeni düzenlemelerden sonra yapılmalıdır. (Halen durdurulmuş durumda)
2-Akademik kadro ve asistan kadroları için planlama yapılarak, öğrenci sayısına ve iş yüküne göre norm kadro sistemine mutlaka geçilmelidir. (Elli’li, yüz’lü rakamlarda profesör olan anabilim dalları var.)
3-Asistan alımı ve yardımcı doçent alımı TUS benzeri merkezi bir sınavla ve tercih sistemine göre olmalıdır. (Asistanlar için böyle bir çalışma olduğu duyuruldu) Eski yıllarda maddi menfaat karşılığı bile asistan alan bölümler olduğu söylenirdi. fiimdi de seçim veya grup menfaati ve aşırı siyasi kadrolaşma için bu yapılıyor. Eski yıllarda hoca çocuğu, hoca gelini, damadı asistan olarak giriyordu, tıpta şimdi TUS’ dan dolayı asistan alamayanlar yardımcı doçent alımında bunu telafi ediyorlar. Üniversitelerimizin dünya üniversiteleri arasında üst sıralarda yer alması ancak bilimsel düzeyin artması ile olur. Bunun için ise eleman alımında bilimselliğin ön planda olması ve fırsat eşitliği gerekir. Yani üniversitelerin kişiye değil, ihtiyaca göre kadrolarını bildirmesi, merkezi sınav ve tercih sistemi ile yardımcı doçentlerin alınması şarttır.
4-Doçentlik sınavı objektif kriterleri olan ve keyfiliğe kapalı bir sisteme geçilerek düzeltilmelidir. Eğer arkanda kimsen yoksa; doçentliğin de, asistan olarak alınman da, üniversitede kalman da hayaldir. Peki kimsesi olmayan ne olacak? Burada şu sözü hatırlamalıyız. “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir”. Bugünkü işleyişi şiddetle savunanlara bu sözü kimin söylediğine bakmalarını öneririm.
5-Yıl şartı ve kriterleri tutan doçent ve profesörlerin yükseltilmeleri bir kişinin iki dudağı arasına bırakılmadan daha bilimsel ve pratik biçimde olmalıdır.
6-Yeni üniversite, fakülte ve diğer yüksek okullar için planlama, yer ve ihtiyaç durumu mutlaka objektif kriterler göz önüne alınarak yapılmalıdır.
7-Özel üniversite kurulması kolaylaştırılmalı ve teşvik edilmelidir. Devlet üniversitelerinin hiçbirinde olmayan ve onlardan istenmeyen kriterler özel üniversitelerden adeta tırpanlamak için istenmemelidir.
8-Devlet üniversiteleri dahil olmak üzere bütün üniversiteler özerk ve kendi başının çaresine bakacak duruma getirilmelidir. Devletin kuralları koyma ve denetleme durumunda olduğu avantajını bilmeliyiz. Devlet her işi yapma yükünden kurtarılmalıdır. Devlet kuralları ve sınırları koyar, denetlemesini ve gereğini yapar.
Bunlar ilk aklıma gelenler, bir de genel hastalığımız bürokrasinin azaltılması sorunumuz var.
Anlaşılan yeni başkana epeyce iş düşüyor. |