AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • “Eğer bir fark göremiyorsanız, zamanınızı boş yere harcamışsınızdır, yazık olmuş size”
    • Akademisyenler köşesinin bu haftaki konuğu Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kadanalı

11 Mart 2007, Pazar

“Eğer bir fark göremiyorsanız, zamanınızı boş yere harcamışsınızdır, yazık olmuş size”
Akademisyenler köşesinin bu haftaki konuğu Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kadanalı

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1963’de, Erzurum’da doğdum. 1987’de İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Aynı yıl ilk defa uygulanan TUS’la Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’nda asistanlık eğitimime başladım ve 1993’de uzman oldum. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı’na aynı yıl yardımcı doçent olarak atandım. Ege Üniversitesi Tüp Bebek Merkezi’nde 1994’te tüp bebek ve yardımcı üreme teknikleri konusunda eğitim aldım. 1996’da doçent oldum. Yine ilk defa uygulanan puanlama sistemi ile 2001’de profesörlük kadrosuna atandım. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin son iki dönemdir yönetim kurulu üyesiyim. Kuruluşundan bu yana Üreme Endokrinolojisi, İnfertilite ve Yardımla Üreme Teknikleri Derneği’nin (TSRM) yönetim kurulu üyeliği ve 2. Başkanlık görevini sürdürmekteyim. Evli ve 2 çocuk babasıyım.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Öğrenciye ders anlatma tekniği ve motivasyonunu Prof . Dr. Sami Zan’dan, doğum yaptırırken sabretmeyi Op. Dr. Yılmaz Güray’dan, okumanın-üretmenin zamanı ve yaşı olmadığını kitaplarından tanıdığım, 50’li yaşlarda akademisyen olan Prof. Dr. Kazım Arısan’dan, mesleki becerileri Prof. Dr. Namık Demir’den, vermenin (öğretmenin) almadan daha kıymetli olduğunu Prof. Dr. Victor Gomel’den, olayları değişik açılardan görme ve öğrenciye anlatırken mizansen ile nakletmeyi Prof. Dr. Üstün Dökmen’den gördüm ve etkilendim.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
İnsanların taparcasına sevdiği, hayatları boyunca unutamadığı, saygı ve sevgiyle davrandığı bir hekim olmak, benim için en büyük gurur idi. Hekim olduğum, hele kadın doğum doktoru olduğum için çok mutluyum, tekrar dünyaya gelsem yine aynı seçimi yapardım. Kadın doğum hekimleri ile hastaların çok özel bir bağı vardır.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Kadın doğum, nev-i şahsına münhasır bir branştır. Çoğu branşta insanlar hastaneye, doktora bir olumsuz beklenti ile giderler. Bizde durum çok farklıdır, hastaneye giderken sevinç vardır; bir bebek doğacaktır, tüm aile onu koklayıp sevecektir, bu psikolojide anne veya bebeğe bir şey olursa buna hazırlıksız olan hasta ve yakınları bu durumu kabullenemezler. İşte bizim mesleğin en kötü anları bu anlardır. Mesleğimde en zor anlarımdan biri de tüp bebek uygulamasından olumsuz sonuç alan hastaya bunu bildirdiğim anlardır.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence son dönemde gerçekten sağlık sistemimizde bir reform yaşanmaktadır.2-3 yıl önce devlet hastanesinde hekim sabah geliyor, gazetesini okuyor 10.30’da polikliniğe başlıyordu. 11.30’a kadar yaklaşık 100 hasta muayene ediliyordu. Saat 14 ile 15 arası sonuçlara bakılıyor ve gün bitiyor idi. Şu anda hastanedeki uzman hekim sayısı kadar poliklinik açılabiliyor. Sigorta hekimleri Anadolu’da hastaları ne sevk ediyor ne de tedavi ediyorlardı, SSK’lılar ilaçlarını alamıyorlardı. Bu sorunların kısa sürede ortadan kalkması bence sevindirici oldu. Sağlık sisteminin en önemli eksiklerinden biri standardın olmamasıdır. Ülkenin batısı ile doğusu arasında fark olmamalıdır. Hekimler düzenli olarak yeterlilik sınavına girerek güncel kalmalıdır. Meslek örgütleri çok güçlü olmalı, ihtisasın nasıl, nerede yapılacağını belirlemeli, ihtisas belgesini vermeli ve hekimi denetlemelidir.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyenliğin birinci ve vazgeçilmez şartı öğretmek ve eğitmektir. Victor Gomel Hoca bir toplantıda şöyle demişti, “Ben çok şanslı bir adamım. Niye biliyor musunuz? Çünkü ben vermenin almaktan daha kıymetli olduğunu çok erken öğrendim, hep verdim. Şimdi o insanlar ülkelerinde en iyi konuma geldiler ve beni el üstünde tutuyorlar.” Bu konuşma beni çok etkilemiştir. Bazı arkadaşlar bir an önce kısa yoldan akademisyen olmak istiyorlar. Onlara hep şu tavsiyede bulunuyorum; akademisyen olduğunuzda kendinize şu soruyu sorun: “Benim diğer uzman doktorlardan ne farkım var?” Eğer bir fark göremiyorsanız, zamanınızı boş yere harcamışsınızdır, yazık olmuş size.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
1997 yılında ABD’de Chicago Rush Üniversitesi’nde Prof. Ewa Radwanska’nın yanında, visiting fellow olarak çalıştım ve ileri yardımcı üreme teknikleri konusunda eğitim aldım.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
İsterdim, gerçi her ülkenin kendine ait zorlukları var. Ülkemizde hekim olarak hastanın her şeyi ile ilgilenmek zorundayız. Sosyal sorunları, maddi sorunları, sevk işlemleri, ilaçları, tıbbi malzemesi vb... Hepsiyle hekim ilgileniyor. Bu da doğal olarak hekimin verimini düşürüyor. Bakın yurtdışında bir sabah etik toplantıya girdim, ben o zamana kadar etik denince bilimsel çalışma etiği anlıyordum. Hastanenin etik heyeti toplantıya 3 vaka getirmişti. Bir vakada böbrek hastası artık diyalize girmeyi reddediyordu, doktoru hemen etik bölüme hastayı göndermiş ve işine bakmıştı. Düşündüm bizde olsaydı, hekim olarak hastayı ikna etmek için işimizi gücümüz arasında neler yapmazdık. Bu yükü de üzerimize alıp tekrar dialize başlatırdık. Fakat yine de benim ülkem, benim insanım derim.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Yurtdışı 25 civarı, yurtiçi 100’ün üzerinde yayınım var. SCI aldığım atıflar 150-200 civarındadır.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Atatürk Üniversitesi, bu yıl kuruluşunun 50. yılını kutlamakta ve ülkemizin 4. olarak kurulmuş köklü bir eğitim kurumudur. YÖK’ün 2006’da yaptığı uluslararası yayın sıralamasında tüm üniversiteler arasında ilk 10 üniversite arasındadır. Üniversite ve fakültemiz tam bir bilimsel özgürlük ortamının olduğu akademik işleyişin tam oturduğu bir kurumdur. Ben Ankara, İstanbul ile karşılaştırdığımda akademisyenliğin daha verimli olacağını düşünüyorum. Zira burada hayat daha rahat, trafik yok, ulaşım rahat, vaktinizi daha iyi değerlendirebiliyorsunuz.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Akademisyenliği yalnızca üniversitelerde kullanılan bir unvan haline getirirdim. Tıp fakültelerinde öğrenci sayısını azaltırdım, öğretim üyesi kalite ve sayısını artırmadan fakülte ve üniversite açılışına izin vermez, yetersiz olanları hemen kapatırdım. Üniversiteleri mütevelli heyetlerine devreder, rektörlerin yetkileri kısıtlardım. Akademisyenden yönetici yapmazdım.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Anabilim dalımızda en önem verdiğimiz konu huzur, arkadaşlık ve paylaşımcı bir çalışma ortamının olmasıdır. Tüm öğretim üyesi arkadaşlarımla çok uyumlu bir şekilde çalışırız.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Yaptıklarımla övünüyorum, ancak daha yapacak çok şey var. Avrupa Birliği sürecinde her sektör gibi bizim de yapacağımız çok şey var. Ben AB’nin tarama sürecine taraftarım. Kendimize bir standart oluşturalım, daha sonra AB’ye girmesek de olur.

Başınızdan geçen mesleğinizle ilgili en ilginç anınız nedir?
Mesleğimle ilgili çok anım var, hatta bunları bir kitap halinde toparlamayı da düşünüyorum. Bir kez çocuk sahibi olamayan bir çift gelmişti ve incelemeler sonucu erkekte ağır derecede oligoastenospermi olduğunu görünce tüp bebek yöntemini önermiştim. Bir süre sonra erkek başka bir hanımla geldi ve şöyle dedi: “Doktor Bey tüp bebek çok pahalı geldi, ben tüp bebeğin dörtte bir parasıyla başlık parası verip yeni bir hanım aldım. Bendeki şansa bakın ki bu da kısır çıktı, bir de buna bakın.” Aradan sanırım 8-9 yıl geçti, bir gün aynı çift geldi. Adam sordu: “Doktor Bey beni tanıdınız mı?” dikkat ettim, o hasta idi. “Ne oldu?” diye sorduğumda, “Doktor Bey, dediğiniz gibi yeni aldığım hanımdan da çocuğum olmadı, haksızlık olmasın diye hiç birine tüp bebek yaptırmadım, sonra ilk hanım akciğer kanseri oldu ve bir süre sonra rahmetli oldu. Bende daha sonra bu hanıma tüp bebek yaptırdım, şu an ikiz hamile” dedi.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Sağlık olmadığında hiçbir şeyin istediğim gibi olamayacağına inanıyorum. Yalnızca düzenli spor yapamıyorum.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum. Kayak, yürüyüş, kitap okuma, internet, seyahat ve Fenerbahçe uğraşılarım arasındadır.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Mesela yeni doçentken Dokuz Eylül Tıp Fakültesi’nde bana kadro açmışlardı, fakat çalıştığım üniversitenin o zamanki rektörü ayrılmam için muvafakat vermemişti. İdare mahkemesine dava açmış ve kazanamamıştım. O zamanlar üzülmüştüm, fakat yıllar geçince böylesinin daha iyi olduğunu anladım. Bence hayatımızda tesadüflerin yeri yoktur.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Ayırdığımı sanıyorum, insanın hayatta en değerli şeyi ailesidir. Hayatımda en mutlu olduğum anlar neydi diye dönüp baktığımda ilk sırada çocuklarımla ten temasımın olduğu anlar aklıma geliyor. Eşim ise her şeyim, çok iyi anlaşıyor ve meslektaş olduğumuz içinde her şeyi paylaşıyoruz.

Teşekkür ederiz. 12/3/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)