AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ali Ergin
    • “Bilimin  her  alanında akademisyenler, ilgilendikleri konularda  henüz cevaplanmamış  soruların  çözümlerini, yapacağı bilimsel  çalışmalarla aydınlığa kavuşturarak insanlığa karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışmalıdır.”

21 Mart 2011, Pazartesi

Prof. Dr. Ali Ergin

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ergin

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1953 Kumluca-Antalya doğumluyum. İlkokulu, yeşillikler, portakal bahçeleri içindeki Kavak köyünün mütevazı okulunda, beş sınıf tek derslik içinde ve tek öğretmen- okudum. Ortaokulu Finike’de, liseyi İzmir Atatürk Lisesinde bitirdim. İki yıl Ortadoğu Teknik Üniversitesinde mühendislik okuduktan sonra vazgeçip Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. 1990’da mezun oldum. İstanbul’da Haydarpaşa Numune Hastanesinde iç hastalıkları ihtisasından sonra Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi Kardiyoloji Kliniğinde mecburi hizmetimi yaptım. Bu süre içinde -mecburi hizmeti yarıda bırakıp- Trabzon Asker Hastanesinde bir buçuk yıl askerlik görevimi yerine getirdim. Askerlik sonrası mecburi hizmetimi tamamlayıp aynı hastanede kardiyoloji üst ihtisasına başladım. Bildiğiniz gibi o yıllarda, iç hastalıkları uzmanı olan ve uzmanlıkta iki yılı tamamlamış olanlar kardiyoloji ihtisası için kabul edilirlerdi. Kardiyoloji ihtisası tamamlanınca, aynı hastanede başasistan olarak çalışmaya devam ettim. 1992 yılı Ekim ayında doçent oldum. On beş gün sonra Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesinde göreve başladım. Doçentlik sınavından birkaç ay önce şu anda rektörümüz olan Sayın Prof. Dr. Fahrettin Keleştimur Hocamızın ısrarı neticesinde, bu üniversiteye geçmek için müracaat etmiştim. 1998 yılında profesörlük kadrosuna atandım. On sekiz seneden beri bu üniversitede çalışmaktayım.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Meslek seçiminde 17-18 yaşındaki bir genç insanın ne kadar bilinçli davrandığından emin değilim. Üniversite giriş imtihanlarında alınan puan, çok istense bile bazı mesleklerin tercih edilmesine izin vermemektedir. Ayrıca anne-babanın yönlendirmeleri, yakın çevrede sözü dinlenen, saygı duyulan büyüklerin tavsiyeleri, etraftaki imrenilen örnek kişilerin meslekleri gibi pek çok faktör meslek seçiminde etkili olmaktadır. Tabii, bu tür durumlara hiç kulak asmayan, kendi doğruları ile karar veren genç insanların sayısı da az değildir. Ben kendimi bu grupta görüyorum. O zamanlar, mesleğin sosyal saygınlığı, daha güzel bir refah seviyesi sunması, acı çeken insanların sıkıntılarının giderilmesinin verdiği manevi haz gibi düşünceler mevcut değildi.

Bazen çok yorulmanın, işlerin ters gitmesinin verdiği gerginlikle “Of puf” etsem de, hekim olmamdan dolayı devamlı bir memnuniyetsizlik duymadım. Hele belli bir yaşa geldikten sonra, diğer meslek mensuplarının zaman zaman şahit olduğumuz sıkıntılarından haberdar oldukça mesleğimi daha çok seviyorum

 

Sizce mesleğinizin en zor tarafı nedir?

Talebelik dönemindeki yoğun ders programları, üst üste nefes aldırmayan sınavlar, asistanlık sürecindeki bitmek bilmeyen nöbetler, uzmanlık ve öğretim üyeliği  süresindeki icapçı nöbetleri, bunların hiçbirinden şikâyetçi olmadım. Her zaman “Bu da geçer yahu” dedim. Ancak, yatağında yardım isteyen gözlerle -söze hacet duymadan- yüzüme bakan bir hasta her zaman içimi kanatmıştır. Bu tabloları hiçbir zaman kanıksayamadım.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyenlik de nihayetinde bir iştir. Yapılan işin iyi-başarılı olup olmaması, beklentilere ne ölçüde cevap verdiği ile ilişkilidir. Her akademisyenin öğrencisine, asistanına, mesleğinde daha kıdemsiz olana, bilim alanına karşı sorumlulukları vardır. Hekimlik mesleğinde ayrıca, sağlam ve hasta insanlara karşı da yükümlülükler mevcuttur. Öğrencisine temel bilgileri aktarırken, hem en son bilgilerle mücehhez, çok iyi hazırlanmış bir ders vermenin gayreti içinde olmalı hem de dersini keyifle dinlenebilir olmanın yollarını bulmalıdır. Asistanlarına mesleğin inceliklerini, detaylarını öğretirken de ölçülü ve sabırlı olmalıdır. Asistanlarına bağırıp çağıran, hakaret eden meslektaşlarımız maalesef mevcuttur.

Kıdemli akademisyenler kendisinden daha genç olanları da kucaklayıcı ve yönlendirici olmalıdır. Kişisel kaprislerden , farklı dünya görüşlerinden kaynaklanan hamlıklardan arınmış olmalıdır. Geriden gelenlere köprü olmak, önlerini açmak, ucuz, basit sen-ben çekişmelerinden uzak olma, bence, en az iyi akademisyen olmak kadar iyi “hoca” olmanın da şiarıdır. Bilimin her alanında akademisyenlerin devamlı olarak kendilerini yenilemeleri, yeterli sayıda periyodik takibi ile ülkede, dünyada neler oluyor, yakinen izlemeleri, daha da önemlisi ilgilendiği konularda henüz cevaplanmamış soruların çözümlerini, yapacağı bilimsel çalışmalarla aydınlığa kavuşturarak insanlığa karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışmalıdır.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Bir değil, çok sayıda var. Bir önceki sorunuza verdiğim cevapta kısaca tarif etmeye çalıştığım her akademisyen benim için örnek olmuştur.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu soruya birkaç farklı yönden cevap vermek isterim. Hasta hakları, sağlık hizmetlerine kolaylıkla ulaşabilme, ülke çıkarlarının korunması bakımından son yıllarda gerçekten büyük reformlar yapıldı. Sarf malzemelerinin ve ilaç fiyatlarının kontrol altına alınması, tüm insanlarımızın sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınması ve imkânların etkin şekilde kullandırılması, yapılan teşviklerle yatak kapasitesinin artması ve teknik donanımın modernleştirilmesi gibi harikulade güzel işler gerçekleştirildi. Ancak, bu hizmetin üretilmesinde ve sunulmasında esas unsur olan hekimlerin ve hekimlik mesleğinin bu kadar hırpalanmaması, siyasiler tarafından aşağılanmaması gerekirdi. Biliyorsunuz üniversite hastanelerinde özel muayene ve ameliyat yapılması yasaklandı. Bu zaten devletin izin verdiği bir uygulama idi ve fiyatlandırmayı da Bakanlık belirliyor idi. Ayrıca, bu işler için hoca adına tahsil edilen resmi meblağın yüzde 65’i Maliye’ye ve döner sermayeye aktarılıyordu. Pek çok güzel işe imza atmış olan Sayın Bakan diyor ki; “Hocalar elini vatandaşın cebinden çekecek”. İnsaf! Resmi bir uygulama gayri resmi gibi takdim ediliyor. Mesleki ahlaka uymayanlarla mücadele etmek yerine, kolayına kaçıp, tüm hocaların hasta ile temas etmemeleri için mümkün olsa duvarlar örülecek. Bir aşçı çok iyi çorba, fasulye pişirebilir. Ancak bu durum “Baklavayı da çok iyi pişirdi” sonucuna ulaştırmaz.

 

Yurt dışında deneyiminiz oldu mu?

Büyüklü küçüklü pek çok toplantı ve kurs dışında, doçentlik dönemimde birkaç ay ABD’de Cleveland Clinic’de gözlemci olarak bulundum.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Ben ülkemi ve insanını çok seviyorum. Lütfen bunu hamasi bir beyan olarak değerlendirmeyin ve yurt dışında çalışanlar daha az seviyor, gibi bir mana çıkartılmasın. Herkesin kendine göre bir izahı vardır. Yurt dışında sunulan imkânlar çok daha iyi olmasına rağmen hiç düşünmedim.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Sanıyorum 100 civarında.

 

Türkiye’deki tıbbı yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Üniversitelerimizin yayın ve araştırma faaliyetlerinin Batı ülkeleri ile kıyaslandığında iyi durumda olduğunu söylemek maalesef mümkün değil. Bu tespiti yapmak çok kolay. Ancak, bu beklentinin karşılanması için, kendi kurum ve akademisyenlerimize yarışılan ülkelerdekine benzer imkânların sunulup sunulmadığının açıklıkla ortaya konması gerekir. Uluslararası indekslere giren dergi sayımızı arttırmamız gerekir. Bunun da belli şartları var. Yayın süresi, zamanında yayınlanması, baskı kalitesi, yazıların muhtevası gibi pek çok detay var. Doçentlik başvurularında sadece yurt dışı dergilerde yayınlanmış çalışmalara değil, uluslararası indekslere giren yurt içi dergilerimizde yayımlanmış çalışmalara da puan verilmesi, kendi dergiciliğimizi teşvik bakımından önemlidir.

Türkçe kitapların çoğu tercüme,  hem de çoğu kötü tercüme. Bildiğiniz gibi popüler kaynak kitaplar onlarca akademisyenin farklı konuları titizlikle, çok geniş bir perspektif ile ele alıp yazıya dökmesi ile ortaya çıkıyor.

 

YÖK başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Bu soruya cevap verebilmek için büyüklü küçüklü tüm üniversitelerin, hatta tüm fakültelerin sorunlarını tek tek öğrenip mevcut mevzuatlarla çözülebilecek olanları hızla çözmek, gerekiyorsa, kanun yapıcılardan yeni yasaların hazırlanmasını talep etmek gerekir. Bu konuda siyasi gücün ikna edilmesi son derece önemlidir. “Problem getirmeyen yönetici, iyi yöneticidir” mantığı ile davranılmamalıdır.

Meyveleri devamlı birileri tarafından devşirilen sanal korkular ve ideolojik saplantılardan kurtulmuş olarak eğitim özgürlüğünün tüm gençlerimize sunulması için maksimum gayret gösterirdim. Öğretim üyelerini bölümlerine hapsetme gayretlerine rıza göstermezdim.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Hiçbir zaman uzaktaki hayallerin peşinde koşmadım. Her zaman bulunduğum pozisyon ve sorumluluklarımda en iyisini yapmaya çalıştım. Ortaya çıkan fırsatları değerlendirebilmenin, önceki birikimlerimizle  birebir ilişkili olduğunu hiç unutmadım. Çocuklarıma ve talebelerime de tavsiyem “her zaman bilgi torbalarını dolu tutmaları, yeteneklerini inkişaf ettirmeleri, sahip oldukları fazladan bilgilerin kendilerini meslektaşlarından bir adım öne çıkaracağını” unutmamalarıdır. Bir hedefe kilitlenerek, sırf buraya ulaşmak için gösterilen gayreti ben biraz tehlikeli buluyorum. Böyle bir yarış içindeki insan ne önündeki engebeleri görebilir ne de etrafında, aynı hedefe yönelmiş kişilerin hak ve hukukunu gözetir.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Genç bir mühendise koroner arterindeki daralma nedeni ile intrakoroner stent koymuştum. Çok da güzel olmuştu. Ben de keyifle “Geçmiş olsun Ahmet bey” deyince, o da minnettarlıkla! anjiyografi masasından cevap verdi; “Daha iyisi size olsun hocam”.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Yediğime dikkat ediyorum. Zaten içmiyorum. Kilomu muhafaza ediyorum. Fırsat buldukça, haftada birkaç defa bir saat kadar yüzüyorum. Zaman zaman rutin biyokimya baktırıyorum.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Yüzme dışında, kara avcılığı da kırk yıldan beri sürdürdüğüm bir hobim, ancak son yıllarda giderek seyrekleşiyor. Bağ-bahçe işleri de, çocukluğumdan beri keyif aldığım, beni bazen üzse de, genellikle dinlendirici olan bir uğraşımdır. Portakal tarımı ile ilgileniyorum.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Her insanda olduğu gibi, pek çok defa olmuştur. Ancak her zaman kendimi hızla toparlarım. Yeis içinde bir hayat benim inanç sistemimde yok. Dayanamayacağımız sıkıntılarla karşılaştırmaması için de Allah’a dua ederim.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Bu soruya “Evet” cevabı verebilmeyi gerçekten çok isterdim. Ancak, ailemin, benim durumumu anlayışla, sabırla karşılamaları tesellim oluyor.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer