AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ahmet Metin
    •   Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Ahmet Metin  

25 Mart 2013, Pazartesi

Prof. Dr. Ahmet Metin

 

Prof. Dr. Ahmet Metin:

“Akademisyenlik hem kendini eğitmeyi hem araştırmayı hem halka kaliteli bir hizmet sunmayı, bunların karşılığında da fazla bir şey beklememeyi gerektiriyor.” 

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

 

1963 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Cemel köyünde vaktinden de erken, yedi aylık doğmuşum. “Ölür” demişler benim için, ama yaşamışım.  İlkokula köyümde başladım, ama hemşire olan ablamın yanına gittiğim için Mardin’in Dargeçit nahiyesinde tamamladım. Ortaokula ablamın atandığı Mardin’in Savur ilçesinde başladım. Bir süre sonra tekrar kendi kasabama dönerek ortaöğretimimi Şarkışla Ortaokulu ve Lisesinde tamamladım. Bizim öğrenci olduğumuz yıllar tam da ihtilalin olduğu sıkıntılı dönemlerdi. Bir yıl üniversiteyi kazanamadım. Hep asker olan dedemizin anılarını dinleyerek büyüdüğümüz için ben de asker olmak isterdim. Harp Okulu sınavlarına girdim. Kara Harp Okulunu kazandım. Ancak gözlük derecem olduğu için kabul etmediler. Bunun üzerine hazırlanıp yeniden sınava girerek önce Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini kazandım. Ardından bir iddia üzerine hiç çalışmadan sınava girdiğim tıp fakültesi sınavını kazandım. 1988 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldum. İlk meslek yerim Bolu idi. Bolu merkezde cezaevi doktorluğundan tutun, köydeki sağlık ocaklarına, emniyetin muayenelerine kadar birçok yerde çalıştım. Daha sonra 1990 yılında TUS sınavını kazanarak Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalında uzmanlık eğitimime başladım. 1994 yılında uzmanlık eğitimimi tamamladım ve ardından mecburi hizmet yapmak üzere Havza’ya gittim. Orada Yüzüncü Yıl Üniversitesinde açılan kadroya başvurarak 1995 yılı Haziran ayında yardımcı doçent olarak kurucu öğretim sıfatıyla çalışmaya başladım. Yeni gelişen bir hastaneydi. Çeşitli birimlerinde idari görevlerde ve Dermatoloji Ana Bilim Dalının kurulması dâhil olmak üzere çalışarak, bölümün kurulması ve gelişmesi aşamasında, 2005 yılına kadar yaklaşık 11 yıla yakın bir süre çalışmış oldum. 2002 yılında doçent unvanını aldım. 2005 yılında Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde açılan kadroya başvurdum ve Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniğini kurmak üzere Ankara’ya geldim. 2008 yılında kapalı olan Harran Üniversitesine giderek, orada Dermatoloji Kliniğini yeniden açtım. Bir yıl kadar çalışıp iki yıllık eğitim bekleyen stajyer öğrencilerin eğitimlerini tamamlamalarını sağladım. Daha sonra ailevi sebeplerden dolayı tekrar Ankara’ya döndüm. Bu kez de 2010 yılı Mayıs ayında Rize Üniversitesi kadrosuna profesör olarak atandım. İki yıllık bir süre içerisinde kadrom orada, görev yerim Ankara’da olmak üzere Rize’ye de gidip gelerek, oradaki eğitim ve çalışma faaliyetlerine de yardımcı olmaya çalıştım. 2012 yılı Mayıs ayından itibaren de Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde açılmış olan profesörlük kadrosuna başvurarak bu üniversiteye geçtim. Şu anda Yıldırım Beyazıt Üniversitesi ile afiliye olan Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Kliniğindeki görevimi sürdürmekteyim.  

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

 

Tıp mesleğini az önce de söylediğim gibi, hemşire olan ablamın yanında kaldığım sürede çalıştığı yerdeki doktorları izler, onlara özenirdim. Aile büyükleri de “Benim oğlum büyüyüp doktor olacak. Hastalara bakacak.” diye hep o yönde teşvik ettiler. Ben de böylece bu mesleği seçmiş bulundum. Hekim olmaktan son yıllara kadar memnundum. Güzel gelişmeler de var, ama son yıllarda hekimlik emeğinin göz ardı edildiği, hekimlik mesleğinin saygınlığının kalmadığı dönemler yaşıyoruz. Bu da tabii ki beni üzüyor.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

 

Kendi alanımla ilgili olarak konuşmak gerekirse bizim hastalarımızın çoğu genetik. Doğuştan gelen hastalıklar. Pek çok branşta olmadığı kadar çok sayıda hastalıkla karşı karşıyayız. Hemen hemen bütün klinik branşlarla sıkı bir birliktelikle düzgün çalışma şartlarında çalışabildiğimiz zaman verimli ve mutlu olabileceğimiz bir alanda hizmet veriyoruz. Bazen hastalarımıza bu durumu izah etmekte zorlanabiliyoruz. Bir eğitim hastanesinde olmamız nedeni ile hem eğitim vermek hem araştırma yapmak hem yayın yapmak hem gelen hastaları tedavi etmek ve memnuniyetlerini sağlamak gibi her şeyden sorumlu olmak, üstelik bunların her birini yapmak için yeterli vakit bulamamak işimizin zor yanı.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

 

Öncelikle fedakâr olmayı göze almak gerekir. Akademisyenlik hem kendini eğitmeyi hem araştırmayı hem halka kaliteli bir hizmet sunmayı, bunların karşılığında da fazla bir şey beklememeyi gerektiriyor. 

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

 

Tıp fakültesindeki hocalarımı çeşitli yönleriyle örnek aldığımı söyleyebilirim.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Geçmişe göre iyi konumdayız. Bu inkâr edilemez bir gerçek. Ancak hekim hakları, hekimlerin saygınlığı, değeri açısından baktığımızda çok gerilere düştüğümüzü söyleyebiliriz. Halen toplum içerisinde hekimlik gözde mesleklerden biri olsa da, dışarıdan görüldüğü gibi öyle mesleğimizi icrada yeterince rahat davranamıyoruz. Gerek ülkenin yapısından gerek sık sık değişen yönetmeliklerden, yönergelerden gerekse hekime verilen değerin eskisi gibi olmaması ve sunduğu hizmetin karşılığını alamaması gibi birtakım sıkıntılar var.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

 

Kongre ve bilimsel toplantılar dışında uzun süreli olarak yurt dışında bulunmadım. Ancak yurt dışından pek çok meslektaşımla ortak çalışmalar yapma imkânı buldum.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

 

Yurt dışında dermatolog olarak onların çalışma şartlarında, görev ve fonksiyonların daha belli olduğu birimlerde çalışmak, çeşitli bilimsel çalışmalar yapmak isterdim. Ancak bu uzun süreli ya da kalıcı değil. Kendi insanımıza hizmet etmek benim için daha önemli. 

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

 

Sanırım yaklaşık olarak 50’ye yakın yurt dışı yayınım, 30-35 civarında yurt içi dergilerde yayımlanmış yayınım var. Bunun dışında elbette ki kongre bildirimi ve sunumlarım da 150- 200’e yaklaşmıştır.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

 

Öncelikle Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı şanssız bir konu olarak değerlendiriyorum. Gerçekten zor. Gerek akademisyenlik anlamında YÖK’te kabul edilen başvurularda gerekse kendi akademik camiamız içerisinde yurt dışı yayınlar daha kıymetli bulunmuştur. Oysa biz aynı çalışmaları kendi ülkemizde ve kendi dilimizde yapabilseydik ya da yurt dışı dergilere gönderdiğimiz kadar yurt içi dergilerimize gönderseydik daha iyi olabilirdi. Biz yurt dışındakileri destekliyoruz, ancak günümüzde ciddi çalışmaların yapılmaya başlandığını görmemiz de umut verici.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

 

Olmayı hiç düşünmedim. Ancak olsaydım, gerek akademisyenliğin şartlarını yerine getirmek gerekse daha kaliteli bir eğitim ortamı oluşturmak, üniversitelerimizi yurt dışında önde gelen üniversitelerin arasına yerleştirmek için neler yapılması gerektiğini ortaya koymak için bu alanda çalışmış insanları bir araya getirerek çalışmalar yapardım. Akademisyenleri gerek ekonomik gerekse sosyal anlamda rahatlatacak projeler gerçekleştirmek isterdim.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

 

Her zaman ulaşmak istediğiniz noktanın ötesinde de yeni hedefler vardır. O nedenle hedefler bitmez.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

 

Terzi kendi söküğünü dikemezmiş derler. Pek çok meslektaşım gibi gösterdiğimi söyleyemem.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

 

Sosyal açıdan pek bir uğraşım olduğunu söyleyemem. Yürüyüş yapmayı severim. İnternet ve bilgisayarla ilgiliyim. Biraz da fotoğrafçılıkla ilgileniyorum.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

 

Herkesin zaman zaman keşke dediği olmuştur.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

 

Çok fazla zaman ayırabildiğimi söyleyemesem de, tamamen de kopmuş değilim. İşimizin yoğunluğunu bildikleri için onlar da bu durumu anlayışla karşılıyorlar. Bu konuda en büyük desteği de eşimden görüyorum.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA