AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ali Demir
    • Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Demir

04 Kasım 2007, Pazar

Prof. Dr. Ali Demir
Akademisyen, toplumda insanlara pek çok açıdan yön gösterici, örnek bir insan olmalıdır.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Demir

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1959 yılında Erzincan’ın Tercan kazasında doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Tercan’da tamamladım. 1977 yılında Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım ve 1983 yılında bu fakülteden mezun oldum. Giresun ili Alucra ilçesi Çamoluk nahiyesinde 2 yıllık mecburi hizmetimi tamamladıktan sonra, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde iç hastalıkları ihtisası yaptım. 1990 yılında Fırat Üniversitesi İç Hastalıklarında Yardımcı Doçent, 1994 yılında ise Doçent oldum. Ege Üniversitesi Namık Kemal Menteş Kliniğinde Gastroenteroloji üst ihtisası yaptım. 2000 yılında profesör oldum. Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanlığı ile aynı üniversitede bir dönem sağlıkla ilgili hizmetlerden sorumlu Rektör Yardımcılığı görevinde bulundum. 2004 yılında Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıklarında Profesörlük kadrosuna atandım. Halen Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı ve Gastroenteroloji Bilim Dalı Başkanı olarak görevime devam etmekteyim. Hem Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesinde, hem de Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesinde gastroenteroloji ünitelerinin kurulup gelişmesinde rol oynadım. Evli ve 3 çocuk babasıyım. İngilizce ve Fransızca biliyorum.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Hekimlik mesleğinin saygınlığı ve temel hizmet alanının bizzat insan olması bu mesleği seçmemdeki en önemli faktörler olmuştur. Matematik ve fizik alanındaki başarılarım nedeniyle alternatif tercihlerim arasında mühendislikler çoktu. Ancak şu anda hekimlik yaptığım için çok mutluyum ve mesleğimi çok seviyorum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Mesai dışında ve tatil dönemlerinde dahi zaman zaman mesleğinizi icra etmek zorunda olmanız hekimlik mesleğinin en zor taraflarından biri. Hasta ya da çok yorgun olduğunuz bir dönemde çıkagelen bir hasta veya acil durum karşısında mecburen ilgilenmek zorunda kalıyorsunuz. Bu durumda kendi hastalığınız, çok yorgun oluşunuz ister istemez ikinci planda kalıyor. Kanımca hekimlik mesleğinin en zor taraflarından biri de budur.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyen, özellikle de hekim ise toplumda insanlara pek çok açıdan yön gösterici, örnek bir insan olmalıdır. İyi bir akademisyen kendi alanındaki bilimsel gelişmeleri yakından takip etme ve bu bilgiler ışığı altında yeni, bilime katkı sağlayacak çalışmalar üretebilme kapasitesinde olmalıdır. Mevcut imkanlar yeterli olmasa dahi, mümkün olan en iyi şartları oluşturabilme ve buna paralel şekilde bilimsel çalışmalar yapabilme kapasitesinde olmalıdır. Ülkemiz şartlarında akademisyenlerin bilimsel faaliyetlerin yanı sıra pek çok sosyal faaliyette rol almasında sayısız yararlar vardır. İyi bir akademisyen kendisinden sonra gelen akademik yatkınlığı olan bireyleri bularak üniversitesine kazandırmalı ve bu kişilerin yolunu açmalı, varsa önlerindeki engelleri elinden geldiğince kaldırmaya çalışmalıdır.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Meslek hayatımda pek çok hocamın farklı yönlerini kendime örnek aldığım olmuştur. Örneğin bir hocamın disiplin, çalışkanlık, azim ve kararlılığını kendime örnek almış iken, bir diğer hocamın sosyal yönünü ve bir diğer hocamın ise kendisinden sonra yetişen yeni jenerasyona destek oluşunu kendime örnek almaya çalıştım. Ancak komple tüm özelliklerini kendim için örnek almaya çalıştığım birisi bugüne kadar olmadı.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Maalesef sağlık ortamındaki keşmekeşliği üzülerek izliyoruz. Gün geçtikçe hekimlik mesleğini icra edenlerdeki kapasitenin azaldığını üzülerek görüyorum. Son zamanlarda getirilmek istenen yeni uygulamaların sağlık alanında faydalı olmasını temenni ediyorum. Özellikle hekimlik mesleğini icra eden kişilerin deontolojiye uymaları ve ilgi alanlarında olmayan hastalarla ilgilenmemelerinin özel bir önem arz ettiği kanısındayım. Unutmayalım ki mesleğimizdeki ilk prensip “Önce Zarar Verme” prensibidir.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Çok arzu etmeme rağmen yurt dışında çalışmam bugüne kadar mümkün olmadı.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Amerika Birleşik Devletleri ya da Japonya’da birkaç yıl çalışmış olmayı çok isterdim. Ancak sürekli olarak yurt dışında çalışmak istemezdim.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
18 tanesi yurt dışında yayınlanmış olmak üzere yaklaşık 120 adet yayınım mevcut.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, yaklaşık 3 milyon nüfusu olan bir bölgeye hizmet veriyor. Konya’nın merkez nüfusu bir milyona yakın olup, kazalar ve komşu iller (Aksaray, Karaman, Niğde gibi) içinde bir sağlık merkezi konumundadır. Bu nedenle çok yoğun bir hasta potansiyelimiz var. Benim Konya’da göreve başladığımdan sonraki dönemde kurmuş olduğumuz Gastroenteroloji Ünitemiz 30 yataklı olup, Endoskopi Ünitemizde terapötik işlemlerle birlikte ayda yaklaşık 500 gastroskopi, 200 kolonoskopi, 50 ERCP yapılmaktadır. Kanımca altyapıyı henüz yeni oturtmuş durumdayız ve önümüzdeki dönemlerde daha çok bilimsel faaliyetlere ağırlık vereceğiz. Gerek akademik gerekse bilimsel açıdan iddialı bir noktaya geldiğimiz kanaatindeyim.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Üniversitelerin bilimsel faaliyetlerini artırmalarına öncelik verirdim. Üniversitelerin daha özerk hale gelmesi için gayret gösterirdim. YÖK ile diğer devlet kurumları arasındaki tıkanmış olan ilişkilerin şu anda birikmiş olan sorunların temelini oluşturduğunu dikkate alarak, diğer devlet kurumlarıyla birlikte uyum içinde çalışmak suretiyle bu sorunları çözmenin yollarını arardım.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
İç Hastalıkları Anabilim Dalında tüm öğretim üyelerinin oybirliği ile seçilmiş biri olarak, gerek mesai içinde gerekse mesai dışında tüm öğretim üyeleriyle yakın bir ilişkimiz var. Klinik içinde olan sorunları hep birlikte oturup konuşarak çözmekteyiz. Bu iyi ilişkilerin devam edeceği kanaatindeyim.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Evet ulaştım. Ancak mesleğimizin gereği olarak kendimizi sürekli yenilemek zorundayız. Bu nedenle sürekli okumak zorunluluğumuz her zaman mevcut.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
2003 yılında İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmaktaydım. Bir bayan asistanımızı iç hastalıkları uzmanlık sınavına aldık. Sınav jürisinde benimle birlikte bir kardiyoloji, bir enfeksiyon hastalıkları, bir onkoloji ve bir de endokrinoloji bilim dalı öğretim üyesi mevcut. Sınava giren asistanımız son derecede heyecanlı bir durumda, sorulara cevap vermekte oldukça zorlanıyor. Öğretim üyesi arkadaşlardan birisi sınava giren asistana iç hastalıkları uzmanlık sınavı için çok kolay olan bir soru sordu; “Siroz nedir, klinik bulguları nelerdir?” Asistanımız konuyu toparlamaya çalıştı. Klinik ve laboratuvar bulguları hakkında bilgi verdi. Soruyu soran öğretim üyesi soruya devam etti; “Peki sirozda kesin tanıyı nasıl koyarsın?” Asistanımız aklına geleni söylüyor. Ancak “kesin tanı biyopsi ile konur” demek bir türlü aklına gelmiyor. Oysa biyopsi yapılır. Patolog biopsi materyalini inceler ve son sözü söyler. Bunu bizim asistanın bilmemesi mümkün değil. Ancak sınav heyecanı ile bir türlü söyleyemiyor. Bu arada kardiyoloji ve enfeksiyon hastalıklarından sınav jürisinde bulunan öğretim üyeleri de imalı benim gözümün içine “Bunu da mı bilmiyor?” der gibi bakıyorlar. Dayanamayıp müdahale ettim. “Kızım sirozda kesin tanı nasıl konulur?” Ancak cevap yok. Bunun üzerine hatırlasın diye sağ elimin işaret parmağını bıçak gibi karaciğerime saplarcasına hareket ettirirken soruyu tekrarladım. “Kızım sirozda kesin tanı nasıl konulur? Son sözü kim söyler?” Asistanımız birden rahatladı. Soruyu daha önce sormuş olan öğretim üyesine dönerek cevap verdi: “Son sözü Ali Demir Hocamız söyler efendim.”

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Kısmen dersem daha doğru söylemiş olurum.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Gezmek, sinemaya gitmek ve resim yapmak sayılabilir.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Nadiren, “Keşke şunu başka türlü yapsaydım” dediğim olmuştur. Mesela muayenehanelerin kapatılmasının gündemde olduğu şu anda, ben henüz yeni muayenehane açmış bir öğretim üyesi olarak “Keşke profesör olduğumda hemen muayenehane açmış olsaydım” diyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Mümkün olduğu kadar ailemi ve çocuklarımı ihmal etmemeye çalışıyorum. Ancak yoğun iş temposu içinde zaman zaman onlara yeterince vakit ayıramadığım hissine kapılıyorum.

Teşekkürler.

05/11/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) mustaf taşçı (doktor)
12.04.2014 22:59:00
selamlar hocam. rize
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer