AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ali Akyol
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Akyol

30 Aralık 2012, Pazar

Prof. Dr. Ali Akyol

 

Akademisyen her nesli kendinden bir kat daha ileri düzeye taşıyabilmelidir

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1959 İzmir doğumluyum. Erzincan Ziya Gökalp İlkokulunda başladığım ilköğretim dönemini, Edirne ili Keşan ilçesi Zafer İlkokulunda tamamladım. Beşinci sınıf öğrencisi iken, 23 Nisan kutlamaları döneminde bir gün süre ile o dönemin Keşan Belediye Başkanı Hüseyin Yazır Beyefendi’nin yerine Belediye Başkanlığı yaptım. Ortaokulu Keşan Atatürk Ortaokulunda, Liseyi FMV İstanbul Nişantaşı Özel Işık Lisesinde, Tıp Fakültesini Ege Üniversitesinde okudum. Mecburi hizmetimi Samsun Alaçam Sağlık Merkezinde yaptım. Daha sonra İzmir Karşıyaka Devlet Hastanesi Acil Servisinde çalıştım. İhtisasımı 1990-1994 yılları arasında Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalında yaptım, bilahare aynı klinikte Hocam Prof. Dr. Bülent Müngen’in teklifi üzerine iki yıl öğretim üyesi olarak çalıştım. Bu dönemde altı ay süre ile EÜTF-Nörofizyoloji Laboratuvarında EMG çalıştım. 1996 yılından sonra, EÜTF Nöroloji Kliniğinden Hocam Prof. Dr. Ayfer Ülkü Hanımefendi’nin önerisi ile yeni kurulmakta olan Aydın-Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalına müracaat ettim ve kabul edildim. 1997 yılında tekrar altı ay süre ile EÜTF Nörofizyoloji Laboratuvarında EMG çalıştım. 1998 yılında aynı Üniversitede doçent, 2003 yılında da profesör kadrosuna atandım.

Tıp Fakültesi üçüncü sınıfında iken tanıştığım eşimle mezuniyet döneminde evlendim. Biri psikiyatri uzmanı, diğeri nöroloji asistanı evli iki kızım, iki doktor damadım ve bir erkek torunum var.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Çocukluğumdan beri bu mesleği çok seviyordum. Lise mezuniyet dönemimizde Işık Lisesinde bizlere güçlü ve zayıf taraflarımızı gösteren, hangi dallarda başarılı, hangi konularda iddialı olamayacağımıza yönelik geniş kapsamlı bir rehberlik ve araştırma sorgulaması uygulanmıştı. Bu test sonucunda benim için sadece doktorluk mesleği önerilince düşünmeden bu mesleği seçtim. Mesleğime olan sevgim, özellikle son dört beş yıldır halkın bilinçli bir şekilde hekimlere ve sağlık personeline düşman edilmesi, sağlık personelinin maruz kaldığı şiddet ve ölüm olayları nedeni ile her geçen gün azalmakta. Ancak henüz mesleğimden nefret eder hale gelmiş değilim.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Mesai kavramının olmaması, nöbet sisteminin bazen insanı yıpratacak hale gelmesi işimizin en zor yanı. Yeni getirilen performans sistemi diğer bir problem. Üniversite hastanelerinde zor şartlarda hastalara hizmet verenlerin emeği, tıp-sağlık kökenli bile olmayan, hastaya elini bile sürmemiş ve sorumluluk taşımayan yönetim kadrosundaki kişilere (rektör, rektör yardımcısı, hastane müdürü ve müdür yardımcıları vb.) transfer ediliyor. Ne sosyal adalete ne de inançlarımıza uymayan, emeğin sömürülmesi veya hak etmeyene hak transferi olarak da değerlendirilebilecek bu uygulamanın sindirilebilmesi oldukça zor.    

Olaya asistan doktorlar cephesinden bakacak olursak, dokuz saatlik mesai döneminde 50-100 hasta bakıp, gece 15 saat nöbet tutan, ertesi gün tekrar 9 saat mesai yapan bir asistanın insan gibi yaşayabilme ihtimali olabilir mi? İşin daha can yakıcı tarafı, bu düzeni gayet iyi bilmesi gereken bu sıralardan geçmiş yöneticilerin, bu yanlışlıklar kendilerine defalarca iletilmesine rağmen kendi meslektaşlarının bu durumuna duyarsız kalmaları.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Gerek bilgisiyle gerek sosyal yaşantısıyla, hatta giyimi, kuşamı, konuşması, hal ve tavırları ile kendi yerine geçecek olanlara örnek teşkil edebilmeli, yetiştirdiği her nesli kendinden bir kat daha ileri düzeye taşıyabilmelidir.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Prof. Dr. Cumhur Ertekin ve Prof. Dr. Ahmet Tahir Satoğlu, farklı yönleri ile örnek aldığım bilim insanlarıdır.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pek çok alanda olduğu gibi sağlık alanının da ruhunun gittiğini, maddi-meta boyutunun kaldığını ve bunun her geçen gün daha yerleştiğini görüyor, üzülüyorum. Halkın henüz bu sistemin makyajının tam dökülmemesi nedeni ile pek çok şeyi net olarak görmediğini, bu gerçeği gördüğü zaman ise pek çok yönden çok geç olacağını düşünüyorum. Bu sistemde insanlar basit sağlık problemlerine kolayca çözüm bulabiliyorlar. Ancak zor, komplike bir durumla karşılaştıkları, yetkin hekim bulmada güçlük yaşadıkları zaman sistemin yanlışlığını anlıyorlar. Bunun en güzel kanıtı, bu ülkenin Başbakanının bile kendi sağlık problemini resmi sistemin dışına çıkmış bir hekim yardımıyla çözmeye çalışmış olmasıdır. Konularında uzmanlaşmış hekimlerimizin büyük kısmı, sistemin yanlışlıkları nedeni ile resmi kurumlardan ya emekliliklerini isteyerek ya da ücretsiz izinler alarak uzaklaştılar. Emekliye ayrılarak veya ücretsiz izne çıkarak özel hastanelere geçen değerli bilim insanlarımızın yerleri yeni atamalarla sayıca doldurulabilir, ancak meslek yaşantılarının en verimli çağlarında bir şekilde güzide üniversitelerimizden ayrılıp özel kurumlara geçerek eğitimden uzaklaşan öğretim üyelerimizin boşluklarının kalite bakımından yıllarca doldurulamayacağına inanıyorum.

Üniversitelerin bilimsel çalışmaları ön planda tutması gerekir. Günde 50-100 hasta bakan doktorların bilimsel çalışma yapabilme olanağı zaten ortadan kalkmış durumda. Bu sistemin bilime darbe vurduğuna inanıyorum. Eskiden hastalarımıza daha fazla zaman ayırır, onları daha geniş yelpazeden değerlendirirdik. Performans sistemi diye getirilen yeni uygulamada artık hastalar müşteri gibi görülmeye başlandı, bu düşünce sisteminin yaygınlaşıp kalıcı hale gelmesinin iyi olacağını düşünmüyorum

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

İstemezdim. Bu millete borcum olduğunu düşünüyorum, milletime hizmet etmek tüm zorluklarına rağmen daha fazla keyif veriyor.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yurt içi hakemli dergilerde 64, hakemsiz dergilerde iki, yurt dışı hakemli dergilerde yayımlanmış 33 makalem var.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Bu konuda son yıllarda çok güzel gelişmeler olmakta. Tıbbi yayıncılığımız her geçen gün dev adımlarla ilerlemekte, SCI ve SCI-Expanded dizinine giren dergi sayımız hızla artmaktadır. YÖK’ün doçentlik müracaat şartları arasında yurt dışı dergiler için olduğu gibi yurt içi hakemli dergiler için de sayı ve zorunluluk ölçütleri koymasının, yayınlardaki araştırmacı sayısına göre bir puanlama getirerek, sayı yerine bilimsel ağırlığa daha fazla değer vermesinin ulusal yayıncılığımıza pozitif katkı sağlayacağını düşünüyorum.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Rektörlük seçimlerinde ya seçimleri kaldırırdım ki, kimse demokrasi var zannına kapılmasın veya üniversitelerde yapılan seçimlerde en fazla oyu alan adayı Cumhurbaşkanlığına sunardım. Ben de herkes gibi,  şimdiki sistemin bir seçim sistemi olmadığına inanıyorum. Ayrıca bu konuyu öğretim üyelerinin değerlendirmesi, üniversite dışında hiç kimsenin bu sisteme müdahil olmaması için çaba gösterirdim.

Her toplumsal grubun kendisini daha rahat ifade edebilmesi için gayret sarf eder, üniversite gençliğinin fikirlerini daha rahat ifade etmelerini sağlamak için elimden geleni yapardım.

Yüksek öğrenimi kazanmış her öğrencinin yemek, barınma (yurt) probleminin çözümü için uğraşırdım. Bu iş sosyal devletin yapması gereken bir iş olup, bu konunun ticari veya siyasi hesaplar için kullanılmamasına çabalardım. İlk aklıma gelenler bunlar oldu.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Hedef zaten ulaşılacak menzil olup, ömür bitene kadar bitmez, sadece değişkenlik gösterir, yenilenir. Benim de ulaşabildiğim hedeflerim var, daha ulaşabilmek için çaba göstermem gereken hedeflerim var.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Kitap okumayı ve yüzmeyi çok severim. Bir dönem Elazığ Musiki Cemiyetinde ud çalmayı öğrenmiştim. Ancak, son yedi sekiz yıldır bu konuya zaman ayıracak ruh halim olmadığından olsa gerek, bu hobiden uzaklaştım.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Pişman olacağınız olaylar size bir şeyler öğretebiliyor ise bunun tecrübe olduğuna inanıyorum. Ben yaşadığım olumlu veya olumsuz her olayı bir ders olarak değerlendiriyorum. O an için olumsuz gibi görünen pek çok olaydan bir süre sonra çok şeyler kazandığımı gördüm. Bu nedenle “keşke” demiyorum.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Eşim ve çocuklarım haklarını helal etsinler, bu konuda başarılı değilim. Belirli bir konuma gelebilmiş bir öğretim üyesinin ülkemizde bu konuya huzur içerisinde evet diyebileceğini düşünmüyorum, böyle biri varsa onu kutluyorum.

 

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
8
1) halil vural (öğretmen)
11.02.2014 02:36:34
Ali hocamın öncelikle hastalara yaklaşımının çok iyi olduğunu söylemeliyim.Sakin duruşu ve yaklaşımı,anlatacaklarını sonuna kadar dinlemesi, sadece doktor olarak değil bir abi olarak,bir baba gibi paylaşımlarda bulunması mükemmel.Allah razı olsun...
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA