AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Doç. Dr. Ümit Göktolga
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ümit Göktolga

23 Mayıs 2010, Pazar

Doç. Dr. Ümit Göktolga
"Bir akademisyenin kendini bilimsel değişim ve gelişmelere paralel olarak yenilemesi gerekiyor. Birinci sorumluluğunun bu olması gerektiğini düşünüyorum. İkinci görevi olarak da, kendinden sonrakilere bu bilgileri aktarabilmesi gerektiğine inanıyorum."

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Ümit Göktolga

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?
1964 Sivas doğumluyum. İlk ve ortaokulu Sivas'ta okudum. 1978 yılında Kuleli Askeri Lisesine girdim. 1982 yılında Kuleli Askeri Lisesinden muzun olmamın ardından Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)'ne girdim ve 1988 yılında GATA'dan mezun oldum. 1988- 1991 yılları arasında GATA'da stajyer tabip teğmenlik, daha sonra da Kırklareli'nde alay doktorluğu yaptım. 1991-1995 yılları arasında Ankara GATA'da kadın hastalıkları ve doğum ihtisası yaptım.

1995 yılında uzman oldum. 1995 yılında Elazığ Askeri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlığına atandım. Burada 2002 yılına kadar görev yaptım. 2002 yılında GATA Kadın Doğum Ana Bilim Dalına yardımcı doçent olarak döndüm. 2007 yılında Albay rütbesiyle yardımcı doçentken Türk Silahlı Kuvvetlerinden kendi isteğimle emekli oldum.

2008 yılında kadın hastalıkları ve doğum doçenti oldum. 2009 yılı Kasım ayında da Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliğine atandım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Askeri liseyi bitirdikten sonra, küçüklükten bu yana doktor olmak gibi bir hedefim vardı. Babam işçiydi, o dönemin SSK hastanelerinde sağlık ihtiyaçlarımızı karşılıyorduk. Hem küçükken kendi rahatsızlıklarım hem de aileme eşlik ederken hastanelere sık sık gidip geliyordum. Doktorlara da çok özeniyordum. Hekim olmayı o zamanlardan düşünmüştüm. Askeri liseye girmek mecburiyetinde kaldıktan sonra önümdeki seçenekler azaldı. Fakat 12 Eylül 1982 Harekâtı'ndan sonra GATA Tıp Fakültesi açılmıştı. Askeri liseyi bitirdiğimiz zaman bir imkân tanındı ve ben de bu imkânı kullanarak üniversite sınavıyla GATA'ya girmiş oldum. Doktor olduğum için hiçbir zaman pişman olmadım, özellikle de kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olduğum için çok mutluyum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
İşimizin en zor tarafı gebe takibi. Çünkü diğer branşlar bir hasta ile uğraşırlar. Karşılarında bir hasta vardır. Ancak karşınıza bir gebe geldiğinde karşınızda iki tane canlı vardır. Bir anne ve onun karnındaki bebek vardır. Bu gebeliğin hem anne hem de bebek için sağlıcakla seyrini takip etmeniz gerekiyor. Dolayısıyla bir hastada iki canlının sorumluluğunu taşıyorsunuz. Dolayısıyla sorumluluğunuz ikiye katlanıyor. Bence işimizin en zor yanı bu.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyenin iki tane fonksiyonunun olduğunu düşünüyorum. Çağımız bilgi çağı. Bilgi çok hızlı değişiyor ve gelişiyor. Tıp bunlardan bir tanesi. Hem tıbbi bilgiler çok hızlı değişiyor hem de diğer bilim dallarında olan bilimsel gelişmeler, tıbba çok hızlı uygulanıyor. Dolayısıyla hem bilgi anlamında hem de teknoloji anlamında bir değişme ve gelişme var. Bir akademisyenin kendini bu değişme ve gelişmelere paralel olarak yenilemesi gerekiyor. Birinci sorumluluğunun bu olması gerektiğini düşünüyorum. İkinci görevi olarak da kendinden sonrakilere bu bilgileri aktarabilmesi gerektiğine inanıyorum.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?
Yetiştiğim dönemde kadın hastalıkları ve doğum stajım sırasında, GATA kadın-doğumun o zamanki doçentlerinden biri olan Atilla Köksal Hocamız vardı. Kendisi kişiliği, hastalarla diyaloğu ve biz öğrencilerle olan iletişimi açısından çok beyefendi bir insandı. Allah uzun ömürler versin. Kendisi şuan İzmir Ege Doğumevinde Klinik Şefi. Muhtemelen kendisi bu hayranlığımı bilmiyordur. Onu kendime örnek almıştım. İhtisas yıllarımda da iki kişiyi örnek aldım. Bunlardan biri o zamanki ana bilim dalı başkanımız İnal Ülgenalp Hocamızdır. Diğeri ise yine daha sonra ana bilim dalı başkanlığımızı yapmış olan ve benim de şu an uğraşmakta olduğum infertilite ve endoskopik cerrahiyi yönlendiren Prof. Dr. Recai Pabuççu Hoca'dır.

Türkiye'deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sağlıkta yeni bir sistem kuruluyor. Sağlık Bakanlığı daha önceki dönemlerde olmadığı kadar Türkiye'de sağlık politikaları konusunda belirleyici ve yönlendirici olma durumunda. Bu aslında sürekli olması gerekli bir şeydi ama, Türkiye'deki Cumhuriyet kurulduğundan bu yanaki gelişmeler içerisinde Sağlık Bakanlığı asli fonksiyonlarını çok fazla yürütemiyordu. Sağlık Bakanlığı artık, sağlık politikalarının belirlenmesinde ve yönlendirilmesinde bir otorite olarak kendisini hissettirmeye başladı Olması gereken de zaten buydu. Mevcut Sağlık Bakanı benim bildiğim kadarıyla Cumhuriyet tarihinde en uzun süre bakanlık yapan bir kişi. Onun da yönlendirmesiyle bir değişim programı başlamış durumda. Bu program hem Türkiye'nin gerçeklerine hem dünyanın gerçeklerine uygun ve paralel olarak yürütülen bir program. Ancak bir sistemi değiştirmek, yeni bir sistemi oturtmak zor bir süreç. Bir geçiş süreci yaşanıyor. Bizler de meslek grubu olarak bu süreci yaşıyoruz. Yeni kanunlar, yönetmelikler çıkıyor.

Bunun nihai hedefinin hem ülkemiz hem de sağlık çalışanları için doğru olduğuna inanıyorum. Bu geçiş sürecinde hem bireysel hem kurumsal boyutta bazı sıkıntılar yaşanabilir. Bunların olması ana hedefin yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Bu uygulamalardan doğan sıkıntılarında düzeltici müdahalelerle daha iyi yönlendirileceğine inanıyorum.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Yurt dışında hem kongre katılımı hem de kısa süreli kurslar tarzında eğitim amaçlı olarak kısa sürelerle birkaç kez bulundum.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Sanıyorum istemezdim. Çünkü yurt dışında ana politikaları belirleyen faktör sağlık finanstır. Ben finansman boyutu hekimlerin tıbbi uygulamalarını, sağlık kuruluşlarının organizasyonunu belirleyen ana faktör olarak gözlemledim. Bu çok kısıtlayıcı ve çok belirleyici bir faktör olarak göz önünde duruyor. Dolayısıyla işin insani boyutu, bizim ülkemizde olduğu kadar gözetilmiyor. Bunun doğru bir şey olmadığını düşünüyorum. İnsan sağlığı sadece bir ticari işletmecilik anlamında ele alınmamalı ve sağlık ekonomisi ya da sağlık finansmanı bu işin ana belirleyicisi olmamalı. Özellikle ABD'de gözlemlediğim ana faktör buydu. Böyle bir ortamda mesleğimi icra etmek istemezdim. Kendi ülkemde mesleğimi icra etmek mesleki tatmin açısından bana daha çok şey katıyor.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Yurt dışı dergilerde yayınlanmış 30'un üzerinde yayınım var. Yurt içi dergilerde de 50'nin üzerinde yayınlanmış yayınım bulunuyor. Bunların dışında bazı kitap bölümlerinin çevirisi, bazı kitap bölümlerinin yazarlığı gibi bilimsel faliyetlerim de oldu.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Birincisi, üniversite giriş sınavlarının Türkiye'nin başlıca sorunlarından biri olduğunu düşünüyorum. Mesleki yönlendirmenin daha erken yaşlarda, belki de ortaöğretim seviyesinde başlaması gerekiyor. Bu direkt olarak YÖK'ün primer sorumluluğu değil, ama kısmen görevleri arasına giriyor. Doğru bir meslek seçiminin yapılabileceği, bireyin kendi özelliklerine uygun bir mesleği seçebileceği bir sistem kurmayı hedeflerdim.

Üniversite sınav sistemi bir şekilde eleme yapıyor, ama bunun da çok hakkaniyetli olduğunu düşünmüyorum. Bölgesel gerçekleri göz önüne alarak yeni bir üniversite giriş sınav sisteminin kurulması gerektiğini düşünüyorum.

Üniversite düzeyinde de eğitim faaliyetleri ve akademik kadronun güçlendirilmesi, eğitim seviyesinin yükseltilmesine yönelik mevcut faaliyetlere ek olarak yeni bir şeyler bulmaya çalışırdım.

Bilimsel faaliyetlerin ana itici gücü bireysel motivasyon ve tatmindir. Bunu artırıcı unsurları artırmak gerekiyor. Bir bilim adamının geçim telaşı içerisinde olmaması, tüm motivasyonunu çalışmalarına vermesi gerekir. Dolayısıyla bu kaygıları ortadan kaldırıcı yeni bir bilimsel çalışma ortamı kurmaya çalışırdım. Türkiye'de TÜBİTAK var, ama bir Bilimler Akademisi yok. Kendi alanlarında üst düzey eğitim görmüş, üst düzey performans göstermiş, bilimsel çalışmalar yapmış akademik birikimi olan kişilerin, ülkenin bilimsel politikalarını yönlendirmesi açısından Bilimler Akademisi'nin kurulmasının doğru olacağını düşünüyorum. Belki bu yönde de faaliyetlerim olurdu.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Akademik kariyer yapmak hedeflerimden biri idi. Şu an doçent seviyesindeyim, hayatımın geri kalan bölümünde tabii ki ilerlemeyi ve profesör de olmayı arzu ediyorum. Silahlı kuvvetler içerisinde çalışmak beraberinde bazı mecburi hizmetleri de getirdiği için şu an yaşımla uyumlu olmadığını düşünüyorum. Bir diğer açıdan, kadın-doğum uzmanı olarak asıl çalışmak istediğim alanda da çalışma şansım oldu. Halen de daha çok o konuyla ilgileniyorum. Dolayısıyla mesleğimde hedeflediğim noktalara ulaştığımı söyleyebilirim. Fakat hiçbir şey durağan değildir. Hiçbir zaman en son nokta yoktur. Yine kendimi geliştirmek ve daha iyisini yakalamak için çaba içerisindeyim.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Embriyoyu mikroskop altında ilk gördüğümde çok heyecanlanmıştım. Bu embriyonun daha sonra bir çocuk olarak doğduğu ve büyüdüğünü de izleme şansım oldu. İnsanoğlunun iki hücreli halini görmek beni çok heyecanlandırmıştı. Hâlâ da heyecanlandırıyor. Bu benim için unutulmaz bir andı.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Bireysel olarak sigara, alkol gibi kötü alışkanlıklarım yok. Kronik hastalıklarım da yok. O nedenle bir sağlık problemi yaşamadım. Sağlıklı olmak için üç husus var: Çok çalışmak, gereğinden fazla uyumamak ve dengeli beslenmek. Bunları yapmaya çalışıyorum.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Türk sanat müziği ile uğraşıyorum. Tambur çalıyorum. Öğrencilik yıllarımda ve asistanlık yıllarımın bir bölümünde Türk sanat müziği korosunda solist olarak da görev aldım. Bu hobilerimden biri. Bunun dışında uluslararası ilişkiler ve siyasi tarihle ilgileniyorum. Bununla ilgili kitaplar, yayınlar okuyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Mezun olduktan sonra altı buçuk yıl kadar Elazığ Askeri Hastanesinde uzman olarak çalıştım. Kariyere daha erken dönebilirdim. Dolayısıyla doçentliğim, belki de bugünlerde profesörlüğüm daha erken olabilirdi. Akademik kariyere daha erken dönmemek belki hayatta tek pişmanlığım.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Hekimlikle birlikte akademisyenlik bir tür yaşam tarzı. Mesai ile sınırlı kalmayan, tüm yaşantınızı buna göre planladığınız bir yaşam tarzı. Bu konuda eşlerin olmazsa olmaz derecede büyük katkılarının olması gerekiyor. Eşlerin bu katkısı olmadan akademisyenliği yürütebilmek ya da yapabilmek mümkün değil. Bu anlamda eşime müteşekkirim. Eşime ve çocuklarıma zaman ayırırken bu zamanın niceliğinden çok niteliğinin iyi olmasına özen göstermeye çalışıyorum.

Teşekkürler

25/05/2010
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA