AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Adnan Kabaalioğlu
    • “Bir akademisyen her şeyden önce, her şeyi bilen gibi değil, öğrenci ve asistanlarla birlikte, her şeyi öğrenmeye, aydınlatmaya çalışan biri gibi davranmalıdır.”

10 Ocak 2011, Pazartesi

Prof. Dr. Adnan Kabaalioğlu

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Kabaalioğlu

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1959 İnebolu doğumluyum.  1964 yılında ailecek taşındığımız İstanbul’da, ilköğrenim sonrasında, 1978’de Darüşşafaka Lisesini, 1984’te Çapa Tıp Fakültesini bitirdim.

2.5 yıl süren mecburi hizmetimi Balıkesir-Gökçeyazı’da yaptım.

1988 yılında, ilk TUS sonrası yerleştiğim Antalya’da 23 yıldır kesintisiz yaşamaktayım. Bu sürenin tümünü Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalında geçirdim. Son bir yıldır Girişimsel Radyoloji Bilim Dalı Başkanlığını yürütmekteyim.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Açıkçası çok kararlı bir şekilde tıbbı seçtiğim söylenemez. Ancak, geriye dönüp baktığımda seçimimden genellikle memnunum. Özellikle de akademik kariyer yapabildiğim için mutluyum.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Bence en zor yanı, benim branşım radyoloji ile ilgili olarak, tüm tetkik istemlerine (Ultrason, tomografi, MRG vb.) zamanında yanıt verebilmek ve kaliteli bir görüntüleme sonucunda, ayırıcı tanı ve tedavi aşamasında hastadaki gerçek sorunu tanımlayabilmektir.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Bir akademisyen bence, herşeyden önce, herşeyi bilen gibi değil, öğrenci ve asistanlarla birlikte, herşeyi öğrenmeye, aydınlatmaya çalışan biri gibi davranmalıdır.

Öğrenci, asistan ve hatta hasta ile hasta yakınlarının merak ettiklerini en iyi şekilde yanıtlayabilmek için düşünen, okuyan, dünyadaki gelişmeleri takip eden ve bütün bu topladıklarını günlük pratiğine uygun şekilde uyarlayabilen kişi, iyi bir akademisyendir. İyi bir akademisyen, sürekli bu pratiğini geliştirmeye ve yeni yaklaşımlar üretmeye çalışır.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Tek bir kişi yok, ama çeşitli özelliklerini beğendiğim birçok kıdemli akademisyen var. Türkiye dışından örnek vermem gerekirse, bir süre birlikte de çalıştığım, Harvard Üniversitesi, Mass. General Hastanesi Radyoloji hocalarından, girişimsel radyolojinin öncülerinden, Joseph Ferrucci ve Peter Mueller’i sayabilirim.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda sağlıkta hafif kaotik bir durum söz konusu olsa da, önümüzdeki 3-5 yılda, sistemin daha oturmuş ve sağlık çalışanlarının daha huzurlu ve emeğinin karşılığını alabilecek pozisyonda olacağını tahmin ediyorum. Yapılması gereken çok önemli, olumlu reformlar yapıldı ama doktorlarla ilgili olumsuzluklar da yaratıldı. Doktorların, devlet ile özel arasında sıkışmışlıkları, gelir kaybı, gelir güvencesizliği, halk sağlığı ilkeleri dışında zorlanmaları, SGK ve SUT kısıtlamaları, kalite ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığının daha duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum. Birçok olumlu reform yapıldı; bunları takdir etmemek mümkün değil; Aile hekimliği sistemi, sevk zinciri, elektronik kayıt sistemleri, devlet hastanelerinin kalitesinin artırılması, SGK çerçevesinde birleşme gibi. Tam gün uygulamalarının da ilke olarak doğru olduğuna inanıyorum, ancak hekimler, çalışmalarının, üstlendikleri ağır sorumluluk ve risklerin karşılığını bir şekilde alabilmeli.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Evet. Öğrencilik döneminde, MSIC kanalıyla, Yunanistan ve İsveç’te birer ay süreyle dâhiliye ve radyoloji stajları yaptım.

Radyoloji ihtisasım sırasında, altı ay süre ile YÖK bursu ile Harvard Üniversitesine bağlı Mass. General Hospital’da abdominal ve girişimsel radyoloji eğitimine katıldım.

Ayrıca, uzmanlık döneminde de İngiltere’de Guy’s Hospital Girişimsel Radyoloji Bölümünde bir ay çalıştım.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Zaman zaman bu olasılığı düşündüm. Ancak, Akdeniz Üniversitesindeki huzurlu-keyifli akademik yaşam nedeniyle, yurt dışı seçenekleri çok cazip olmadı.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Ulusal dergilerde 30 adet, uluslararası dergilerde yayınlanmış 36 adet yayınım mevcut.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Yayıncılık çok zor ve sanırım ticari olarak pek cazip değil. Türkiye kökenli olup uluslararası başarı gösterebilen az sayıdaki derginin, fedakârca çalışan, belli sayıda akademisyen ve yardımcılarının sayesinde, uzun yıllar içinde, meşakkatli bir yol sonunda, o düzeye gelebildiklerini görüyorum. Türkiye Klinikleri dergileri de, bu konuda ülkemizdeki en organize ve kaliteli akademik çabaları yansıtıyor.

Dergi çalışmalarının, uzmanlık derneklerinin hedeflerinin önemli bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda, Radyoloji Derneği’nin çıkardığı “Diagnostic and Interventional Radiology” Dergisi, yıllar içinde, sabırla, ciddi-organize çalışıldığında, Türkiye’de de kaliteli dergiler çıkabileceğinin en güzel örneklerinden biridir.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

İdari-yönetsel konulara çok ilgim yok. Ancak, genel çerçeve olarak, YÖK’ün önceliğinin, üniversitelerdeki kaliteyi artırmak olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için, politik etkilerden uzak bir yapılanma içindeki bir YÖK’ün, üniversitelerin daha dinamik olabilmesi için çözümler üretmesi gerektiğine inanıyorum. Öğretim üyelerinin, yardımcı doçent kadrosunu aldıktan sonra ilelebet-emekliliğe kadar, ne yaparlarsa yapsınlar, üniversitede kalabilmesinin yolu mutlaka değiştirilmeli.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Bunu söylemek zor. Hedeflerimin bir kısmına ulaştığımı, bir kısmına yaklaştığımı düşünüyorum.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Amerika’da girişimsel radyoloji ile ilgili eğitime başladığım gün, bölüm başkanı Prof. Dr. Peter Mueller’e, “Sir” diye hitap etmiştim. O hemen “Bana Peter diyeceksin” dedi. Aynı şekilde bölümün en kıdemli hocası olan Prof. Dr. Joseph Ferrucci de, tüm asistanların ve benim de kendisine “Jo” dememizi istiyordu. Bu anlayış, bana akademisyenlikte kıdemli olmanın, kıdemsizlere hiyerarşik bir set oluşturma hakkı vermediğini, bu hiyerarşik set olmazsa, bilimsel gelişmenin daha hızlı, daha sağlıklı olabileceğini gösteren çok anlamlı bir simge oldu.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Evet. Belli yeme alışkanlıkları, ölçülü şekilde spor ve her yaşa özgü belli kontrollerle, genetik temelimiz de iyiyse, sağlıklı olmayı sürdürebiliriz.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Lise ve üniversite yıllarında profesyonel olarak Darüşşafaka’da basketbol oynadım. Voleybol ve futbolu da fırsat buldukça yaptım. Son yıllarda düzenli olarak, basketbol, yüzme ve bisiklet sporlarını sürdürmeye çalışıyorum.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Mutlaka ufak-tefek pişmanlıklar olmuştur, ama mesleki olarak, ciddi anlamda, kalıcı bir pişmanlık yaşamadım.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Akademik kariyerin ilk yıllarında, gün içinde yoğun hasta hizmetleri ve akşamları da gece geç saatlere sarkan yayın faaliyetleri nedeniyle, yeterince vakit ayıramadığım dönemler oldu. Ancak son yıllarda, daha çok ve yeterince vakit ayırabiliyorum.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer