AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Işık Sayıl
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Işık Sayıl

13 Ocak 2008, Pazar

Prof. Dr. Işık Sayıl
“Akademisyen bilgisini çevresiyle paylaşabilmeli, kendisinden sonra gelenlere bu bilgiyi verebilme cömertliğini taşımalı”

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Işık Sayıl

Röp.: Mete Generaloğlu

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1942 yılında Bursa’da doğdum. İlkokulu Eskişehir’in İnönü Kasabası’nda bitirdim. Ortaokulu Zonguldak, Liseyi de Bursa Kız Lisesinde bitirdim. 1959-1960 öğretim yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. 1965 yılında Fakülteden mezun oldum. Fakülteye başladığım dönemden bu yana sayarsanız, bir yarım asırlık çıkışım var. Kısmet olursa 2009’da emekli olacağım. Fakülteden mezun olduğum sene Hacettepe Üniversitesi daha yeni açılmıştı. Hep psikiyatriyi istiyordum ancak bizde kadro yoktu. Hacettepe’de önce dil sonra bilim sonra sözlü sınavlar derken kazandım. Evraklarımı tamamlarken bir tesadüf Şükrü Kaymakçılar Hoca bana “Sana psikofarmakoloji yaptıralım. Yurtdışına da gönderelim” dedi. Benim dönemimde aslında psikiyatri pek tercih edilen bir alan değildi ama ben psikiyatri istiyordum. Psikiyatri giderek ruh sağlığının beden sağlığından ayrı olmadığı görüldükçe, daha çok tercih edilen bir alan haline geldi. 1969 yılında ihtisas aldım. 1982 yılında profesör oldum. Fakültede bir Kriz Merkezi açmak için çalışmalar yaptım. Yaklaşık bir 10 sene bunun için zemin hazırlamakla geçti. Bunun için çeşitli konferanslar verdim. Daha sonra hocalarımın desteğiyle Rektörlüğümüze Kriz Merkezi açılması için başvuruda bulunduk. Onlar da konuyla çok ilgilendiler ve desteklediler. Böylece 1989 yılında üniversitemiz bünyesinde bir kriz merkezi kuruldu. Halen bu merkezde çalışmalarımı sürdürmekteyim. Bunlarla birlikte 1992 yılında arkadaşlarımla birlikte Türkiye Sosyal Psikiyatri Derneğini, ayrıca 2004 yılında da İntiharı Önleme Derneğini kurduk.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Çok memnunum. Doktorluğu seçmemde, ruh sağlığı hastalıkları uzmanı olan bir akrabamızın etkisi olduğunu söyleyebilirim. Daha tıp fakültesine girmeden, psikiyatri ile ilgileniyordum ve fakülteye giriş amacım da psikiyatri uzmanlığıydı.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
İşimi hep severek yaptım. Bütün işlerin kendine göre zorlukları vardır. Bizim işimizin zor yanı denince, insanlar kriz merkezine büyük acılarla müracaat ediyorlar. Bir yakınlarını kaybediyorlar, boşanıyorlar veya bir statü kaybı oluyor. Yani büyük üzüntüler içerisindeyken karşımızda oluyorlar. Bir sorunla başedemedikleri için bizden yardım isteyen kişiler. Onların bu üzüntülerini paylaşmak onlara yardım sağlıyor ama, bizi de biraz yıpratıyor. O yüzden bu zorluğu var diyebilirim. Ama daha sonra onların bu üzüntülerini atlattıklarını kendilerini topladıklarını görmek bizi mutlu ediyor ve o zorlukları yok ediyor.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir kere Akademisyenin vizyonu geniş olmalı. Yani olaylara sadece bir kitap sayfası içerisinden bakmamalı. Topluma bir bütün olarak bakabilmeli. Tabii tıp ve özelikle psikiyatri çok çok hızlı gelişme gösteren bir alan. Bu gelişmeleri takip edebilmeli. Buna istekli olmalı. Hastaları sadece hastalığıyla değil, sağlıklı yanlarıyla, ailesiyle, bütün yakınlarıyla, çevresiyle ele alabilmeli.
Bir akademisyen bilgisini çevresiyle paylaşabilmeli. Kendisinden sonra gelenlere bu bilgiyi verebilme cömertliğini taşımalı. Eğitime yönelik aktiviteleri önemsemeli. Meraklı olmalı bazı konularda “Neden, nasıl, niçin” sorularını sorabilmeli. Akademisyenin araştırmacı bir mizacı olmalı.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Ben şanslıyım. Çünkü bizim hocalarımız çok iyi ve her biri kendine özgü yönleriyle örnek alınabilecek kişilerdi. Hepsinden bir şeyler öğrendim.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Benim alanım ruh sağlığı olduğu için en iyi bildiğim alan da bu. Onun için genel anlamda konuşmak yerine kendi alanımla ilgili görüşümü paylaşmak isterim. Ruh sağlığı alanında bir hizmetin eşit dağılımı öngören bir yapıyı bulamadık. Buna yönelik bir yapılanma gerçekleştirilemedi. Ruh sağlığı politikaları oluşturulması için defalarca toplantılar yapıldı. Her hükümet döneminde bu yapıldı ancak arkadan gelen yeniden başladı. Yani bir bayrak yarışı gibi bir öncekinin bıraktığı yerden alıp ileriye götürülemedi. Türkiye’nin bir ruh sağlığı politikası yok. Bu bana çok acı veriyor. Tabii böyle diyerek elimizi kolumuzu bağlayıp oturma da olmuyor. Ben kendimce çalışmalar yaptım. Örneğin Sağlık Bilimleri Enstitüsüne bağlı Disiplinler Arası Sosyal Psikiyatri Anabilim Dalını kurdum. Burada 1998 yılında ruh sağlığı alanında çalışan profesyonellerin eğitimi için bir yüksek lisans programı başlattım. Böylece psikiyatri dışından elemanlar, profesyoneller, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, hemşireler, halk sağlığı uzmanları, aile hekimlerini kısacası psikiyatri alanında uzmanlaşmak bu alanda çalışmak isteyenleri programa kabul ettik. Ben inanıyorum ki, bu yetişmiş elemanlar yakın gelecekte ruh sağlığı politikaları oluşturulduğu zaman hizmetin toplumun her alanına eşit olarak ulaşmasında rol alacaklar. Ben kendimce bu çalışmaları yapabildim. İnşallah daha ileri çalışmaları da görürüm.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
1974-1975 yılları arasında toplum psikiyatrisini incelemek ve Kriz Merkezinde çalışmak için Amsterdam’da bulundum. Daha sonra 80’li yıllarda Varşova’da, Oslo’da ruh sağlığı hizmetlerinin toplumla birleştirilmesi, depo hastanelerin kaldırılması yönünde çalışmaların sürdürüldüğü dönemde, bu konuyu incelemek ve çalışmalar yapmak üzere bulundum.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Bu konuda çeşitli teklifler aldım ama ben yurt dışında çalışmayı hiç düşünmedim. Kendimi ülkeme borçlu hissettim. Bu kadar eğitim aldığım, yetiştiğim ülkem için bir şeyler yapmalıyım diye düşündüm. Gayet memnunum. Bugün geçmişe dönüp baktığımda 50 yıla yakın meslek hayatımda fevkalade doyumlu bir yaşam görüyorum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Öncelikle Kriz Merkezimiz bünyesine çıkardığımız, biri 1992 yılından bu yana çıkmakta olan ve yılda üç sayı olarak yayımlanan Kriz Dergisi ve 5 yılda bir çıkardığımız İntihar Bibliyografyası adı altında dergilerimiz var. Bu iki dergide editörlük yapıyorum ve yazıyorum. Yurt dışında yayımlanan 5 kitapta bölüm yazılarım bulunuyor. Yine çeşitli yurt dışı dergilerde yayınlanan makalelerim var. Yurt içinde hazırladığım ve iki kez baskısı yapılan bir kitabım var. Yine Kliniğimizin tüm öğretim üyelerinin ortak yazılarının olduğu Klinik Psikiyatri kitabının editörlüğünü yaptım. Bireyden Topluma Toplum Ruh Sağlığı isimli bir kitapta da Toplum Psikiyatrisi, Sosyal Psikiyatri konularında yazdığım bölümler bulunuyor. Yurt içi ve dışında yayımlanmış yayın sayısı olarak tam bir sayı şu an aklıma gelmiyor ama 200’ü aşkın makale diyebiliriz.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı 16 öğretim üyesiyle çalışan çok kapsamlı çalışmaları olan ve bana sorarsanız Türkiye’deki en büyük ve en iyi psikiyatri eğitimini veren kliniktir.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Ta başından beri, “YÖK bize lazım değil” diye söylem kurulduğu günden bu yana, ben YÖK’ün lazım olduğunu biliyordum. Çünkü bu kadar büyük bir ülkede, bu kadar çok üniversite olan bir ülkede koordinasyonu sağlayacak bir kuruma ihtiyaç vardır. Ancak bu koordinasyonu yaparken çok dikkatli olmak lazım. Çünkü üniversiteler nazik yerler. Onları yönetirken, asgari ortak tutum sergilenmeye çalışılırken, motivasyonları ve beceri potansiyelleri engellenebilir. Üniversite öğretim üyelerinin bir sanatsal boyutları var diye de düşünüyorum. Onların özel bir duyarlılığı vardır. Bu duyarlılığı sekteletmeyen bir yönetim olmadır.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
Ben pozitif bir insanım. İnsanların olumlu yönlerini karşıma alırım. O zaman da bir problemle karşılaşmam. Öğrencileri çok seviyorum. Hocalıktaki seneler ilerledikçe bu daha da arttı. Öğrencilere verebileceğim şeyler arttıkça, onlarla daha çok birlikte olmak istiyorum. Biz burada hemşire, sosyal hizmet uzmanı, psikolog hep bir ekip olarak çalışırız. Onların fikirlerine, görüşlerine, önerilerine hep açık olmaya çalıştım. Bu sayede de ilişkilerimiz hep pozitif oldu.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Evet. Çok mutluyum. Ben meslekte bütün istediklerimi gerçekleştirdim. Şu an Krize Müdahale ve İntiharı Önleme diye bir kitap üzerinde çalışıyorum. Onu da bitirirsem çok mutlu olacağım.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Bütün meslek hayatım ilginç bence. Örneğin psikiyatristlere pek teşekkür çıkmaz. Ama bana çıktı. Bir hastam gazete ilanıyla teşekkür yazdı. Bu ruh sağlığı ve hastalıkları konusunda pek rastlanır bir şey değildir. Çünkü insanlar böyle bir süreçten geçtiğini söylemek istemez. Ama bu hastam gazete ilanı ile bunu yapmıştı. Hatta gazeteci Hasan Pulur “Garip Olaylar” diye yazdığı köşesinde buna yer vermişti.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Maalesef kendi sağlığıma pek özen gösteremiyorum. Şu an bile sinizüt nedeniyle muayene olmam lazım. Artı gripten sonra nefes darlığım oldu. Onun içinde muayene olmam lazım. Ama ben hâlâ burada görevimin başındayım.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Okumayı severim. Özellikle de toplumsal içerikli kitapları okumayı seviyorum. Bununla birlikte yemeni ve kenar işlemeleri merakım var onların koleksiyonunu yapıyorum.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Bazı konularda keşke dediğim tabii ki olmuştur. Annemi 4 yıl önce, babamı da 2007’de kaybettim. Keşke onlarla daha çok birlikte olabilseydim diye düşünüyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Buna büyük önem veriyorum. Eve fazla iş götürmem. Evde bir ben, bir de eşim var. Eşimle birlikte sohbet etmeye, daha çok vakit geçirmeye çalışırım. Aile yakınlarımızla, dostlarımızla daha çok birlikte olmaya özen gösteririm.

Teşekkürler.
14/01/2008
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer