|
|
|
MEDİANKET |
| Eczacı, hekimin yazdığı reçeteyi eşdeğeriyle değiştirebilmeli mi? |
|
|
|
|
|
|
|
|
ETKİNLİKLER |
|
V. EGE - Biyenal Uluslararası Sinirbilim Mezuniyet Sonrası Yaz Okulu |
|
29-06-2009 / 04-07-2009 |
|
|
Avrupa Klinik Anatomi Kongresi (EACA) |
|
02-09-2009 / 05-09-2009 |
|
|
Francisella tularensis ve Tularemi Sempozyumu |
|
24-09-2009 / 26-09-2009 |
|
|
4. Ulusal Hemaferez Kongresi |
|
25-09-2009 / 26-09-2009 |
|
|
Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Kongresi |
|
29-09-2009 / 30-09-2009 |
|
|
|
|
|
|
|
|
ÖZEL DOSYALAR |
Mecburi Hizmet dosyası
Hükümet, mecburi hizmeti, devlet hizmeti adıyla yeniden uygulamaya hazırlanıyor... Mecburi hizmet ile ilgili hem Medimagazin'de hem de ulusal basında çıkan haberleri bulabileceğiniz bir dosya...
MediBilgi
Sağlık personeline yönelik başta mevzuat olmak üzere tüm bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.
SORU-CEVAP
Mecburi hizmet, atama ve nakiller, eş durumu gibi konularda sizden gelen sorular ve cevapları
Tam Gün Yasası 2009
Tam Gün Yasası Taslağı, TBMM, Sağlık Bakanlığı
TUS Dosyası
1987 yılından bu yana yapılan Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) ile ilgili istatistikleri ve ropörtajları bu dosyada bulacaksınız.
Akademisyenlerimiz
Medimagazin - Akademisyenlerimiz bölümünde yer alan akademisyenlerimiz hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz
Derneklerimiz
Medimagazin - Derneklerimiz bölümünde yer alan dernekler hakkındaki bilgileri bu bölümde bulabilirsiniz.
Tabip Odalarımız
Medimagazin - Tabip Odalarımız bölümünde yer alan tabip odaları hakkında bilgi edinebilirsiniz
Türkiye'de Tıbbi Yayıncılık
Türkiye'deki tıbbi yayınlarla ilgili mevcut durumu ve çözüm önerilerini dergi editörlerine sorduk
Tıpta Uzmanlık Eğitimi Dosyası
Uzmanlık eğitimi veren üniversiteler ve SB eğitim hastaneleri arasındaki benzerlikler ve farklar neler?
Performans Dosyası
Sağlık Bakanlığı'nın başlattığı performansa göre döner sermaye uygulaması ile ilgili bugüne kadar Medimagazin ve diğer basın organlarında yayımlanan haberler bu dosyada
Tıp Eğitimi Dosyası
Tıp fakültelerinin altyapı ve eğitimle ilgili sorunlarıyla ilgili fakültele yöneticileriyle yapılan ropörtajları içeriyor.
Tıp Kongreleri
Türkiye'de düzenlenen tıp kongreleri hakkında sayısal verilerin yanısıra dernek başkanları ve turizm firmalarının görüşlerini yansıtan, kongrelerle bir çok bilgiyi bulabileceğiniz bir dosya...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
HABER |
 |
|
|
|
|
|
|
30-04-2007 |
SÖZ ASİSTANLARIN: Asistanlar temsilcileri sorunları Medimagazine anlattı
|
Asistan temsilcileri, TUS’tan eğitime, araştırmadan hoca baskısına kadar olan sorunlarını dile getirdi
Dr. İbrahim Ersoy-Helin Aygün/Ankara
2002’den bu yana uyacakları bir Tıpta Uzmanlık Tüzüğü bile bulunmadığından karmaşa yaşayan, eğitim hastanesi ve tıp fakültelerinde eğitim ve araştırma yapmaktan çok, hizmet yükünün getirdiği ağırlığı sırtında taşıyan ve tüm bu olumsuzluklara rağmen “tıpta uzmanlık eğitimi” alarak uzmanlıklarını alacakları günü bekleyen asistanların sorunlarını, asistan temsilcileri ile konuştuk. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi asistan temsilcisi Dr. Cegerğun Polat, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi asistan temsilcisi Dr. İsmail Burak Bal ve Ankara Numune Eğtim ve Araştırma Hastanesi asistan temsilcisi Dr. Gültekin Gülbahar ile Medimagazin Genel Yayın Yönetmeni Dr. İbrahim Ersoy asistan sorunlarını masaya yatırdı.

Dr. İbrahim Ersoy: Öncelikle asistanlığa ilk adım olan TUS’tan başlayalım isterseniz. TUS, her zaman eleştirilen yönleri olsa da aynı zamanda kabul edilen, objektif bir sınav. Duyduğumuz kadarıyla üçüncü sınıf öğrencileri için METES sınavı yapılmasıyla ilgili bir teklif var. Onun dışında TUS’a alternatif yok mu? Alternatif gerekiyor mu yoksa şu andaki TUS sistemi sağlıklı şekilde işliyor mu?
Dr. Cegerğun Polat: TUS’a gelene kadar ortaokul, lise ve üniversiteye giriş sınavınadek bir sistem sorunu var. Hepsinden bağımsız olarak, tıp fakültelerindeki kriterleri değiştiremiyorsunuz. Çünkü bir kurgu var. Sürekli birisine torpil mi yapılacak, soruları birileri alacak mı tartışmalarının yaşandığı bir ülkede, tüm bunlardan bağımsız şekilde, TUS’un yerine daha sistematik bir şey koyamıyorsunuz. Sistemin baştan sona değişmesi, oraya insanların belli kriterlerle gelmesi kültürünün oluşmasıyla bence uzmanlık eğitiminde birtakım değişiklikler olacaktır.
Dr. İbrahim Ersoy: TUS, tıpkı ÖSS gibi dershaneciliği de doğurdu. Fakültelerin böyle bir açmazı da olabilir. Ortaokul ve liselerin düştüğü duruma belki fakülteler de düşecektir.
Dr. Gültekin Gülbahar: Zaten düştüler. İnternlik, hastanede çalışarak mesleğinizin pratik tarafını öğrendiğiniz dönemdir. Eğer hastanede geçireceğiniz zamanı azaltıp, dershaneye gitmeye uğraşırsanız, bu, fakültede alınan eğitime çoktan zarar vermeye başlamıştır bile. Acilde çalışan intern, dershaneye gidebilmek için arkadaşıyla nöbet değiştiriyorsa, sonra 24 saat nöbet tutuyorsa, ki bu yapılıyor, iş bitmiştir.
Dr. Burak Bal: TUS dershanelerine gidenler soruları daha rahat yapar hale geldiler. Böyle olunca da seçiciliği artırmak için sorular zorlaştırıldı. Bu, dershaneleri bir ihtiyaç gibi gösterdi ve daha çok insan TUS dershanelerine gitmeye başladı. Orada yaratılan hekim tipi, mesleki bilgisi sağlam hekim değil. Ama ne tür sorular çıkacağını, bunları nasıl çözeceğini bilen, yani soru çözme kalitesi yüksek hekimdir. Bunu yaratırsanız, hekimler arasında seçim yapmak için daha zor, daha seçici, daha detaya inen sorular sormak zorunda kalırsınız. Çünkü standart sapma düşmeye başlar.
Dr. Gültekin Gülbahar: Şunu da belirtmek lazım. 1980 öncesinde asistan hekim seçiminde daha farklı bir metodoloji uygulanıyordu. Daha çok klinik şefleri ya da anabilim dalı başkanlarına bu yetki verilmişti. Onlar isterse asistanlar göreve başlıyordu. Son dönemlerde, mahkeme kararlarına rağmen Sağlık Bakanlığının eğitim ve araştırma hastanelerine şef-şef yardımcısı atadığına tanık oluyoruz. Dolayısıyla, böyle bir yöntem belirlenirse “adamcılık” gibi olumsuzluklar kendini gösterir. Bu iki yöntem karşılaştırıldığında TUS daha ehven-i şer. Ama tüm olumsuzluklarına rağmen, en azından tıp fakültesini bitirmiş olan hekim arkadaşımız, sınava hazırlanarak uzman olma şansına sahip oluyor. Elbette ki sorunlarına rağmen tercih edilebilir. TUS, bilgiyi ölçen bir sınav değil, bir yarışma. Hedefiniz bir hekim yetiştirmekse, koruyucu sağlık hizmetlerinden tedavi edici sağlık hizmetlerine kadar her aşamada ölçebilirsiniz. Ama bu şekilde eleme yapamazsınız. TUS’un amacı eleme yapmaktır. Bu yüzden bilgiyi ölçen değil, ayrıntı sorular üzerinden elemeyi amaçlayan bir yarış. Buna rağmen eşit koşullar sağlıyor diyebiliriz.
Dr. İbrahim Ersoy: TUS’ta soru sayısının 500-600’e kadar çıkarılmasını, bir branştan 12-13 soru değil de 60-70 soru sorulmasını nasıl karşılarsınız? Bu, Sağlık Eğitimi Genel Müdürlüğünde birkaç yıldır konuşulan bir şey. Soru sayısının fazlalaştırılması herhangi bir şeyi değiştirir mi?
Dr. Burak Bal: Bu, “Tıp fakültelerinden mezun olan hekimlerin asgari kalitesi aynı mı?” sorusunu sormamızı sağlar. Önce sertifika sınavı yapılır, bunun puana bir katkısı olur. Sonra TUS yapılır, bunun da bir puan katkısı olur. İkisinin toplamına göre bir sıralama yapılır, insanlar yerleştirilebilir. Böylece hekimler hem teorik hem pratik olarak bu mesleği yapmaya uygun olup olmadığını yani yeterliliğini ispatlamış olur. Tıp fakültelerinden mezun hekimlerin pratik yeterliliklerini ölçen herhangi bir kriter yok. İnternlikte beraber çalıştıkları insanların onlara vermiş olduğu notlar var. Bunun dışında pratik yeterliliklerini objektif olarak ölçen bir sınav yok.

Dr. Cegerğun Polat: Burada temel noktalardan biri, kimin nerede ne eğitimi alacağı. TUS’un da aradığı cevap bu. Diyelim ki Harran Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezunsunuz. Kafanızda bir hedef belirleyerek, kişisel bir çabayla buna ulaşmaya çalışıyorsunuz. Ama elimizde kriter olmalı. Diyeceksiniz ki Harran Tıp Fakültesinin başarı puanı şudur, şu seçenekleri vardır, Hacettepe’nin şudur, Ankara’nın şudur. Altıncı sınıfa kadar aldığı eğitim sorgulanmıyor ama altıncı sınıfta bir sınava sokuluyor ve önüne seçenekler koyuluyor. Bu, sistemin sunduğu bir şey. Kapitalizm sürekli fırsatlar yaratır. İnsanları motive eden de budur. Kırk yaşına geldiğinizde yeni bir fırsatın, umudun çıkacağını düşünürsünüz. Ama böyle olmamalı. Bilimle, tıpla uğraşıyorsunuz. 18 yaşınızda fakülteye girdiğinizde, 30 yaşında uzman olarak çıktığınızda belli bir konsepti yaşamanız gerekir. Ama insanlar sürekli fırsatların yaratılmasıyla motive ediliyor. Şu günün koşullarında, iyi olanlar açısından ise TUS, “En azından hakkım yenmesin” denilerek göz yumulan bir sınav. “Benim Ankara Tıp’ta hiç akrabam yok. Ben nasıl buraya gireceğim?” diye düşündüğümde, iyi ki TUS var diyorum. Şimdi de, bölümüm keşke bir sınav açsa, ben de girsem ve kazansam diyorum. Pratik böyle dayatıyor. Ama değiştirmek için çok daha altlardan başlamak lazım. Bunu, sistem sorunu gibi görmek gerekiyor.
Dr. Gültekin Gülbahar: Tıpta uzmanlık sınavı gerekli midir sorusundan önce sorulması gereken bir soru var: Neden hekimler uzmanlık eğitimi almak istiyor? Sanırım sağlık hizmetlerinin sunumunda Sağlık Bakanlığının tercih ettiği yöntemle ilgili. Eğer koruyucu sağlık hizmetlerini bir kenara bırakır, sağlık hizmetlerini kâr edilen, sektörel bir alan haline getirirseniz, buna uygun hekimler yetiştirirsiniz. Koruyucu sağlık hizmetleri piyasanın ruhuyla uyuşan, para kazandıran bir şey değildir. Sosyal hukuk devleti, insanların hastalanmaması için çalışır. Hükümetler, sosyal hukuk devletinden vazgeçerek serbest piyasa ekonomisine yönelmişlerdir. Bunun sonucunda koruyucu sağlık hizmetleri bir kenara bırakıldı. Para getirmeyen bir alanda hiçbir hekim çalışmak istemez.
Dr. İbrahim Ersoy: Mezun olduktan sonra, “Ben pratisyen olarak kalacağım” demiş miydiniz?
Dr. Cegerğun Polat: Ben demiştim. Birkaç yıl çalıştım. Ama beni askere götüreceklerdi, o yüzden TUS’a girdim.
Dr. İbrahim Ersoy: Tıp fakültesini bitiren insanlar istedikleri branşta hekimlik yapabiliyorlar mı?
Dr. Cegerğun Polat: Tercih yaparken kimse idealist kaygılarla sıralama yapmıyor. “Bilimsel iddialarım var, hayata bu pencereden bakmak istiyorum” diyen arkadaş sayısı çok az.
Dr. Burak Bal: Neden Anadolu lisesine, fen lisesine gittiğini bilmeyen insan, günü gelince niye girdiğini bilmeden TUS’a da girer. Bu, fırsatlar meselesi. En iyi fırsatı değerlendirmeye, kârı maksimize etmeye çalışıyorsun. Bu insanlar tıp fakültesine niye girdiler? Tıbba tapındığından mı yoksa anne-babasının yaşadığından farklı bir hayat geçirebilme ümidiyle mi? O ümidi taşıyan insanın elinden bunu alamazsınız. Fakültede okurken, bir arkadaşımızın elindeki nasıra sigarasını bastırdığını biliyorum. Bütün yaz çapa sallayıp kendi okul harçlığını kazanıyordu. Şimdi kardiyolog olacak, on sene sonra çapa sallamak zorunda kalmayacak. Bu adamın elinden bu fırsatı alamazsınız. Ya da bu adamdan yalnızca “Ben hayatımı preeklampsinin patogenezini açıklamaya adamak için kadın doğumcu oluyorum” şeklinde bir bakış açısı bekleyemeyiz.
Dr. İbrahim Ersoy: Yani branşlarda idealist hekim yetişmiyor gibi bir sonuç çıkabilir mi?
Dr. Burak Bal: Böyle bir şey söylemek, birçok insana haksızlık olur.
Dr. Cegerğun Polat: Uzmanlık eğitimi alanlarda, büyük oranda güdülenme ve çizilmiş bir yoldan yürüyüp bazı hedeflere ulaşma düşüncesi var diyebiliriz. Ama bilimsel kaygıları olan insanlar yok değil.

Dr. Gültekin Gülbahar: Bir hekimin akademik olarak kendini yetiştirmesi için, öncelikli olarak biraz rahat hissetmesi lazım. Eğer her branştaki hekim iyi ücret alıyorsa, başka bir branşa gözünü dikmez. Herkes kendi işinde daha iyi olmaya çalışır. Ancak hekimlerin içinde bulunduğu ortam bu kadar rahat değil. Hekimler geleceklerini planlayamıyor. Bir yandan Torba Yasa, sözleşmeli çalışma, sağlık hizmetlerinin yerel yönetimlere devri gibi birçok alt başlığı olan Sağlıkta Dönüşüm Programı var. Dönüşümden kastedilen şey, “Herkesin ulaşılabilir, etkin bir sağlık hizmeti almaya hakkı vardır” anlayışının terk edilmesidir. Sağlık hizmetleri, sektörel bir kavram haline getirilince, sadece toplum değil, hekimler de bundan olumsuz etkileniyor.
Dr. İbrahim Ersoy: Tüm dünyada ve Türkiye’de uygulanan sağlık politikaları, tıp öğrencisinden uzmanlık öğrencisine, profesörüne kadar doktorların kafalarında sağlığı ticarileştirmiş midir?
Dr. Gültekin Gülbahar: Evet, ticarileştirmiştir.
Dr. İbrahim Ersoy: Siz niye kardiyolojiyi seçtiniz?
Dr. Cegerğun Polat: Kazanacağımı düşünmemiştim. Benim ablam da hekim. Tercih yaparken bana niye kadın doğum ve kardiyoloji yazmadığımı sordu. Bunun üzerine ilk iki tercihime kardiyoloji yazdım. Ama ben aslında plastik cerrah olmak istiyordum.
Dr. İbrahim Ersoy: Bu, plastik cerrahi camiası için bir kayıp mıdır?
Dr. Cegerğun Polat: Bence kayıptır. Ben halk sağlığını da yazmıştım. Plastik cerrah olma hayalim vardı ama halk sağlığı camiasıyla aram çok iyiydi. Şanlıurfa’da pratisyen olarak çalışıyordum ve bir projeyi yönetiyordum. Halk sağlığını yazarsam iyi şeyler yapacağımı düşünüyordum. Sonra beni askere götürmeye çalıştılar. Bunun üzerine zamansız şekilde sınava girdim. “Herkes kardiyoloji yazıyor, sen de yazsaydın” sözleri üzerine en üste kardiyoloji yazmıştım ve ilk tercihimi kazandım.

Dr. Burak Bal: Bize iki yıldır asistan gelmiyor. En son gelen asistan da istifa etti. Gerekçesi de şu; “Ben burada para kazanamam. Şansımı tekrar denemek istiyorum”.
Dr. İbrahim Ersoy: Hem üniversite hem eğitim hastanelerinde gün geçtikçe daha çok hizmetin ön planda tutulduğu, eğitim ve araştırmaya az zaman ayrıldığı bir sürece doğru gidiyoruz. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dr. Gültekin Gülbahar: Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerinde, “az eğitim-öğretim, hiç araştırma, bol uygulama” yapılıyor. Özellikle performansa dayalı döner sermaye uygulamasından sonra bu daha çarpıcı hale geldi. Elbette ki verilen eğitim yetersiz. Eğitim Planlama Koordinasyonu (EPK) plan çıkartıyor. Ama usulen çıkarıldığı anlaşılan bir program. Yapılan toplantılarda 3-5 hekimden fazlasını bulamazsınız. Neden? Asistanların dinlemek istemeyişinden mi? Hayır. Her birini döner sermayeye katkı sağlamak için sağa sola koştururken görürsünüz. İşten başını kaldıramıyor ki eğitimle ilgili bir toplantıya katılsın. Haftada bir saati geçmeyen eğitim toplantıları olur. Araştırmaya ayrılmış ödenek yok. Üniversite hastanelerinde bu iş için bir ödenek ayrılmıştır. Ama bakanlık hastanelerinde bizim böyle bir olanağımız yok.
Dr. İbrahim Ersoy: Bu, uzmanlık eğitimine nasıl yansır? Eğitim hastaneleri bilimsellikten uzak, muayenecilik hekimi mi yetiştiriyor yoksa akademik kariyer yapmak isteyen hekimler mi yetiştiriyor?
Dr. Cegerğun Polat: Bu, hastanelerin kuruluş amacıyla ilgili. Ama eğitim ve araştırma hastanelerinde fiili olarak muayenecilik hekimi yetiştiriliyor gibi görünüyor. Rutini döndürecek kalifiye, uzman hekim yetiştiriyor.
Dr. İbrahim Ersoy: Siz eğitim hastanelerinde kendinizi uzmanlık öğrencisi gibi hissedebiliyor musunuz?
Dr. Gültekin Gülbahar: Kısmen hissediyoruz elbette. Orada eğitim öğrenim görmek üzere bulunuyoruz. Ancak, eğitim şemasına baktığınızda, üzerinizde klinik şefi, şef yardımcısı, başasistan var. Eğitimle ilgili etkinlikler, haftada bir-iki saati geçmiyor. Ayrıca 15-20 tane, tüm eğitim hastanelerini kapsayan eğitim toplantıları var. Bunun dışında eğitim ve öğretime yönelik bir etkinlik yok. Daha çok uygulamaya yönelik etkinlikler söz konusu. Eğitim hastanesine giren asistanın inisiyatifınde yürüyor işler. Daha çok uygulama yapıldığı için asistanlar bir uzmanın yanında alaylı yetişiyor. Bilimsel çalışma lara çok fazla zaman yok.
Dr. İbrahim Ersoy: Eğitim hastanesindeki bir asistanla, üniversitedeki asistan arasında bilimsellik açısından fark var mı?
Dr. Gültekin Gülbahar: Bu, olanaklarla ilgili. Üniversite hastanesindeyseniz, eğer tıbbi teknoloji açısından çok eksiğiniz yoksa, araştırma ödeneğiniz varsa, bu durumda işler biraz daha eğitim yönüne kayıyor. Ama eğitim hastanelerinde durum böyle değil. Eğitim hastaneleri daha sonradan eğitim veren kurumlar haline getirildiği için, buradaki etkinliklerde çok büyük değişiklikler olmadı. Asistanlar, uygulamaya yönelik çalışmaya başladı. Asistanlara pek çok iş yığılırsa, hizmet üretiminde kullanılırsa, sabah erken gelip, ne zaman çıkacağı belli olmayan hekimler haline getirilirse, eğitim ikinci plana itilir. Bilimsel araştırmalar için asistanlara zaman ve imkan verilmeli.
Dr. İbrahim Ersoy: Eğitim hastanelerindeki eğitim-araştırma-hizmet dengesini performans mı yoksa zaman mefhumu mu yönetiyor?
Dr. Gültekin Gülbahar: Performansa dayalı döner sermaye payı alan asistanlar arasında, en az 10 kat fark var. Böyle bir ortamda ekip çalışmasından bahsedemezsiniz. Ekip çalışmasının yerini rekabet, huzursuzluk alıyor, eğitim ikinci plana atılıyor. Performansa dayalı döner sermaye uygulamasından sonra, asistanlar yapılmayan işin yapılmış gösterildiğine, yapılan işlerin abartıldığına tanık olmaya başladı. Performans uygulamasının asistan eğitimine katkısı “serbest piyasa hekimliği” oldu.
Dr. İbrahim Ersoy: Üniversite hastanelerinde durum nasıl?
Dr. Burak Bal: Asistanlar hem hizmet üretiyor, hem eğitim alıyor. Üniversite hastanelerinde hizmet üreten adam, eğitim alanı eziyor. Ben hiç “İkinci yılın sonuna geldin, hala teorik olarak büyük eksikliklerin var” diye azar işiten asistan görmedim ama, “Hastanın CT’sini çektirmemişsin” diye azar işiten çok asistan gördüm. Üniversitelerde, asistanlar hocasının önüne koyduğu tezi mi yapıyor yoksa literatürü bilen, çözüm üretebilen, bunu ispatlayabilen bir hekim olarak mı yetiştiriliyor? Türkiye’deki tezlerin kaçı tez tanımına uyuyor? Buna baktığınızda o eğitimin ne kadar bilimsel olduğu ortaya çıkar. İlk iki sene asistanına bilimin metodu öğretilebiliyor mu? Üniversite hastanesinde klinikteki bir hocanın, asistanına sadece klinik yeterlilik değil, bilimsel metot da öğretme hedefi olup olmadığını bilmiyorum. Varsa, bunu nasıl uyguladıklarını her zaman çok net göremiyorum.
Dr. İbrahim Ersoy: Üniversite hastanelerinin biri hariç hepsi negatif bütçede. Üniversite hastaneleri para kazanmaya yönelik mi çalışıyor?
Dr. Burak Bal: Hastane kendini döndürmek zorunda hissediyor. İyi işleyen bir ekonomik sistemin içinde yaşamıyoruz. Bu, üniversitelere de yansıyor. Bunun idealine yaklaşma derdi var mı yok mu bu önemli. Üniversitelerin bu yoldan çıkmadığı ümidim var.
Dr. Gültekin Gülbahar: Uygulamalar, asistanların mesleki, kişisel, sosyal gelişimini engelleyecek boyutta olmamalı. Asistanlığa başlarken zaten gün aşırı nöbet tutuluyor ama ortalama bir asistanın haftalık çalışma süresi 56 saatse, bir o kadar da ek mesai yapıyor. Bu kadar ek mesai yapılan bir ortamda, asistanın bilimsel etkinlikler içinde olmasını beklemek mümkün değil. Eğer asistanlar bu gayret içindelerse, kendi fedakarlıkları sayesinde oluyor.
Dr. İbrahim Ersoy: İş yükünüz, mesleki gelişiminizi nasıl etkiliyor?
Dr. Cegerğun Polat: Olumsuz etkiliyor ama olumlu etkileri de var. Fakülteler hizmet sektörüne girmek istiyor. Bizim kardiyoloji anabilim dalında, Türkiye Yüksek İhtisas Kardiyoloji Bölümünden bile fazla yatak sayımız var. Ama orada 40’a yakın asistan, 50 uzman varken, bizim asistan sayımız 11, uzman sayımız da 4. Yani dörtte bir civarında bir oran var. Bugüne kadar hep ağır çalıştığımız için şikayet ettik. Ama son aylarda hasta sayımız düşünce herkes huzursuz oldu. Ben ne kadar anjiyo yaparsam, o kadar şey öğreneceğim. Asistanların “şu zamana kadar şu kadar vaka yapması” tarzında bir standardizasyon olmadığı için, eğitim tamamen sürece bırakılıyor.
Dr. Burak Bal: Asistan eğitiminde eksikler varsa, “bunu tamamlayın” diyecek bir otorite yok. Anabilim dalının iyi niyetine kalmış bir şey.
Dr. Cegerğun Polat: Kafada oluşmuş bazı sınırlar, vicdan vardır. Bunlar yazılı değildir, belirlenmez. İnsanların kişisel hırsı daha geleneksel bir şey. Hoca, “Ben bu çocuğa taktım” derse olay bitiyor. Yaşamadığımız şeyler değil, ben kişisel olarak da yaşıyorum. Bölümde bazı şeyleri dillendirdiğimde asi oluyorum. Sistem kendi içinde sizi öğütüyor. Üniversitelerde, eğitim hastanelerinden çok farklı bir bilimsel hava olduğuna inanmıyorum. Çünkü üniversitelerde de şef-şef yardımcısının yerini akademik kurul alıyor. Öğretim üyeleri arasında da bir kıdem var. Bazı profesörler bazı profesörlere “hocam” diye hitap ediyor. Böyle bir sistemde, bizim “abi” dediğimiz profesör, “hocam” dediği profesöre itiraz edemiyor ki. Üniversitelerdeki tek farklılık, bir üniversite havası var ve öğretim üyesi sayısı çok.
Dr. İbrahim Ersoy: Tıpta Uzmanlık Tüzüğü bir türlü çıkmıyor. 2002 yılından beri bir tüzüğe sahip olmamak uzmanlık öğrencilerini nasıl etkiliyor?
Dr. Gültekin Gülbahar: Elbette ki olumsuz etkiliyor. Tıpta uzmanlığın her aşamasını ilgilendiren her kesimle ilişkili olmak gerekiyor. TTB UDEK (Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu) ve AHEK’i (Asistan Hekim Eşgüdüm Kurulu) hiçe sayarak tüzük çıkaramazsınız. Tüzüğün hala çıkmamasının en önemli nedenlerinden biri budur. Tek başınıza çıkarmaya çalışırsanız, bu kesimlerden itiraz gelecektir. Sağlığı ilgilendiren her kesim arasında barışçıl bir ortamda bu tüzüğün hazırlanmasında fayda var. Tıpta uzmanlık eğitimi alıyoruz fakat, bu eğitimin standartlarını belirleyen bir tüzük yok. Eğitim veren kurumlar kendi belirledikleri programları hayata geçiriyorlar. Bunun denetimi de söz konusu değil. Belli bir süre geçtikten sonra eğitim alan hekimler uzman olarak atanacaklar. Eğitimde standardizasyon çok önemli. Tüzüğün olmaması standardizasyonu etkiliyor.
Dr. İbrahim Ersoy: Tıpta Uzmanlık Tüzüğü, performansa dayalı döner sermaye uygulaması varken ne kadar etkili olur?
Dr. Gültekin Gülbahar: Bu çok doğru bir saptama. Sadece uygulama yapan, döner sermayeye katkı yapmak için sağa sola koşturan, bilimsel etkinlikleri mecburen ikinci plana itmiş bir asistan tipolojisiyle karşı karşıyayız.
Dr. İbrahim Ersoy: Tıpta Uzmanlık Tüzüğü, TTB’nin de içinde bulunduğu bir oluşum tarafından hazırlansa, şu andaki çalışma sisteminiz ve eğitiminiz değişir mi?
Dr. Gültekin Gülbahar: Asistan temsilcilerinin ve uzmanlık derneklerinin de olduğu bir oluşum tarafından bir tüzük çıkarılırsa, uzmanlık eğitimi tabii ki olumlu etkilenir. Eğitim gereksinimlerini belirleyenler, asistanlar ve eğitimi veren hocalardır.
Dr. Cegerğun Polat: Bu, sivil inisiyatiflere ne kadar yetki verileceğiyle ilgili. TTB bile tıp alanına ne kadar müdahale edebiliyor? Böyle bir ortamda tüzüğü uygulamak çok olası değil. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin web sitesi yeni hazırlandı. Ama orada hala göz, kadın doğum gibi anabilim dallarında uzmanlık eğitimi süresi 4 yıl olarak görünüyor. Hoca hala eğitim süresini 4 yıl zannediyor. Eğitim süresi 5 yıl dendiğinde, “İyi, bir yıl daha kalır” diyor. Mesela ben kardiyolojide bir şeyler olsun istedim. Hocalardan toplantı talebimiz oldu. Ne zaman ne yapacağımıza, rotasyonlarımıza ve eğitim sistemimize ilişkin bir şey yok. Uzmanlık eğitimiyle ilgili tüzük açığımız var, bunu kendi içimizde halledelim dedim. Hatta diğer anabilim dallarına da örnek olacağını düşündüm. Ankara Üniversitesi Asistan Komisyonu (ATAK) olarak örnek bir tüzük tasarısı hazırlamayı düşündük. Fakülte yönetim kurulunda bunu dile getirdik, onay verdiler. Ama biz bunu organize edemedik, arkadaşlarımız kendilerini pek sorumlu hissetmediler. Kendi bölümümde hocam, “Asistan sayımız az. Biz hallederiz, siz canınızı sıkmayın” dedi. Ve konu kapandı.
Dr. İbrahim Ersoy: Anladığım kadarıyla asistanların ve eğiticilerin gündeminde Tıpta Uzmanlık Tüzüğü gibi önemli buldukları bir konu yok.
Dr. Cegerğun Polat: Bu, yakıcı bir sorun değil ama bunun farkında değiller. Geleneksel eğitim modelinde asistanlar alternatif düşünmüyorlar. Eğiticilerin de hesabına gelmiyor. Farkındalığı yaratmak önemli. Bunu ATAK yoluyla yapmaya çalışıyoruz. AHEK’in bu konuda ciddi bir çalışması yok. Teorik altyapı çalışmalarına dönük kendi kadrosunu oluşturabilmiş değil. AHEK bir birliktelik öneriyor. Örneğin Ankara Tıpta ATAK’ın örgütlenmesi için uygun koşullar oluşturulamıyor. Toplantı yapamıyoruz, katılım düşük. Hoca izin vermiyor, asistanlar vakadan çıkamıyorlar. Hocaları zorunlu tutacak bir inisiyatif de yok. Sistemin genel çıkmazlarından çok bağımsız değil. AHEK’in önünde örgütlenme problemi var. Ama bu, AHEK’in bir ihtiyaç olmadığı anlamına gelmiyor. Ortak bir dille daha örgütlü şekilde sorunlar dile getirilebilir. Fakat asistanlar bunu içinde yeterince hissetmiyor. Mesleğini kavrayışla ilgili bir şey.
Dr. İbrahim Ersoy: Asistanlığı geçiş dönemi olarak gördükleri için mi sorunlara ilgisiz kalıyorlar?
Dr. Gültekin Gülbahar: Asistanların pozisyonlarının geçici olması, örgütlenmeleri durumunda eğitim süreçlerinin etkileneceğini düşünmeleri gibi birçok sebep sorunların dile getirilmemesine neden oluyor. Ancak Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın uygulanmaya başlanmasıyla, asistanlar sorunlarının geçici olmadığını görmeye başladı. İş güvencesi olmayacak, yabancı hekimlerin gelmesiyle özlük haklarımızda kayıplar olacak, çalışma koşulları ağırlaşacak. Bunu asistanlar da görmeye başladı.
Dr. İbrahim Ersoy: Asistan örgütüne katılmanın bir ihtiyaç olduğuna yönelik AHEK’in ne tür çalışmaları olacak?
Dr. Gültekin Gülbahar: AHEK, uzmanlık dernekleri, eğitim hastaneleri ve fakültelerdeki asistan temsilciliklerini tek çatı haline toplayacak. Ortak bir dil oluşturmak, çalışmaları merkezileştirmek, temsilcileri bir araya getirerek tartışma ortamları sağlamak gibi hedefleri var. AHEK’i, yerellikleri bir araya getiren bir üst kurul olarak düşünmek lazım.
Dr. Cegerğun Polat: Asistanlar eğitimin bir tarafıdır. Standartlarda çizginin nerede olacağına dair zorlayıcı bir unsur olacaktır. Doğruyu bulmak açısından bir terazi söz konusuyla, terazinin bir tarafında dengeyi sağlayacak unsurdur. Eğitimle ilgili bazı dönüşümlerin sağlanmasında katkısı olacaktır.
Dr. İbrahim Ersoy: Eminim asistanların sorunları bunlarla bitmiyor. Ancak biz önemli gördüğümüz konularla ilgili sizlerin görüşlerini aldık. Hepinize teşekkür ederim.
|
|
|
 |
 |
 |
|
|
|
|
|
|
|

|
|
RÖPORTAJ |
Prof. Dr. Musa Bali
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Musa Bali
|
|
|
|
|
|

|
|