AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Doç. Dr. Ahmet Akın Sivaslıoğlu
    • Alçakgönüllü, değişime açık, ben değil biz diyebilen, bilgi ve deneyim paylaşan, sürekli kendini geliştiren, yeni neslin önünü kesen değil onlara rehberlik eden kişi hangi alanda olursa olsun akademisyendir.

17 Ekim 2010, Pazar

Doç. Dr. Ahmet Akın Sivaslıoğlu

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Şef Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Akın Sivaslıoğlu

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1962 yılında Kars’ta doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Yeniçubuk (Sivas) ve Konya’da (Konya Maarif Koleji) tamamladıktan sonra 1986 yılında İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinden mezun oldum. Zonguldak ve Aydın’ın çeşitli ilçelerinde zorunlu hizmetimi bitirdikten sonra Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma  Hastanesinden “kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığımı” aldım. 1993 yılında İngiliz Kültür’den aldığım bir bursla Exeter Üniversitesi Nüfus Çalışmaları Enstitüsünde yüksek lisans (MA) yaptım. 2008 yılında doçent, 2009 yılında ise Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine Şef Yardımcısı olarak atandım. SCI-Expanded kapsamındaki Türkiye Klinikleri Dergisinin Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Editörlüğü yanı sıra “Pelviperineology A Multidisciplinary Pelvic Floor Journal”ın Yardımcı Editörlüğünü yapmaktayım. 2005 yılında kurulmuş olan Pelvik Rekonstrüktif Cerrahi ve Üriner İnkontinans Derneğinin kurucu üyesi olup, halen başkanlığını da yürütmekteyim. Evliyim, Alphan isminde bir oğlum var.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

1970-80’li yıllarda en cazip meslek tıp doktorluğu idi. Maddi ve manevi tatmin açısından tıp doktorluğu ülke gerçekleri ile en net kesişen idi. Üniversite sınavlarına hazırlanırken iyi bir puan alacağımı biliyordum, bu nedenle tıp aslında rasyonel bir seçimdi. Oysa hep aklımdan geçen mimarlıktı. Üniversite tercihle-rimde tıptan hemen sonra mimarlıklar vardı. Zaman zaman eğer tıbbı seçmeseydim çok zengin, çok daha sosyal bir insan olabileceğimi düşünürüm. Çünkü hekimlik insanı törpüleyen bir süreç. Ama herkes “hekim” olmak ister. Seçtiğim ve olduğum için de bahtiyarım.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Her zaman iki kere iki’nin dört etmemesi. Buna gerçekten çok kızıyorum. Ama tartışmasız kabul de ediyorum.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Alçakgönüllü (başakların içi doldukça eğilir!), küçük gölgeli (güneş batarken gölgeler büyür!), değişime açık (gelişmenin temel şartı değişimdir!), takım ruhu olan (ben değil biz diyebilen!), bilgi ve deneyim paylaşan (her ikisi de paylaşıldıkça artar!), sürekli kendini geliştiren (hızlı devinen dünyada bilgi de hızla ilerliyor, genişliyor!), ilkel duyguları olmayan (kıskançlık, ya ben ya o’culuk, konum veya makam fetişistliği gibi!) ve yol açan (yeni neslin önünü kesen değil onlara rehberlik eden!) hangi alanda olursa olsun akademisyendir.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

O kadar çok rol modelim var ki. Hepsinden aldıklarımı sentez-lemek istiyorum.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Toplumda bu kadar çok hasta “kadın” olması beni endişelendiriyor. Hastaneler “sosyalleşme alanlarına” dönüşmüş halde. Öte yandan toplum, sağlık çalışanlarına karşı adeta “düşman”. Sağlık hizmeti alanlar ve verenler arasında karşılıklı saygı ve güvene dayalı iletişim kanalları mutlaka kurulmalı. Buna yönelik olarak kapsamlı bir projenin devreye sokulması gerektiğine inanıyorum. Önemli bir diğer nokta ise sağlık hizmetlerinin bir finansman sorunu olduğu gerçeği hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalı. Eğer sağlık hizmetini verirken birinden para almıyorsanız, bilin ki mutlaka eliniz başka birinin cebinde. Bu toplumsal uzlaşmayı dahi bozabilecek önemli bir detay.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

İngiltere, Amerika, Almanya ve Fransa’da mesleki çalışmalarım oldu. Gururla söylemeliyim ki ülkemizin dünyanın en gelişmiş ülkeleriyle rekabet edebileceği tek dal sağlık sektörü.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Evet, isterdim.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yurt içi 88, yurt dışı 14 olmak üzere toplam 102 yayınım var.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Ülkemizde tıbbi yayıncılık denilince benim aklıma gelen “fotokopi” kitaplar. Orijinali oldukça pahalı olan tıp kitapları 50-100 TL arasında fiyatlarla satılıyor. En hafifiyle emeğe saygısızlık yapıyoruz. Denetim yok. Bir de madalyonun diğer yanı var: Yerli yazarlar pek kitap yazmıyor. Yazanların çoğunda ise içerik ile ilgili sıkıntılar var. Bir editör konuları belirleyip “O konuyu en iyi şunlar yazar” deyip onlara gönderiyor. Ancak farklı yazarlardan gelen; doğal olarak farklı yazım üslubuna sahip metinleri özgünleştiremiyor. Yani editöryalliği “iyi” yapmıyor bu nedenle de ortaya okunması, anlaşılması zor kitaplar çıkıyor. Daha kötüsü ülkemizde tıp kitaplarının çoğunda “maddi hatalar” var. Ya bu çevirinin yanlış yapılmasından ya da gerçekte konuya hakim olmayan insanlar tarafından metinlerin yazılmasından kaynaklanıyor. Yapılması gereken tıbbi yayıncılığı denetleyen bir etik kurulun oluşturulması (bu kurul o klinik dal ile ilgili derneklerce oluşturabilir) ve bu kuruldan basılacak kitaplara “tavsiye niteliğinde onay” verilebilir. Yetersiz olduğu düşünülen kitap-lar yazarınca yine basılabilir, ancak bu kuruldan “tavsiye niteliğinde onay” verilmez.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

YÖK’ün kurumsal kimliğinin gerekli olduğuna inanıyorum. Neden bir “Oxford, Harvard veya Sorbonne”umuzun olmadığını -ki dünyanın en eski üniversitelerinden birine sahibiz- önemsiyorum. Eğitimde kalitenin belirteçleri artık evrensel -tekerleği yeniden keşfetmemiz gerekmiyor-. Özellikle YÖK’ün “atayan ve sınayan” bir kuruluş olmaktan çıkarılıp  üniversitelerimizde çağdaş ve kaliteli eğitimin gerçekleştirilmesini her boyutu ile özendiren bir kuruma dönüştürülmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Açıkçası bunun da hiç zor olmadığını düşünüyorum.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Hedefe ulaşıldığında yaşam bitmiş demektir. Her ulaştığım hedefte yeni bir ulaşılacak hedefi de belirlerim.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Pratisyen hekim olarak Eflani ilçesinin Alpagut Sağlık Ocağına atanmıştım. Bir gün köyün imamı 8-10 yaşlarında bir çocukla geldi. Yanlarında da çocuğun anne ve babası vardı. Lafı hiç uzatmadan konuya girdi. “Doktor bey” dedi “Bu çocuğu bana getirmişler. Sürekli çırpınıp duruyormuş, eli ayağı kasılıyormuş o zamanlarda da dişleri de kitleniyormuş. Ağzından da beyaz bir köpük geliyormuş. Ben şöyle bir baktım. Benlik değil senlik olduğunu anladım. Hadi sana kolay gelsin” deyip aileyi ve çocuğu yanımda bırakıp ayrıldı.

Bir anı da uzmanlığımdan: İdrar kaçırma şikâyeti olan bir bayana şikâyetini değerlendirmeye yönelik olarak doldurması için “işeme günlüğü” vermiştim. Teknik olarak 3 gün boyunca aldığı ve miksiyonla dışarı çıkardığı sıvıların miktarını mili-litre cinsinden saati saatine yazıp getirmesi gerekiyordu. Üç gün sonra getirdi de. Alınan sıvılar bardak cinsinden yazılmış, miksiyon miktarları ise “azıcık, biraz, çok” cinsinden belirtilmişti. O günden sonra “işeme günlüğünü” hiç kullanmıyorum.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Maalesef hayır. Bir defasında annem “Oğullarım iyi ki doktor oldular kendi sağlıkları ile ilgileneceklerini düşünmüştüm ama ne gezer” diye hayıflanmıştı. Unutmadan ben hiç “check-up” yaptırtmadım.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Son günlerde “Türk tarihi” üzerine yoğunlaşmış bulunmaktayım. Fırsat buldukça konu ile ilgili her türlü kitap, dergi toplu-yorum. Edindiğim yeni bilgileri konuya benden daha hakim olan değerli insanlarla tartışıp doğru bir yön bulmaya ve orada ilerlemeye çalışıyorum. Amacım bir kitap yazmak. Her şey planladığım gibi giderse 5 yıl içerisinde bu kitap projemi geçekleştirebileceğim.

Futbolu seviyorum. Galatasaraylıyım. Bir dönemde de futbol hakemliği yapmıştım.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

İnsan olup da hiç keşke dememek ya da pişman olmamak mümkün mü? Sanırım önemli olan bunların sayısı. Yani yaşamda her gün “keşke...” diyorsanız yaşantınızı rüzgarın esintisine bırakmışınız demektir ki, bu kabul edilebilecek tarz değildir. Pişmanlık ise daha değişik geliyor bana. Bence pişmanlık tecrübenin kristalleşmesidir. Sizindir, size özeldir, içsel bir itiraftır. Hatırı sayılır “pişmanlıklarım” ve az da olsa “keşke” dediklerim olmuştur. En azından ben öyle sanıyorum.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Aslında aileme vakit ayırıyorum, ancak bunun arzuladığım kalitede olduğuna inanmıyorum. Günün yorgunluğuna uğraşı alanımızın insan olmasından kaynaklanan kaygılar eklenince arzuladığım kalitede bir vakti aileme ayıramadığım hissine kapılıyorum. Ancak eşimin de doktor olması bu süreçte bana önemli bir destek veriyor.

 

Teşekkürler.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer